Temmuz | 2010 | BaharDALI
Temmuz, 2010 için Arşiv

Domatesli Parmesanlı Spagetti

İtalyan tarzı spagetti makarnaların soslarında çok farklı seçenekler uygulanabiliyor. Soslarda kullanılan malzemeye uygun yağ seçimi çok önemli. Domates soslu makarnalarda zeytinyağı, krema soslu makarnalarda ise tereyağı kullanıyor. Pişme süresi çok önemli. Özellikle Al dente denilen kıvamda olması için paketin üzerinde yazan süreye göre pişirmek de yarar var. Tabii tadına bakmak da diğer bir yol. Sunum aşamasında üzerine eklenen parmesan peyniri İtalyan usulü makarnaların vazgeçilmezlerinden. Adını İtalyanın kuzeyinde Parma şehrinden alan Parmesan peyniri çiğ İnek sütünden yapılıyor. Özel sosları ile İtalya da makarna çeşitleri menüde Primi Piatti olarak başlangıç yemeği şeklinde yeniliyor. Ardından Secondi Piatti yani ana yemek yeniyor. Her sos her makarnaya yakışmıyor. Özellikle domates sosu parmesan ile spagettiye çok yakışıyor.

Malzemeler

  • 1 paket spagetti makarna
  • 50 gr çemensiz pastırma
  • 250 gr yağsız kıyma
  • 4-5 orta boy domates
  • 1 orta boy soğan
  • 1 orta  boy havuç
  • 2-3 Diş sarımsak
  • 1 yemek kaşığı domates salçası
  • 1 çay bardağı zeytin yağı
  • Bir kaç dal maydanoz
  • Parmesan peyniri
  • Tuz, kekik, karabiber

Yapılışı

  • Öncelikle sosu hazırlanır. Sos için pastırma zar boyutunda dilimlenir.
  • Tencereye zeytin yağı koyulup orta ateşteki ocağa alınır.
  • Küçük doğranmış pastırma ve kıyma tencereye alınır ve kavrulur.
  • Et pişince küçük küçük doğranmış soğan, rendelenmiş havuç ilave edilir ve kavurmaya devam edilir.
  • Doğranmış sarımsaklar ve salça tencereye ilave edilerek karıştırılır.
  • Rendelenmiş domatesler ilave edilerek 15-20 dakika orta ateşteki ocakta ara sıra karıştırılarak pişirilir.
  • Ocağın altı kapatılır. Kekik, tuz ve karabiber eklenip borcama konduktan sonra önceden 180 dereceye ısıtılmış fırında 30-40 dakika pişirilir. Fırınlamanın amacı hem kıyma ve sebzelerin fırınlayarak daha lezzetli olması hem de domatesin suyunun fırında pişerken uzaklaştırılması.
  • Sosumuz fırında pişerken spagetti makarnayı kırmadan yağ ve tuz ilave edilmiş kaynamakta olan suyun içine salınır. Makarna pişince süzülür. Kesinlikle yıkanmaz. İtalyan usulü makarnalar yıkanmadan hazırlanıyor.
  • Pişen makarna aslında orijinal haliyle direkt sos dökülüp yenmesine rağmen iki kaşık sıvı yağa tuz atıp bizim klasik yaptığımız gibi hazırlayıp üzerine ondan sonra sos döktüm. Bizim makarnalar daha yumuşak olduğu için önceden hiç yağ kullanmaz iseniz özellikle spagettiler birbirine yapışıyor. Servis yaparken önce tabağa önce spagetti konur, üzerine bolca sosu koyulup rendelenmiş parmesan peynir dökülüp afiyetle yenir.  Eğer fırsatınız var ise sosu bir gece önceden hazırlayın. Sos zeytinyağlı olduğu için bir gece buzdolabında kaldığında daha da lezzetli oluyor.
Tem 27, 2010 - Börekler ve Tuzlular    Yorum Yok

Kafesli Milföy Börek

Milföy böreğini sabah kahvaltısı için kafes şeklinde hazırladım. Kahvaltıda çayın yanında hem lezzetli çıtır çıtır hem de farklı şekilli bir börek oldu…Kaşar loru da börekler için lor çeşitleri arasında özellikle favorim.

Malzemeler

10 parça-1 paket milföy

1 yumurta-üzerine

200 gr kaşar loru

4-5 dal maydonoz

Tuz

 

Yapılışı

Kaşar loru ve ince kıyılmış maydanozlar karıştırılarak lorlu harç hazırlanır. Lor tuzsuz çıkınca lora tuz da ilave ettim.  Hafif un serpilen tepsinin arka yüzeyinde önceden çözünmesi beklenmiş milföy yerleştirilir. Lorlu harç milföylerin üzerine yerleştirilir.

İkinci milföy parçası sekiz eşit şeride bölünür. Lorlu karışım üzerine dört parça yatay , dört parça dikey şerit yerleştirilir. Şeritlerin uçları alttaki parça ile birleştirilir. Her bir kafesli parçanın altına bir üzerine sekiz şeritli ikinci milföy kullanılıyor. Şeritlerin arası daha açık tutulup altı şeritle de kapatılabilir.

Dikdörtgen fırın tepsisine yağlı kağıt serilir. Milföylerin üzerine yumurta sarısı sürüldükten sonra 175 derecede fırında hafif kızarana dek pişirilir.

Tem 22, 2010 - Et Yemekleri    Yorum Yok

Sebzeli Tavuk

İtalya tatilimizde yediğimiz yemekleri, damak tadımıza yakın bulup beğenerek tükettiğimiz için, dönüşte İtalyan yemekleri ile ilgili yabancı sitelerde dolaşmaya başladım. Bu yemek tarifi de dikkatimi çekenlerden biriydi. Ancak orijinali havuç, kereviz ve soğan olarak verilen bu tarifi, kerevizin yerine patates ve maydanoz koyarak ve birazda baharatla tatlandırmanın bize daha uygun olacağını düşündüm. Yapımı çok pratik olan bu yemeği İtalyanlar mükemmel bir sıcak salata olarak tanımlanmışlardı. İşten eve yorgun gelip pratik ve hafif bir yemek olarak hazırladığım sebzeli tavuğu çok beğenerek yedik. Zeytinyağı ile hem tavuk hem de sebzeler çok lezzetliydi. Lezzeti bizim mutfak kültürümüze uyumlu; tek farkı onlar sıcak salata olarak sınıflandırırken bizim ana yemek olarak değerlendirmemiz…

Malzemeler

  • 2 Adet tavuk göğsü
  • 1 orta  boy havuç
  • 1 orta boy patates
  • 1 orta boy soğan
  • 1 çay bardağı zeytin yağı
  • Bir kaç dal maydanoz
  • Tuz, kekik, karabiber

Yapılışı

  • Havuç ve patates ince julyen şeklinde doğranır. Soğan yarım ay şeklinde, maydanoz da iri kıyılarak hazırlanır.
  • Tavada hafif kızdırılan zeytin yağına, sebzeler ve soğan ilave edilerek sebzelerin diriliği gidene kadar kavrulur. Az yağ ile kavrulurken tavaya yapışmasını önlemek için ara sıra karıştırılır.
  • Kuşbaşı boyutunda kesilen tavuk göğsü ilave edilerek bütün malzeme birlikte kavrulmaya devam edilir.
  • Kavrulan malzemeye tuz, kekik ve karabiber ilave edilip tavuklar iyice pişene kadar yaklaşık 10-15 dakika kavrulur.
  • Sıcakken servis tabağına alınır. Afiyet olsun.
Tem 22, 2010 - Kahvaltılıklar    Yorum Yok

Kırmızı Biberli Omlet

Ağaçların arasında keyifli bir akşam yürüyüşünden- tempolu olarak yaklaşık 2,5 -3 km-sonra harcanan kalorileri geri almamanın en iyi yolu hafif sebzeli omlet diye düşünerek mutfağa girdim. Vicdanımda midemde huzur buldu tabii.

Devamını Oku »

Tem 21, 2010 - Kahvaltılıklar    Yorum Yok

Bruschetta

Roma’da yediğimiz bruschetta

Bruschetta  İtalyan mutfağının klasik lezzetlerinden birisi. Kızarmış ekmeğin üzerine sarımsak sürülüp zeytinyağı gezdirildikten sonra farklı malzemelerle hazırlanabiliyor. Biz Roma’da bir tavernada akşam yemeğinde ara sıcak onların deyimiyle antipasti olarak domatesli şekliyle denedik. Sabah ve İkindi kahvaltılarında da hazırlanabilir. Üstelik domatesli şekliyle bizim damak tadımıza da çok uygun….Klasik tarifi dışında jambon, füme, somon, közlenmiş sebze yada ançüez’le de hazırlanıyormuş. İlave olarak kekik ,taze fesleğenle tatlandırılıyor. Bu leziz aperatifi yerken müzik de başladı… Çok keyifli unutulmaz bir akşam yemeği yedik…

Malzemeler

  • 4 dilim odun ekmeği
  • 3 domates
  • 1 çay bardağı sızma zeytinyağı
  • 2 diş sarımsak
  • 1 çay kaşığı nar ekşisi
  • 4 ince dilim yağlı yumuşak beyaz peynir yada mozerella peyniri
  • 2-3 dal maydanoz
  • Tuz, karabiber

Yapılışı

  • Ekmek dilimleri 170 derece fırında 5 dakika altı üstü hafif kızartılır. Üzerlerine fırında iken bir diş sarımsak ortadan ikiye kesilip rende gibi sürtülerek tatlandırılır.
  • Bir çay bardağından bir parmak eksik zeytinyağı, bir diş rendelenmiş sarımsak, tuz, baharat ve nar ekşisi karıştırılarak sos hazırlanır. Fırından çıkarılan ekmeklerin üzerine zeytinyağlı sosun yarısı ile her yeri yağlanacak şekilde dökülür. Sosu pay ederken çay kaşığı kullandım ama pratik olması açısından yumurta fırçalarından da kullanabilirsiniz. Sos sürülen dilim ekmeklere beyaz peynir ince tabaka halinde sürülür, fırında bir kaç dakika daha fırınlanır.
  • Bir çay bardağından bir parmak eksilen zeytinyağı (1 yemek kaşığı kadar) ile teflon tavada dilim dilim kesilen domateslerin iki yüzü sotelenir. İki yüzü hafif pişirilen domatesler bir küçük kapta zeytinyağlı-sarımsaklı sosun kalan kısmı ile karıştırılır. Domateslerin kabukları soyulabilir ama ben orjinal yapımı gibi soymadım. Çekirdekleri de çıkarılabilir ancak domates suyunu da ekmeklerin yumuşaması ve sebze suyuyla lezzetlenmesi için ayırmadım.Küçük kesilen maydanozlar eklenir. Fırından çıkarılan soslu peynirli dilimlerin üzerine soslu domatesler eklenir. Domateslerin suyu ile tatlanan kalan zeytinyağı da dilimlerin kenarlarına dökülür.Sıcak servis yapılır. Hamur olmaması için aslı kalın dilim ekmek ile hazırladım ama kıtır yerine yumuşak sevenler yumuşak ekmek dilimleri ile hazırlayabilirsiniz.Benim hazırladığım bruschetta

Tem 20, 2010 - Salatalar ve Mezeler    Yorum Yok

Herse

 

Fırında yada ızgarada her ikisi de çok lezzetli . Hafta sonu arkadaşlarla yaptığımız piknikte tadı damağımızda kaldı. Evde fırında közleyerek hazırlamaya karar verdik. Yemeğin yanında insanın içini açan hafif ve nefis bir salata.

Malzemeler

  • 2 adet orta boy kırmızı biber
  • 2 adet orta boy patlıcan
  • 2 adet orta boy domates
  • 1 adet sivri biber
  • Yarım çay bardağı zeytinyağı
  • 2 diş sarımsak
  • 1 orta boy limon
  • Tuz

Yapılışı

  • Sebzeler yıkanır, kağıt havlu ile kurulanıp fırın tepsisine fırın kağıdı üzerine konur.
  • Fırın içerisinde 170 derecede iyice yumuşayana dek közlenir.Fırından çıkarılan sebzelerin kabukları soyulur, sap kısımları ayrılıp biberlerin tohumları temizlenir. Küp küp kesilir.

    Ayrı bir kapta tuz, zeytinyağı ve küçük kesilen sarımsaklar ve limon karıştırlır.

    Hazırlanan sostaki malzemeler arzuya göre arttırılabilir.

    Arzu edenler sirke de ekleyebilir. Sarımsağı direkt yemeyenler küçük kesmek yerine iki dişi bütün halde sosuna koyabilir.

  • Hazırlanan sos sebzelerin üzerine dökülüp karıştırılır. Afiyet olsun.

 

Tem 20, 2010 - Çorbalar    Yorum Yok

Kremalı Mantar Çorbası

Uzun zamandır mantar çorbası yapmayı düşünüyordum. Tatil dönüşü eve dönüp mutfağa ilk girdiğim hafta İtalya’da çok tükettiğimiz pizza, lazanya ve makarna çeşitlerinden sonra bol bol sulu taze sebzeli klasik zeytinyağlılar ve özellikle çeşit çeşit çorbalar yapmaya başladım.

Devamını Oku »

Tem 17, 2010 - Seyahatname    Yorum Yok

Verona ve Romeo Juliet evi

Verona kuzey İtalya’nın en zengin yerleşim merkezlerinden birisi. Sokaklarında dolaştığımızda kaldırımlarda dahi mermer kullanıldığını gördük. Verona tertemiz sokakları, şık mağazaları ve şık giyinen insanlarıyla Veneto bölgesinin önemli şehirlerinden biri.

Vicenza Luigi da Porto’nun yazdığı, rakip ailelerin birbirine aşık gençlerinin ;Romeo ve Juliet ‘in trajik hayatı da Verona ‘da yaşanmış. Onların öyküsü sayısız şiir, film, bale ve tiyatro eserine konu olmuş. Juilet’in evi (Casa di Giuliatta) Via Capello caddesi üzerinde yer alıyor. Evin ön cephesindeki mermer balkon Romeo ‘nun Juliet’e kavuşmak için tırmandığı balkon.

Tüm aşk efsaneleri gibi Romeo ve Juilet’in efsanesi de kavuşamayanların efsanelerinden…Onların aşkı Veronaya’da mal olmuş, Verona için Aşıklar şehri de deniliyor.

Evin çevresinde birbirini çok seven çiftlerin kenetlenip ayrılmamayı dileyerek astıkları asma kilitler, sevebileceği insanı bulmak için isim, e-mail, telefon, adres bilgilerini yazıp aranmayı bekleyenlerin yazdığı yüzlerce hatta binlerce not kağıdı var…

Veronanın oldukça eski İS 30 da tamamlanan amfiteatrı , Roma’daki Colessum ve Napoli yakınındaki amfiteatrıdan sonra üçüncü büyük örnekmiş. Roma döneminde Verona’nın tüm nüfusunu içine alıyormuş…Geçmişten günümüze Arenada; sergiler, boğa güreşleri, tiyatro ve opera gösterimlerine sahne olmuş.

Veronadaki Duomonun yapımına 1139 ‘da başlanmış. Oldukça eski binanın Romenks taç kapısı görülmeye değer.

Verona, Roma ve Floransa’da şehrin merkezindeki balkonlar özenle birbirinden güzel çiçeklerle donatılmış….Her biri birer tablo gibi…

Aşağıdaki fotoğrafı Piazza dei Signori de çektim. Meydanın ortasında 19.yy da yapılan Dante heykeli yer alıyor…Hemen yanındaki bina adalet sarayı. Dante’nin ardındaki heykel İtalyan bir doğa tarihçisinin… Meydandaki diğer heykeller ise Romalı diğer ünlü siyasetçilerin.

Dante Veronayı yöneten Scaligeri ailesine hayatı ti ye alan İlahi komedya isimli eserinin son bölümünü adamış.

 

 

 

Tem 17, 2010 - Seyahatname    Yorum Yok

Venedik

Dünya üzerinde caddeleri suyla dolu tek ve eşsiz şehir Venedik ‘e hayran  olmamak mümkün değil…Şehir Adriyatik denizi üzerinde sığ adacıkların üzerine kurulmuş. Üzerindeyken belli olmuyor ama 120 adacıktan oluştuğu söylenen Venedik ‘te 400 köprü varmış.

Ortaçağda başarılı düklerin yönetimiyle Akdeniz’den İstanbul’a-o dönemde Konstantinopolis’e- kadar genişletilmiş. Şehrin içinde ambulans ve taxiler dahi tekne şeklinde…Tek motor sesi deniz otobüsleri ve malzeme taşıyan mavnalardan geliyor. Özellikle bu şehre ve İtalya ‘ya gelen turist sayısı ayda bir milyon senede oniki milyon imiş…

Şehir içinde ulaşım deniz otobüsü yani vaporetto ile yapılıyor. Büyük kanal içinde tavsiye edilen dolaşma yolu vaporetto. Sokak araları için ise en keyifli yol tabii ki gondol. Gondol turumuzda genç gondolcumuza arya söyletemeyince turumuzu grubumuzda İtalyancayı iyi bilen Leyla hn ın aryası ile yaptık. Arya eşliğinde gondol ayrı bir keyif….Gitmeyi düşünenler için tavsiyem bizim kadar şanslı olmayabilirsiniz o nedenle; gondola binerken orta yaş ve üzerinde olan gondolcuları tercih edin. Ne varsa eskilerde var….

Gondollar dar sokakları aşabilecek ince bir gövdeye ve düz bir zemine sahip. Kürek gücüne karşın hareket oluşturarak gondolun daireler çizmesini önlemek için pruvada sola doğru bir kıvrım var. Binerken dikkat etmeniz gereken tur sırasında yerinizi değiştirmemeniz. Oturma yerleri ağırlık merkezine göre ayarlanmış…

Geçmişte çok farklı şekiller ve renklerde süslenen gondollar insanların zenginliklerini gösterişli bir şekilde sergilemelerini önlemek amacıyla 1562 yılından itibaren tamamı siyaha boyanmış.

Büyük kanalın girişinde Santa Maria della Salute yer alıyor. Bu görkemli Barok yapının ağırlığını bir milyondan fazla ağaç kazık destekliyor. Şehrin 1630′da veba salgınından kurtulmasına karşın Alllah’a onların deyimiyle Tanrı’ya duydukları şükran sebebiyle inşa edip esenlik ve kurtuluş anlamında Salute adı verilmiş.

 

Onbinlerce kişinin katılımıya yapılan Venedik karnavalının açılışı San Marco meydanında Melek Uçuşu ile başlıyormuş. Adını meydana da veren katedralin 99 metre yüksekliğinde saat kulesinden her yıl seçilen ünlü birinin melek kıyafetiyle yaptığı uçuş ile açılış yapıyorlarmış. Zamanında yapılan karnavallarda maskelerin verdiği rahatlıkla eğlencenin dozu kaçınca belli bir dönem yasaklanmış. Bir başka söyleme göre de eski zamanlarda yapılan sosyal sınıf ayrımcılığına tepki göstermek ve herkesin eşit olduğunu göstermek için de takılırmış.

Rialto köprüsü Venedik ‘in simgelerinden birisi . Büyük kanalın güzel manzarasına sahip, burası ayni zamanda şehrin kalbi gibi.

Adını Rivo alta ‘dan (yüksek kıyıdan) alıyor. Bu bölge geçmişte bankacılık merkezi iken daha sonra pazar bölgesi olmuş. Erberia (sebze-meyve pazarı) ve Pescheria (balık pazarı) ile yerli ve yabancı turistlerle dolu.

Biz köprü ve çevresini gondol turu ve alışverişten sonra dolaştık. Kanal’dan manzara çok güzel…

Doğal görünüm dışında on sekiz farklı tarihi kilise , altı farklı müze/galeri var. Gemi omurgası biçiminde çatısı ile San Giacomo dell Orio; Tiziano, Giovanni , Bellini’nin benzersiz eserleri , Danotello ‘nun heykellerinin bulunduğu Santa Maria Glorisa dei Frari sadece bir kaçı …

Biz en önemlilerinden Dükler sarayı ve San Marco Bazilikasını dolaştık.  İlgi duyanlar geniş zamanda diğerlerini de dolaşabilir.

Dükler sarayı San Marco meydanı girişinde yer alıyor. Bir zamanlar Venedikli yöneticilerin ikemetgahı ve devlet dairesi olarak kullanılıyormuş. Meydan için zamanında Napoleon Avrupanın en zarif salonu demiş. Bazilika ve meydanın adı şehrin koruyucusu olduğuna inanılan Aziz Markus’tan geliyor. Venedikli iki tüccar, Mısır’da bulnan ve Hristiyanlıkta kutsal kişilerden 4 İncil’in yazarından Markus’a ait olduğu sanılan kemiklerini ve özel eşyalarını Venedik ‘e getirmek isterler. Bir sandığa doldurup üzerini domuz etiyle kaplarlar. Domuz etini gören Müslüman Araplar sandığa hiç dokunmazlar. Bu olay kilisenin girişine de mozaiklerle resmedilmiş. Dış mekanda süsleme olarak bronz atlar kullanılmış. Bu atlar mahşerin dört atlısı olarak tanımlanıyor. Bronz atlarda zamınında İstanbul’dan getirilmiş. Bakım ve restorasyon nedeniyle ancak yandan çekim yapabildik. Meydan da oldukça kalabalık, tam anlamıyla insan seli.

Venedikten ayrılırken tekrar gelmeyi ve gondol turunu tekrarlamayı diliyoruz….

Tem 11, 2010 - Seyahatname    Yorum Yok

Burano

Venedik ‘ten bir tekne ile Murano’ ya, Murano’dan da Burano ‘ya  ulaştık. Burano gezimizde son durağımızdı. İtalya ile ilgili gezi notlarımı sondan başa doğru yazıyorum. Lagündeki adalar içinde en renkli olanı Burano. Ada içinde rengarenk küçük evler var. Sokakların arasında karşıdan karşıya geçiş köprülerle sağlanıyor. Ada halkı el işleri ve  balıkçılıkla uğraşıyor. Erkekler balık avlamaya gidince bu şirin ada da bayanlarda dantel işlemeye başlarmış. Hatta o kadar ilerlemişler ki 16. yy da Avrupa’nın en çok aranan dantelleri burada işlenir hale gelmiş. Özenle yaptıkları danteller o kadar inceymiş ki “punto in aria” (havadaki nokta) olarak anılırmış. Bu iş bu kadar ilerleyince 1872 yılında “Scuola dei Merletti” yani dantel okulu açılmış. Günümüzde dantelleri işleyenler daha çok orta yaş ve üzeri olanlar..Buranolular genç kızlarının bu işe çok ilgi duymaması nedeniyle gelecekle ilgili biraz tedirginler. Öğrendiğim kadarıyla danteller bizde ki gibi elle örülmüyormuş, özel olarak dokunuyormuş. Adadaki dükkanlardan birinin vitrininden çektiğim aşağıdaki fotoğrafta el işlerinden bir kaç örnek görebilirsiniz.

Bayanlar böyle ince işlerle uğraşırken balıkçılıktan kalan zamanda erkekler kahvehanelerde toplanırmış. Ama öyle iskambil oynamak için falan değil, müzik yapmak için ….İşte böyle sevimli ve ilginç bir ada Burano. Bir başka ilginç yanı da ada da öylesine huzur ve güven ortamı var ki evlerin kapıları ardına kadar açık …Sadece kapılarda kumaş gölgelikler var, tabii doğal klimatik adriyatik denizinin serinletici havası da içeriye giriveriyor. Evler renkli cıvıl cıvıl atmosferine uygun cam kenarları ve fon çiçekleri de birbirinden güzel. Bunun la da yetinmeyip biblolar, minik şirin objeler ile evlerinin dış görünüşünü daha da renklendirmişler, hepsi çok estetik ve şirin görünüyor…

İtalya ‘da Pisa kulesinden sonra yer çekimine meydan okuyan ikinci yapıda adadaki kilisenin eğik olan çanı.

Ada da adriyatik denizinin serinletici havasında keyiflli bir yemek yiyebilirsiniz. Biz akşam yemeğini ada da planlayıp biraz da erken varınca bir kaç restoran dışında akşam yediden önce servise başlamadıklarını öğrendik. Tabii öğrenene kadar bir uçtan bir uca dolaşıp kürkçü dükkanına döner gibi ilk gördüğümüz açık restorana geri döndük. İyi ki de dönmüşüz grubumuzun diğer kısmı ile kalabalık ve keyifli bir akşam yemeyi yemiş olduk. İtalyanlar çok düzenli ve prensiplerine bağlılar, para kazanmak için dahi olsa servise daha erken başlamıyorlar…Yemek saatlerinden asla taviz vermiyorlar…. Balık, istakoz, midye, ahtabot gibi deniz ürünleri, klasik italyan yemeklerinden lazanya, spagetti, dana ızgara gibi yemekleri bu restoranlarda yemek mümkün. Balık her zaman yiyebileceğimi düşünerek lazanya ve üzerine tatlı olarak da tiramisu yu seçtim. Özellikle tiramusu için şu kadarını söyleyebilirim ki biz ne kadar güzel tiramisu yapıyoruz desek de herşeyi yerinde yemek lazım, tadı tam anlamıyla müthişti…

Bu küçük şirin ve keyifli ortam için tavsiyem Venedik e gelecek olursanız Burano adasını görmeden dönmeyin…

Tem 2, 2010 - Kahvaltılıklar    Yorum Yok

Kaşarlı Salamlı Kanepe

Yola çıkmadan son kez mutfağa girerek bu şirin kanepeleri hazırladım. Bir hafta süreyle İtalya da lezzet denemelerine gurme olarak lazanya, spagetti ve de pizzaların tadına bakarak devam edeceğim…Tabii ki Türk yemeklerini ve mutfak maceralarımı özleyeceğim ama farklı lezzetler denemek de ayrı bir keyif …

Devamını Oku »