Eylül | 2010 | BaharDALI
Eylül, 2010 için Arşiv

Ciğer Köftesi

Bitlis, Van yörelerinde sevilerek yenilen yöresel yemeklerden biri. Tarifi Bitlis yöresine ait. Konyada da ayni yemeğin farklı bir şekilde yapıldığı söyleniyor. Yöresel olarak bulgur İçli köfte başta olmak üzere pek çok yemekte yoğun olarak kullanılıyor. Büryan, Ayran aşı, Turşu aşı da-Çorti aşı - yine bölgenin değişik lezzetlerinden. Orjinal adıyla Ciğer taplaması, Ayran aşı, Çorti aşı gibi yemekleri evde pişirmek mümkün ama Büryan’ı evde pişirebilmek günümüz şartlarında mümkün değil. Büryan’ın enteresan bir hikayesi de var.  IV. Murat Revan seferine çıkarken, Bitlis’e gelmiş. Ordusuyla birlikte dolanırken bir çobana rastlamış. Çobana ordusuna ikram edecek bir yiyeceği olup olmadığını sormuş. Çoban da; et ve sütten başka bir şeyinin olmadığını, kabul ettikleri takdirde kendilerine et ikram edebileceğini söylemiş. Hemen bir teke kesmiş, temizledikten sonra bolca tuzlamış. Daha sonra toprağı eşeleyerek derince bir çukur açmış. Topladığı dalları çukurun içine atarak yakmaya başlamış. Dalların tamamı yanıp, ateş kor halini alınca çukurun içine içi su dolu büyükçe bir kap bırakmış. Daha sonra tuzladığı hayvanı kuyunun içine sarkıtmış. Hava almaması, etin suyun buharıyla pişmesi için üzerini kapatmış. Çoban özenle pişirdiği eti padişaha ikram etmiş. Padişah bu yemeği çok beğendiğini söyleyip, “Büryan gibi pişmiş” demesi üzerine o günden sonra bu yemek hep yapılmış ve adına büryan denilmiş. İleride bir Doğu Anadolu turu yapabilirsek Büryan’ı yerinde deneyeceğim. Evde pişirebileceğim diğer yöresel lezzetlerden Çorti aşı ve Ayran aşıda denemek istediğim diğer yemeklerden.

Malzemeler

  • 1 kg. karaciğer-kuzu
  • 1 paket ince bulgur
  • 1/2 su bardağı irmik
  • 2 orta boy kuru soğan
  • 4-5 dal maydanoz
  • 3-4 adet sivri biber
  • Tuz, pul biber, karabiber, reyhan

Sosu için;

  • 3-4 yemek kaşığı sıvıyağ yada arzuya göre tereyağı
  • kırmızı tozbiber,pul biber-acı sevenlere-
  • 1 y.kaşığı salça

 Yapılışı

  • Ciğer ve rendelemiş soğan rondoda iyice pürüzsüz hale gelene kadar çekilir.
  • İnce kıyılan sivri biber, reyhan, tuz,  ve baharatlar karışıma eklenir. İnce bulgur ve irmik eklenir. Hepsi birden rondodan geçirilip iyice çekilir. Derin bir kapta birbirini tutuncaya kadar yoğrulup kıvamına göre gerekirse bir miktar ince bulgur yada un ilave edilir. Elimizle ıslatarak küçük bezelere ayrıp yassı küçük köfteler şeklinde şekil veriyoruz. Ardından on beş- yirmi dakika bekletiyoruz.
  • Kaynayan tuzlu su içine atılıp, köfteler suyun üzerine çıkana kadar pişirilir. Delikli servis kepçesi ile suyu süzdürülerek çıkarılır.
  • Tencereden alınan köfteler sıcak olarak servis yapılır. Üzerlerine salçalı,kırmızı biberli kızdırılmış yağ dökülür. Arzuya göre yoğurtta ilave edilebilir.
Eyl 27, 2010 - Seyahatname    Yorum Yok

Siena

Siena tarihi özelliklerini çok iyi koruyan şehirlerden birisi. Evlerin kırmızı tuğlalı kendine özgü mimarisi ile diğer şehirlerden ayrılıyor. Ortaçağ’da bu binalarda kullanılan tuğlaların üretimi ile de ün yapmış. Efsaneye göre şehir Roma’yı kuran Remus ‘un oğlu Senius tarafından kurulmuş. İkiz kardeşleri emziren kurtta şehrin sembolü olmuş. Bu kurtun sembolik heykelini Siena ‘da ve Roma da bazı tarihi binalarda  görebilirsiniz. Orta çağ ve Rönesans dönemine kadar İtalya’daki güçlü şehirlerden biri iken Rönesans sonrası Floransa’nın egemenliğine girmiş.

Kırmızı tuğlaların hakimiyetinin bir sebebi varmış. Floransa’yı hakimiyetine alan ünlü Medici ailesi ile Toscana bölgesinde Siena’ya egemen olmaya çalışırken o dönem şehri tamamen harap etmiş. Ardından şehrin yeni baştan yapılandırılması sırasında bir an önce tekrar inşa edilmesi için hızlı ve ucuz bir yol olması açısından tüm binaları kırmızı tuğlalarla yapmışlar. Görüntü çok otantik. O dönemden sonra yapılan diğer binalarda görüntüyü bozmadan ayni malzeme ve tarzda inşa edilmiş. Tarihi dokuyu koruma konusunda tam anlamıyla örnekler. Bizim bu konuda çok yol kat etmemiz lazım diye düşünüyorum.

Siena kırmızı tuğlalarıyla yapılmış evleri dışında Duomonun taş ve renkli mermer ile el işçiliği de görülmeye değer.

Şehre özgü bir başka konu 16.yy dan beri her yıl Temmuz ve Ağustos aylarında şehrin daracık ve eğimli sokaklarında yaptıkları at yarışları. Sokakların arasında düzenlenmesi dışında diğer ilginç yanı atın sadece gemlerini kullanarak çıplak ata binmeleri. Bu nedenle yarışlara katılmak ciddi ustalık istiyor. Evlerin önünde de araba park alanı yerine duvarlarda atları bağlamak için büyük metal halkalar var. Şehir içinde farklı bölgeler var. Bu bölgelerin de kendine özgü filamaları var.

Farklı filamalı bölgeler bu yarışlarda birbirleriyle yarıştıkları için şehrin kendi içinde müthiş bir rekabet var. Filamaları fotoğraftan görebilirsiniz.

Yarışlar Campo meydanında başlıyor ve şehrin sokaklarında yapılıyor. Campo meydanı bu nedenle şehrin kalbi gibi.

 

 

 

Yarış zamanında meydanda çevredeki cafelerin masaları kaldırılıp seyirciler için localar hazırlanıyor. Localardan ve orta bölgeden seyirciler yapılan at yarışını seyredebiliyorlar.

 

Kaynak: www.aboutsiena.com

Midye şeklinde hafif eğimli bir meydan. Yarış zamanı dışında da meydan hareketli. Cafelerde oturanlar, meydanın taşlarında gazete,dergi okuyup, güneşlenenler. Meydanda biraz vakit geçirip dinlendikten sonra katedralin yanında bulunan müzeye ve ardından kuleye yöneldik.

Kule yüksek bir tak gibiydi. Daracık ve dönerek çıkılan merdivenler var. Ayni anda sadece tek bir kişinin geçebileceği kadar dar. Bi gayret çıkarız derken döne done başımız döndü çıkana kadar. Ama yukarı çıkıpda manzaranın keyfine varınca değdi  doğrusu . Yukarıdaki ilk fotoğraftan gördüğünüz gibi şehir ayaklarımızın altındaydı. Enteresan tarafı çatılarda hiç uydu anteni yok. Sonradan öğrendik ki klimada kullanmıyorlarmış. Daha doğrusu yasakmış. Şehrin tarihi dokusunu korumak için alınan bir önlemler. Koruma çalışmaları bu kadarıyla da kalmıyor. Ciddi bir finans akışı da var. Şehirlerin girişinde rehberimiz ayakbastı parası olarak her şehre girişte ciddi bir ödenek ayırıyor. Bu paralarda şehrin genel görünümü, tarihi eserlerin bakımı gibi konularda kullanılıyormuş. Ayda bir milyon, senede on iki milyon turistin gelişiyle sadece ayakbastı parasından elde ettikleri geliri tasavvuf edemiyorum. Turizm ciddi anlamda gelir kaynakları. Bu kadarıyla da kalıyor. Esnafı da İtalyan hükümeti ciddi anlamda koruyor. Biz bu kadar şehir gezmemize rağmen bir tane Çin, Meksika yada Türk restoranı göremedik. Tabii ki İtalyan yemeklerinin tadına bakmaya kararlıydık ama bu durum biraz ilginç geldi doğrusu. Sorduğumuzda öğrendik ki Berlusconi’ nin kararıyla hepsi kapanmış. Kendi restoranlarının payını paylaşmak istemediler anlaşılan…

Siena’nın bir başka özelliği çevresinin doğal güzellikleri ile yeşilin her tonuna sahip olması. Toscana’nın verimli topraklarında, otantik evler, üzüm bağları, çiftlikler şato görünümünde ortaçağdan kalma evler…Bu bölgede Siena dışında geniş zaman ayırarak dolaşılabilecek pek çok tarihi  kasaba var. Pisa’ ya geçmek üzere Siena’dan ayrılırken Toscana bölgesi için arabayla geniş zamanda ayrı bir gezi yapmaya karar verdik.

 

Kaynak: www.aboutsiena.com

Eyl 21, 2010 - Salatalar ve Mezeler    Yorum Yok

Domates Soslu Kırmızı Biber

Önceki yıl Semra ‘lara iftar yemeğine gittiğimizde yediğimiz karışık biber sotenin tarifini almıştım. O zamandan bu yana bazen yemeklerin yanına bazen de pazar kahvaltılarında hazırladığım severek yediğimiz aparatiflerden biri oldu. Kullandığınız domatesler benim kullandıklarım gibi sulu olursa biberler bol domates soslu ve daha lezzetli oluyor. Tabii bu tür sebzeli çeşitlerde kullandığınız sebzelerin mevsiminde ve taze olması lezzeti için çok önemli. Son dönemlerde semtimizde kurulan organik sebze satılan köylü pazarına da bu nedenle abone olduk. Taze sebze ve meyveleri en doğal yetiştiren köylüler oluyor. Geçen semiz otu alırken tezgahın önünen burada yok galiba diye geçip gidiyordum ki sorunca öğrendim. Semiz otuna hiç benzetemediğim küçük yapraklı sebze meğer semizotuymuş. Bizim semt pazarından aldığımız semiz otu aslında organik yetiştiğinde yaprak büyüklüğü dörtte birine düşüyormuş. Doğal ürünleri yiyebilmek ne kadar zorlaştı artık…

Acı sevenler sivri biber ilave edebilir. Kalori hesabı yapanlar ise teflon tava kullanarak sıvı yağ miktarını azaltabilir.

Malzemeler

  • 1 kg çarliston biber
  • 3-4 orta boy kırmızı biber
  • 3-4 orta boy domates
  • 1,5 çay bardağı sıvıyağ
  • 1 diş sarımsak
  • Tuz

Yapılışı

  • Biberler küp küp kesilir. Sıvıyağ hafif ısınınca biberler eklenir.
  • Ara sıra karıştırılıp kapağı kapatılarak pişirilir. Bu aşamada biberler kendi suyunu salıyor.
  • Biberler suyunu hafif çekip yumuşayınca rendelenen domatesler eklenir. Tuz ilave edilir.  Küçük kesilen sarımsak eklenir.
  • Beş dakika kadar daha karıştırılıp servis yapılır. Biberler iyice yumuşadıktan sonra domatesi eklerseniz domatesin suyunu biberler çekmeden daha lezzetli oluyor.
Eyl 15, 2010 - Seyahatname    Yorum Yok

Didim

Altınkum plajında geçen yıl Ağustos ayında bir hafta tatil yaptık. Yukarıdaki fotoğrafı kaldığımız otel odasından asansör ile kahvaltıya inerken yakaladım.

Sakin bir tatil hem berrak hem de çarşaf gibi deniz arıyorsanız bu şirin tatil beldesinde özellikle Altınkum plajında hoş vakit geçirebilirsiniz. Biz resmen balıklarla birlikte yüzdük. Onları çıplak gözle bile görebiliyorsunuz öyle deniz gözlüğü falan kullanmanıza gerek yok.

Didim in turistik ören yerlerinin başında  Apollon tapınağı geliyor. Tapınağın ve Didim in sembolüde yine bu tapınakta sergilenen Medusa heykeli…

 Efsaneye göre deniz Tanrısı Poseidon,çok güzel bir kız olan ve saçlarıyla övünen Medusa’ya aşık olur ve ona Athena’ya adanmış bir tapınakta tecavüz eder. Bu durumu kendisine hakaret olarak kabul eden Athena’nın öfkesi Medusa’yı hedef alır ve kızı saçlarının her bir teli yılan olan,bakışlarıyla taşa çeviren bir yaratığa dönüştürür… Yüzyıllar geçse de ihanet öyküleri hep benzer şekilde efsaneleşiyor.

Tapınakta ise Medusa Başı heykeli veya nazardan korumak için alınmış bir önlem  olarak kullanılmış.Kötü gözle bakan taş kesilsin gibi bir anlam yüklenmiş…

 

Eyl 15, 2010 - Seyahatname    Yorum Yok

Vatikan

Vatikan dünyanın en küçük yüzölçümü ve nüfusuna sahip ülkesi . Devletin başkanlığını Papa ’nın yaptığı Vatikan, Roma’nın sınırları içerisinde bulunmakta. İlk olarak 1929 ‘da bağımsızlığını ilan eden ülkede yaklaşık 500 kişi yaşıyor. Çalışanların ve din adamlarının ikamet ettiği alanlar dışında; postahanesi, bankaları, parası, hukuk sistemi, gazetesi ve 20 dilde yayın yapan radyosu var. Devletin başındaki Papa dini gücüyle o kadar etkili bir insan ki Amerikan Başkanları bile sadece O’nun önünde eğiliyor. Bu küçük görünüp gücü aslında çok büyük olan ülkenin gelirleri dünyanın her yanında kilise olmasına karar verilen arsaların satın alınıp ardından kiralarının toplanması yoluyla sağlanıyormuş. Kurulduğu dönemden itibaren tüm eserler Katedral ve Vatikan müzesi içinde yer alıyor. Katedral ayni zamanda Rönesans ve Barok dönemin önemli eserlerinden. İçeride yer alan Bernini ve Michelangelo’nun eserleri kolleksiyonun paha biçilemeyen parçalarından. Vatikan’ın ön tarafında yer alan SAN PIETRO katedrali 1641 yılında inşa edilmiş. Katedralin bulunduğu meydan ayni zamanda Papa’nın halka hitap ettiği meydan. Üç kutsal kitapta ortak noktalar arasında yer alan ; oruç gibi, güzel ahlak gibi ölçülü giyim de dinine çok bağlı olan katoliklerde önemli konulardan. Vatikan ‘a ve katedrale girerken kıyafet yönetmeliğine uymak gerekiyor. Bayanların askılı ve mini ile girmesi, erkeklerin kısa şort ve şapka ile girmesi yasak. Ancak içerideki fotoğraftan da göreceğiniz gibi ziyaretçiler için kurallar yine de çok sınırlayıcı değil; kısa kollu serbest baş örtüsü istenmiyor. Daha detaylı kurallar Katoliklerde daha çok kendini tamamen dinini yaşamaya adamış rahibeler için söz konusu; onlar uzun kollu uzun elbise giyip başörtüsü kullanıyorlar.

Tavandan yer döşemesine kadar her şey çok estetik el işçiliğiyle yapılmış. İçeride papalarla ilgili de bilgiller var; büyük bir panoda tamamının kronolojik sıra ile isimleri yer alıyor. Katedraldeki en özel eserlerden biri Michalengeleo ‘nun Mermerden inşa ettiği Meryem ana ve kucağında İsa heykeli . Tek parça mermer nasıl da hiç kırılmadan bu kadar detaylı çalışılmış. Renkli olsa canlı zannedersiniz. Özel olarak korunmaya alınan heykelin camekan ardından ve uzaktan ancak bu kadar net görüntüleyebildim. Belki elimde daha iyi bir objektif olsa daha net bir görüntü çıkabilirdi ortaya. Ama bu kadar bahsettikten sonra çektiğim fotoğrafta merakınızı gidermeye yeter diye düşünüyorum.

Vatikan müzesi ve koleksiyonu için ise kesinlikle ayrı bir gün ayırıp sabahtan yola çıkarak yoğun kuyruktan fazla nasibinizi almadan gitmeniz gerekiyor. Bir başka yolda çok planlı iseniz önceden rezervasyon yaptırmak. Biz rezervasyon yaptırmadan sabahın erken saatlerinde kırmızı renkli metro yani A hattıyla , Ottaviano istasyonuna gittik. Ottaviano istasyonunda inince, VIA OTTAVIANO caddesini takip ederek, ilerledik. Küçük hediyelik, şık kıyafetler satan mağazalardan sonra sağ tarafta MUSEI VATICANI yani Vatikan müzesi yazısını görerek sağa döndük. Müze girişi olduğunu 100-200 m önceden anlaşılıyor çünkü önünde epey yoğun kuyruklar oluyor. Kuyrukta Rusu, Almanı, Hintlisi Çinlisi her milletten insan görmek mümkün…Giriş kişi başı 15 Euro. Roma Pass kart alanların kartı Vatikan ’da geçersiz çünkü burası farklı bir ülke. Roma’ ya kadar gidip Melekler ve Şeytanlar filminde izlediğimiz Vatikan müzesini görmeden dönmeyiz dediğimiz yerlerdendi. O nedenle kalabalık ve metrelerce uzayan kuyruğa aldırış etmeden sabah erken saatlerde gitmenin avantajı ile bir saatlik bekleyişten sonra içeriye girmeyi başardık. Girişte dedektörler ile uçağa giriş öncesi yapılan aramalar gibi ciddi bir arama yapılıyor. Ancak içeriye kamera, fotoğraf makinası sokmak yasak değil. Bazı odalarda flaş kullanmak yasak. Şehir efsanesi midir bilinmez ama rivayete gore bir Türk’ün etkisi ile böylesi yoğunlaşmış… Hangi Türk olduğunu hemen hatırlayacaksınız tabii ki Meğmet Ali Ağca…. Yani her yerde iyi yada kötü bir şekilde başı çekmişiz.

Suikastten konu açılmışken Papa’nın koruyucuları İsviçreli askerler.  Ellerinde mızrakları, bellerinde kılıçları, renkli üniformaları ve hareketsiz duruşlarıyla Dolmabahçe sarayını koruyan askerler gibi turistlerin oldukça fazla dikkatini çekiyorlar. Tam 500 yıldır Papa’ya sadakatle hizmet ediyorlarmış.

Hepsini dolaşamadık ama toplam 1400 odası olduğu söylenen Vatikan Müzesi’nin içinde en önemli bölümleri; 1508-1512 yılları arasında inşa edilen ve adını Papa Sixtus IV’den alan CAPELLA SISTINA yani Sistina Şapeli, Papa Julius II’nin görevlendirdiği Raphael’in dekore ettiği RAPHAEL Odaları, bir dönemin tarihini yansıtan Harita ve Goblen koleksiyonları . Harita galerisinde Malta kuşatması, galerinin duvarına 16.yy haritacısı Ignazio Danti tarafından resmedilmiş. Kilise topraklarına ait 40 harita yer alıyor. Yukarıdaki fotoğraf Sistina Şapeli ‘nin tavanında yer alan Michelangelo ‘nun yaptığı dünyanın yaradılışı ve ilk insanın düşüşünü anlatan ünlü tavan freski. Ortadaki resim; ilk insanın yaratılışını anlatıyor. Pek çoğunuzun kartpostallarda gördüğü iki parmağın uc uca etkileşimi ile Michelangeleo Hz.Adem ‘in yaratılışını resmetmiş. En sağdaki resimde ise Hz.Adem ve Hz.Havva anamızın Cennette yasak elmayı koparıp Cennetten kovuluşları resmedilmiş. Şapelin sağ duvarı boyunca Hz.İsa’nın sol duvarı boyunca Hz.Musa’nın mucizeleri resmedilmiş. Tabii Peyganberimizi son peygamber olduğu için kabullenmek istemediklerinden olsa gerek yapım yılı 1500 lerde olan şapelde sadece iki Peygamberin mucizleri yer alıyor. Avrupa birliği konusunda Yunanistan gibi bir ülke sorun yaşamadan dahil edilirken bizim dahil olmamızda sadece birliğin prosedürlerindeki eksiklerimizden olmadığını bir din bütünlüğü ve farkı olduğunu Şapeli dolaşırken tekrar derinden hissettim.

Aşağıdaki fotoğraf ise Raphael odalarının birinden çektiğim bir savaş resmi. Tarihlerini adım adım resimlere işlemişler. Bu odalardaki resimler Raffaello tarafından 16. yy.’da yapılmış. Sistine şapelinde tavanlar ve duvarlar, Rafael Odaları’ndaki duvar resimlerine bakarken kendiniz kaybediyorsunuz. Heykeller öylesine detay çalışılmış ki ; eller, ayaklar, kaslar, Resimlerde insan figürlerinde ;gözler, bakışlar ve kumaşlarda ;doku ve ipliklere kadar tüm ayrıntılar sanki büyüteç ile işlenmiş.

Vatikan ‘da dolaşıp İtalya ve Katolik tarihini ve koleksiyonunu gezerken çok farklı bir Amerikalı ile tanıştık… Fotoğraf çekmesini rica ettiğim 25-27 yaşlarında görünen mütavazi bir turistti önce ilk bakışta…Yatay çektiği pozdan sonra İngilizce olarak bir pozda dikey çekermisiniz dediğimde bana “şöyle mi ?” diye sormaz mı…Amerikan İngilizcesini aksanlı ve çok düzgün konuşmasına rağmen Türkçesi de oldukça net olunca acaba Türk mü yada Türkçeyi nasıl öğrenmiş olabilir diye düşündüm. Dayanamayarak başladık Türkçe konuşmaya… Türkçeyi nerden biliyorsunuz dediğimde bize hikayesini anlattı. Amerika ‘da evlerine misafir gelen bir Türk kızıyla arkadaşlığı sırasında Türk ve Osmanlı kültürüne çok ilgi duymuş. Önce Türkiye’ye gelip Tömer ’de bir yıl ders alarak Türkçe’yi öğrenmiş. Ardından Osmanlı tarihini incelemek için Arapça dersleri almaya başlamış. Ülkesine geri dönüp ilk önce Osmanlı Tarihinde master ardından doktoraya başlamış. E pes yani dediğinizi duyar gibiyim… Biz dedik şahsen hatta ağzımız açık kaldı, insanın azimli olunca yapamayacağı yok… Ama evlerinde kalan Türk kızına da bravo doğrusu Türklerin ve Osmanlılar bu kadar iyi lanse edilmiş ki Amerikalı bir genç kızın oralardan kalkıp Türkiye’ye gelerek iki dil öğrenmesine ve tüm eğitim hayatını Osmanlı Tarihi üzerine kurmasına vesile olmuş…

İtalya seyahatine çıkmadan önce İtalya ile ilgili okuduğum kitaptan Vatikan müzesinin inceleme detayınıza göre bir buçuk saat ile beş saat arasında dolaşabilirsiniz şeklindeki yorumu okumuştum. Biz üç buçuk saat dolaşmışız.. Ama inanın zamanın nasıl geçtiğini hiç anlamadık desem yeridir. Vatikandaki şaheserleri dolaşırken cupola adı verilen kubbesine çıkmaya ne taakatimiz ne de zamanımız kalmadı. Çıkmak için iki yol varmış, asansör veya merdivenler. Tüm Roma’yı göreceğiniz kubbenin en üst noktasından  manzara oldukça oldukça güzelmiş. Biz Roma manzarasını  SAN PIETRO katedralinin karşısında yer alan ve alttan ona bir tünelle bağlanan Melekler kalesinden seyrettik.  Bu tünel Papa’ların acil –ekstra durumlarda ortadan kaybolabilmeleri için yapılmış.Müze bitince, VIA PORTO ANGELICA caddesini takip ederek, SAN PIETRO katedralinin bulunduğu yere çıkılıyor. VIA CONCILIAZIONE caddesini takip ederek, FIUME TEVERE nehri kıyısından  CASTELS ANGELO kalesine kadar yürüdük. Kalenin tepesine çıkarak Vatikan’ın ve Roma’nın manzarasına karşıdan baktık.

Eyl 15, 2010 - Seyahatname    Yorum Yok

Roma

Roma’da ilk günümüzde tur grubumuz ve rehberimizle birlikte Vatikan’daki SAN PIETRO katedralini gezerek başladık. Katedralle ilgili fotoğraflara gezi menüsündeki VATİKAN kısmından bakabilirsiniz. Ardından şehrin diğer önemli meydanlarını; yukarıdaki fotoğrafta görünen PIAZZA NOVONA yani Novona meydanını , PANTHEON’u,  PIAZZA DI SPAGNA yani İspanyol merdivenlerini, FONTANA DI TREVI  yani  Aşk çeşmesini dolaştık. Roma için kesinlikle ayağınızda iyi bir spor ayakkabı yada hafif rahat bir sandalet şart . Çünkü bahsettiğim meydanların tamamını dolaşmanın en iyi yolu yürümek. Roma sokakları bazı yerlerde çok dar arabaların geçişine izin verilmiyor. Ayrıca bir şehri yakından yaşamanın en iyi yolu dolaşıp sokak aralarındaki hayatı da görmek diye düşünüyorum. Arabayla bir şehri dolaşmak birazcık şehre teğet geçmek gibi… Dolaşmak için farklı araçlar kullananlar da var. Ginger, motosiklet, bisiklet, fayton…

Fayton deyince şaşıranlar olabilir ama ayni bizdeki gibi fayton gezileri orada da turistler için oldukça popüler bir yol. Hatta Akdeniz kültüründen ortak özelliklerimiz mi desek bilemiyorum ama atlarını bile bizdeki gibi el işi ürünlerle süslüyorlar…

Estetik konusunda İtalya bir ekol diye düşünüyorum. Mağazaların vitrinleri, giriş kapıları, evlerin balkonları, kapıları hepsi çok estetik ve tarihi….

Ayrıca ;çiçekler, tüller, biblolar, sepetler gibi aklınıza gelebilecek pek çok orijinal aksesuarla süslenmiş…Sanatın merkezi olan bu ülkede yetişen sanatçıların estetik genleri kuşaktan kuşağa taşınmış galiba:)) Tablo gibi görünüyor,bayıldık doğrusu J

PONTE VITTORO EMANUELLA II köprüsü üstünden heykelleri ve nehri izleyerek geçtik. Roma’yı ikiye bölen Tiber Nehri usul usul akıyor. İleride San Pietro Katedrali’nin kubbesi görülüyor. Köprüyü geçtikten sonra, yürüyerek CORSO VITTORIO EMANUELLE II   ( Emanuelle II, İtalya’nın ilk kralının ismi) caddesinden, PIAZZA NOVONA meydanına kadar yürüyerek ulaşabilirsiniz. Bu meydan da dönemin en güzel Barok yapıtları var.  Bir başka özelliği ise günümüzde tam olarak ressamlar sokağı şeklini almış. Sokak ressamları o kadar mükemmel tablolar yapmışlar ki galerideki resimleri dolaşır gibi bir uçtan bir uca dolaşabilirsiniz. Ayrıca bu meydandaki Fontana dei Quattro Fiumi isimli yapıt Bernini ’nin en muhteşem yapıtı. Dünya ’ daki o dönemde bilinen dört büyük nehri (Nil,Tuna,Ganj ve Rio de la Plata) temsil eden heykellerden oluşuyor. Yan tarafında da  Neptün Çeşmesi’ yer alıyor. Meydanın tadını çıkarmak için cafelerden mola vermeye uygun.

  

Novona meydanında yürümeye devam ederek, ara sokaklardan, hediyelik eşya satan dükkanları geçip, PANTHEON a ulaşılabiliyor. Haritada ara sokakları ve tarihi eserlerin tümünü görerek yönünüzü ayarlayabilirsiniz. Pantheon tarihi ve mimari yönüyle mutlaka görülmesi gereken bir yapı. Pagan döneminde tapınak olarak inşa edilmiş ama sonrasında katolik kilisesine dönüştürülmüş. En önemli özelliği mimari de kafesleme tekniği adı verilen teknikle direk kullanılmadan yapılmış bir kubbesi olması. Bu kubbenin tam ortasında ise  kocaman bir delik yer alıyor.  Kare bantlar oculus adı verilen delikten içeri sızan ışığın bir illüzyon sağlamasının yanında kubbenin çökmesini de önlüyor. Raphaello’nun mezarının da burada olduğu biliniyor. Pantheon’un bulunduğu meydanda Bernini’nin bir eseri daha yer alıyor. Mısır dikilitaşını taşıyan bir fil heykeli. Ayrıca meydanda cafe ve restoranlar ile fastfood tercih edenler için Mc Donalds var. Tüm İtalya’da dikkatimizi çeken hiç farklı mutfakların geleneksel restoranlarının olmaması oldu. Berlusconi’nin aldığı bir kararla hepsi kaldırılmış, amaç tabii ki kendi restoranlarını kalkındırmak. Doğrusu biz pek şikayetçi değildik; pizza çeşitleri, makarna çeşitleri, lazanyalar, balık ve dana etli yemekleriyle İtalyan mutfağı gayet lezzetli ve çeşitli. Biz gittiğimiz yerin geleneksel tadlarını denemekten yana olduğumuz için yeni lezzetlerden keyif aldık …

Via del Corso caddesinden yürümeye devam ederseniz  VIA FONTANA DI TREVI yani aşk çeşmesi caddesine çıkabilirsiniz. Fontana di trevi yani aşk çeşmesi 1730 lu yıllarda yapılmış. Yapımı 30 yılda tamamlanmış. Çeşme üzerinde deniz tanrısı Neptün’ün heykeli ortada yer alıyor. Her iki yanındaki deniz atları iki farklı karakterde. Bunlardan biri kızgın zaptedilemeyen, diğeri sakin; kulağının dibinde borazan öttürülmesine rağmen sakinliğini kaybetmeyen bir at figürü. Heykeltıraşın burada anlatmak istediği kızgın at ile denizin dalgalı hali iken sakin at ile denizin durgun halidir. Aslında hayatın da inişleri ve çıkışları olduğunu anlatmak istemiş. İnanışa göre eğer çeşmenin havuza para atarsanız Roma’ ya-İtalya ’ya bir daha geri geleceğiniz anlamına geliyor. Tabii bence tamamen şehir efsanesi, işin aslı müthiş zengin tarihi, doğal güzellikleri ve sıcak iklimi ile bir gidenin bir daha tercih edebileceği bir ülke olması… Biz de tekrar fırsat bulursak yine gelelim diye düşünerek ayrıldık İtalya’dan… Aşk Çeşmesini karşınıza aldığınızda sol tarafta nefis lezzetli dondurma çeşitleri olan bir roma dondurmacısı var, tadına bakmadan geçmemenizi tavsiye ederim. Roma dondurması oldukça meşhur; kavunlu, tiramisulu, kahveli çeşitleri tadına bakılması gereken farklı lezzetlerden…Yine  Via del Corso  caddesi üzerinden yukarı doğru devam ederek, Via Condotti caddesine ulaşabilirsiniz. PIAZZA DI SPAGNA yani İspanyol Merdivenlerine ulaşabilirsiniz. Adını 17. yy’da Papalık bölgesinin İspanyol büyükelçiliğini barındırmak üzere burada inşa ettiği Palazzo SPAGNA’dan almış. Merdivenlerde dinlenip soluklandıktan sonra karşı sokağında yer alan Gucci, Prada gibi şık ve önemli markaların mağazaları dolaşabilirsiniz. İspanyol merdivenlerinin bulunduğu bölgeye Metro ile A hattından gelip SPAGNA durağında inerek de ulaşabilirsiniz.

Tur programı dışında önceden gitmeyi planladığımız yerleri ise şehir haritası ve metro ile kendimiz dolaştık. Özellikle içini görmek istediğimiz ; Vatikan Müzesi, Melekler Kalesi, Kolesyum planladığımız listede ilk sıralarda yer alıyordu. Aslında Roma ‘yı kendi başınıza bir şehir haritası, kendinizi ifade edecek kadar İngilizce ve  metro kullanımıyla rahatlıkla dolaşılabilirsiniz. Kendi başına dolaşıp üç gün kalacaklar için Roma Pass kartı oldukça uygun . Toplu ulaşım ve ilk iki müze de giriş ücretsiz. Roma Pass kartının fiyatı kişi başı 25 euro . Zaten müze girişleri 8-15 Euro arası değişiyor. Dolayısı ile iki müze ve ulaşımı hesaplayacak olursanız kesinlikle daha fazlasını veriyorsunuz  Biz İtalya’nın ve Roma’nın bir kısmını kendimiz bir kısmını da tur ile birlikte dolaştık. Geneli görmek için tur grubu ancak özel olarak içine girerek dolaşmak istediğiniz yerler için kendiniz dolaşmanız gerekiyor. Turun programında istediğiniz yerleri seçebileceğiniz için tercih yaparak  kendi belirlediğiniz yerleri gezebilirsiniz. Tur programının bizim için avantajı gördüğümüz yerleri rehberimizle daha bilinçli dolaşmak ve sadece Roma değil İtalyadaki diğer önemli ve tarihi şehirleri de görmek oldu. Şehirler arası transferler ve ara bölgelerin  sekiz gün gibi kısa sürede dolaşabilmek açısından avantajlı oldu. Bunu okurken sekiz gün çok da kısa bir zaman değil diye düşünenleriniz olabilir . Ama söz konusu ülke İtalya ise gidenler bilir sekiz gün kesinlikle uzun değil. Bu sure içinde gördüğümüz şehirler; ROMA, FLORANSA, VENEDİK, PİSA, SİENA, VERONA, GARDA gölü-SIRMIONE ve dünyanın en küçük ülkesi VATİKAN oldu. Geziler menüsünden diğer şehirlerin ve dünyanın en küçük ülkesi VATİKAN ‘ın fotoğraf ve yorumlarına ulaşabilirsiniz.

Roma ‘yı dolaşırken kalacağınız otelin resepsiyonundan yada turizm bürolarından ücretsiz şehir haritası bulmanız mümkün. Haritayı daha iyi anlamanız ve verimli kullanmanız için bilmeniz gereken bir kaç nokta var. Haritada göreceğiniz ifadelerden; VIA cadde ,  PIAZZA ise meydan anlamına geliyor. Haritada metro güzergahlarını incelerseniz iki metro hattı olduğunu göreceksiniz. Biri kırmızı hat, diğeri mavi hat. Metro biletleri, istasyonların girişlerinde, otomatik para atılıp bilet alınabilen makinalardan alınıyor. Bunun için yanınızda bozuk para bulundurmanız gerekiyor. Metro biletini günlük veya tek seferlik alabilirsiniz. Tek seferlik bilet, 1 euro. Farklı hatta, 75 dakika içinde, aynı bileti iki kez kullanabiliyorsunuz. Metroda inilecek her istasyonu sesli ve yazılı olarak gösteren bir düzen var. Yani dikkatli olursanız , yanlış inmeniz mümkün değil. İtalyanlarda şehir içi ulaşımda sıkça kullandığı metro hatları genellikle biraz kalabalık oluyor, ancak ulaşım için en emniyetli bir yol. Tabii emniyeti taksicilerin dolaştırma ve farklı tarife uygulamalarına karşı söylüyorum. Roma ’da her zaman İstanbul ‘daki gibi temkinli olmak gerekiyor, çantalarınıza ve cüzdanlarınıza dikkat :)) Biz hiç yaşamadık ama bu konuda kötü tecrübeleri olanlar var…Müzeleri dolaşırken geneli 09:00-19:00 arası açık ve genel olarak pazartesi günleri kapalılar.
 

İlk gün ki turumuzdan sonra ikinci gün mavi metro hattı üzerindeki COLOSSEO istasyonunda inerek Kolesyumu  ve çevresini gezebilirsiniz. Kolesyum meşhur gladyatör dövüşlerinin yapıldığı amfi tiyatro. İ.S.72 yılında yapılmaya başlanmış. 55 bin kişi alacak kadar devasa.. Oturma düzeni sınıflara göre ayarlanmış. Arena adını inşa edildiği Neron un sarayındaki yaldızlı bir bronz heykelden almış. 523 yılına kadar dövüşler devam etmiş. Bazı taşlar taş ocaklarında kullanılmak üzere alınmış, ardından ikinci dünya savaşında da bombalanmış . İtalya ’daki orijinal formu ile kalmamış nadir eserlerden. Görüntüsü aşağıdaki gibi. Tribünlerin arka kısımları gladyatör kıyafetlerinden küçük bir müze oluşturulmuş. O dönem epey vahşet yaşanmış buralarda … Gladyatör filmini seyredenler hatırlar; köleleri kölelerle, hayvanları kölelerle dövüştürüp hem eğlenmiş hem de bahislerle epey para kazanmışlar.(Ne vahşet değimli? Romalılar epey acımasızmış…) Hayvanların arenaya çıkarılması için arena zemini basit sarkaç sistemleri ve kafeslerle kaplı, küçük maketlerini müze şeklinde ayırdıkları kısımda sergiliyorlar.

Kolesyum sonrası çevresindeki antik roma şehrini dolaşabilirsiniz. Palatine Tepesi ile Capitoline Tepesi arasındaki geniş alanda Roma İmparatorluğuna ait idari binaların, tapınakların, bazilikaların, çarşıların ve sarayların kalıntıları var. Antik Roma’nın kalıntıları arasında, 2000 yıl önce –Sezar (Cesare) döneminde hayatın, politikanın ve tabii entrikaların döndüğü yerlerde yürüyerek dolaşabilirsiniz.

Ardından yakın çevrede yer alan orta çağ ve bazı Rönesans eserlerinin yer aldığı Capitolium (Capitoline) müzelerini harita yardımıyla Piazza di Campidoglio’da meydanında bulabilirsiniz. Kolesyum ’a on-onbeş dakika yürüme mesafesinde… Konumu Roma şehrinin kurulduğu yedi tepeden biri olan Capitoline tepesi üzerinde yer alıyor. Heykel koleksiyonunda özellikle Bronz heykeller ve resim koleksiyonu müzenin en ilgi çekici kısımları. Vatikan’ı bir yana ayırırsak Roma’nın en önemli ve en güzel eserlerini barındıran müzesi Capitoline diye düşünüyorum. Müzeleri oluşturan; 15. yüzyıl ile 19. yüzyıl arasında yapımı süren üç sarayda, farklı dönemlere ait resimler, heykeller ve farklı tarihi objeler sergileniyor. Bence en önemlisi, Roma’nın simgesi olan anne kurt heykeliydi.

Müzede Roma’nın simgesi anne kurt ile Remus ve Romulus bronz heykeli bronz heykellerin bulunduğu geniş salonda yer alıyor. Truva soyundan gelen ve savaş tanrısı Mars’ın ikiz oğulları olan Remus ile Romulus, doğduktan sonra sepet içinde Tiber Nehri’ne bırakılmış. Anne kurt onları bulup ve emzirmiş. (Tanıdık bir hihaye değil mi?) Daha sonra Romulus, Remus’u öldürüp ve Roma şehrini kurmuş. Efsaneye göre kuruluş öyküsü böyle…Ne garip benzerlikler var, taht kavgasında da Osmanlı İmparatorluğunda kardeşini öldüren padişahları anımsattı bana…

Medussa heykelinden de bahsetmeden geçemeyeceğim. Didim e gidenler bilir, bir başka örneği de Didim de yer alıyor. Efsaneye göre tanrıçanın kocasıyla aşk yaşayan genç güzel kadın onun laneti sonucu çirkin ve yılan kafalı bir kadına dönüşmüş.

Roma tarihiyle ilgili önemli eserlerin yer aldığı müzede İngilizceniz yeterli ise girişte alacağınız kulaklıkla dijital rehber kullanarak eserlerle ilgili bilgi almakmümkün oluyor.

Capitoline müzesinden çıkıp yürüyerek yokuş aşağı 50 m kadar yürüdükten sonra sağ tarafta Ünlü Vittorio Emmanuelle Anıtını göreceksiniz.  Birleşik İtalya’nın ilk kralı Vittorio Emmanuelle II’nin adına, 1911’de başlanıp 1935’te tamamlanmış. Romalılar bu kadar yoğun tarihi eser ve antik kalıntının arasına yapılan bu binayı çok yeni buluyor ve beğenmiyorlar.  Yürüyerek geçmeseniz bile ulaşım sırasında ana yol üzerinde geçerken de görebileceğiniz bir yapı. İçeride de bir ulusal müze var, tabii eserler daha çok yakın geçmişe ait…

Üç günlük roma gezimizi tamamlarken-üçüncü gün Vatikan- yorgunluğumuzu Roma tavernasında attık. Roma’nın gündüzleri kadar geceleri de çok renkli. Gittiğimiz taverna zamanında Pavorotti’nin de uğradığı restoranlardan biriymiş. Müzikler tam anlamıyla harikaydı. Floransa için enerji topladık.

Arrivederci Roma….

Zerdeçallı Pilav

 

Başta Osmanlı mutfağı olmak üzere, Orta Doğu, Uzak Doğu ve Avrupa’da pek çok ülkenin, ana yemekleri arasına giren besleyici bir besin olan pirinçten yapılan pilavların yüzden fazla çeşidi var. Araplar ve Hintliler pişmiş et,sebze ve baharat çeşitleri ile pişirirken, Çin-Japonya ve Tayland’ da çiğ veya az pişmiş deniz mahsullerinin her çeşidiyle birlikte sunuluyormuş. Uzakdoğu kültüründeki farklı sunumları bizim kültürümüze çok uymuyor.

Ancak zerdeçal ile sunum İran mutfağında da özellikle pilavlarda kullanılıyor.  Zerdeçal dışında zengin garnitürlerle hazırlanan İran pilavlarında; kırmızı et, tavuk eti, mısır, antep fıstığı, badem de kullanılabiliyor. Benim hazırladığım pilav İran pilavı değil ancak onların kullandığı mısır ve zerdeçalı bu pilavda kullanarak hazırladığım pilavı renklendirdim. Tereyağında kavrulmuş ceviz ve biberle birlikte zerdeçal pilava renk kattı. Anavatanının özellikle; Hindistan ve Pakistan olduğu biliniyor. Bizim mutfağımızda tüketmeye çok alışkın olmadığmız zerdeçal aslında çok faydalı bir baharat. Az kullanıldığında belirgin bir tadı da yok, ben sadece renklendirme ve faydaları açısından kullandım. Zerdeçal kansere karşı koruyucu ve tümör hücrelerinin çoğalmasını engelleyici özelliğe sahip olmasının yanısıra, eklem iltihabı, yüksek kolesterol, solunum yolu enfeksiyonları, hazımsızlık sorunları ve antioksidan etkisinden dolayı direnç arttırdığı biliniyor. Vücut direncimizin düştüğü bir dönemde aktardan aldığım zerdeçal artık klasik baharatların yanında mutfak rafımızda yerini aldı.

Malzemeler

3 su bardağı baldo pirinç

200 gr mısır konservesi

1 orta boy soğan

2 orta boy kırmızı biber

Yarım su bardağı sıvıyağ

200 gr iri kıyılmış ceviz

1 yemek kaşığı tereyağı

1,5 çay kaşığı toz zerdeçal

Tuz, karabiber

 

Yapılışı

  • Pirinci ayıklayıp üzerine tuz serpildikten sonra sıcak su dökülerek 15-20 dk bekletilir.
  • Pirincin nişastası iyice uzaklaşacak şekilde bir kaç defa yıkanır.
  • Soğanlar ince ince kıyılır. Teflon tavada sıvıyağ ısınınca pembeleşene kadar kavrulur.
  • Tuz ilavesinden sonra pirinçler eklenip kavrulmaya başlanır. Karabiber eklenir.
  • Pirinçler on-onbeş dakika kadar kavrulur. Zerdeçal eklenir.
  • Üzerine suyu süzülen mısır taneleri eklenir. Pirincin üzerini bir parmak örtecek kadar sıcak su eklenir. Kapağı kapatılıp beş dakika kadar hızlı ardından kısık ateşte pişirilir.
  • Kırmızı biberler fırında yağlı kağıt üzerinde közlenir. Kabuklar ve tohumları ayıklanıp küp küp kesilir.
  • Pişen pilavın üzerine kırmızı biberler eklenip karıştırılır. Ayrı bir tavada tereyağı kızdırıp cevizler kavurulur.
  • Demlenmiş pilav üzerine dökülüp karıştırıldıktan sonra uygun bir kaba konur, ters çevrilip sıcak servis yapılır.
Eyl 6, 2010 - İçecekler    Yorum Yok

Kızılcık Suyu

 

 

Kızılcıkları semtimizin köylü pazarından alırken satan ton ton ninenin ayak üstü verdiği tarifi eve gelir gelmez denedim. Evdekiler çok beğenince içeçekler listeme de dahil oldu. Havaların da soğuduğu şu günlerde soğuk algınlıklarına da bire bir…

 

Malzemeler

  • 1 kg kızılcık
  • 2 lt Su
  • 1 su bardağı toz şeker

 

Yapılışı

Kızılcıklar iyice yıkandıktan sonra 2 lt soğuk suyla birlikte orta ateşte ocağa alınır. Kaynamaya başladıktan 30-45 dakika sonra ocaktan indirilerek bir süzgeç yardımıyla posalarından ayrılarak kızılcık suyu elde edilir. Sıcakken bu suya toz şeker eklenip iyice karıştırılır. Soğuduktan sonra servis yapılır.

 

Bulgurlu Kabak Dolması

Eşimin çocukluğundan beri severek yediği kayın validemin bulgurlu dolmasını uzun zamandır pişirmek istiyordum. Yöresel lezzetlerin yapımının devam etmesi için kuşaktan kuşağa aktarılması gerektiğini düşünüyorum. Babaannesinin elinden bu dolmayı severek yiyen oğlum bu dolmayı klasik kabak dolmasından daha çok beğenerek yiyiyor. Özellikle bol sarımsaklı yoğurt ve tereyağı bu dolmaya çok yakışıyor.

Malzemeler

  • 300 gr. köftelik kıyma
  • 1/2 kg ince bulgur
  • 1 kg kabak
  • 1 soğan
  • Kuru reyhan
  • pul biber

Sos için

  • 2 su bardağı yoğurt
  • 1 diş sarımsak
  • 2 yemek kaşığı tereyağı
  • 2 çay kaşığı toz kırmızı biber

Yapılışı

  • Rendelenmiş soğan, kıyma, bulgur, tuz pul biber ve kuru reyhan derin bir kaba alınır.
  • Malzemeler iyice özleşinceye kadar yoğrulurarak kulak memesi kıvamında bir harç elde edilir.
  • Özellikle ince seçilmiş kabaklar soyulup yaklaşık 2 cm kalınlığında doğranarak içleri kabak oyucuyla boşaltılır.
  • Hazırlanan harç içi boşaltılmış kabakların içine doldurulur.
  • Tencerenin altına kabakların oyulan içleri bir sıra dizilerek doldurulan dolmalar bunların üzerine dizilir.
  • Tencereye kabakların yarısına gelecek kadar sıcak su koyulup kısık ateşte pişirilir.
  • Sarımsaklı yoğurt hazırlanır. Tereyağı eritilerek kırmızı toz biberle tereyağı köpürene kadar beklenir.
  • Tabağa alınan kabak dolmaları üzerine bol sarımsaklı yoğurt ve kırmızı toz biberli tereyağı sosu dökülerek servis yapılır. Lezzeti özelikle yoğurt ve tereyağı ile birlikte çıktığı için bolca dökebilirsiniz. Şeklinin net görülmesi için ben pek fazla dökmedim.
Eyl 5, 2010 - Köfte Tarifleri    Yorum Yok

Patlıcanlı Köfte (İslim Kebabı)

İftar davetimde misafirlerime islim köfte hazırlamayı düşünürken patlıcanın yoğun kullanıldığı düşüncesiyle biraz daha farklı şekilde hazırlamaya karar verdim. Bu haliyle köfteyi saran patlıcan miktarını azaltarak hem daha hafif, hem servisi daha kolay oldu. Patlıcanın her şekilde et yemeklerinin yanına sebze olarak çok yakışıyor. Karnıyarıktan, Hünkar beğendiye, Kürdanda patlıcanlı köfteden, İslim köfteye hepsi Osmanlı mutfağının ve bizim evin lezzetli klasiklerinden. Bu yemekle sunumu biraz değiştirerek leziz ve sunumu hoş farklı bir seçenek oldu.

Malzemeler

  • 750 gr. köftelik kıyma
  • 1 soğan
  • 4 dilim bayat ekmek
  • 1 yumurta
  • Tuz, karabiber, pul biber, kimyon
  • 8 orta boy patlıcan
  • 1,5 çay bardağı sıvı yağ
  • 30 adet kiraz domates

Sos için

  • 1,5 yemek kaşığı tereyağı
  • 2,5 yemek kaşığı salça

Yapılışı

  • Rendelenmiş soğan , kıyma, yumurta, ıslatılıp süzdürülmüş bayat ekmek bir kaba alınır.
  • Baharatlar ve tuz ilavesinden sonra 15-20 dakika özleşinceye kadar yoğrulur, oval köfteler şeklinde hazırlanır.
  • Patlıcanlar alacalı soyulup bir uzunlamasına kalınlığın göre üçe-dörde ayrılır. Kalınlığı kızardıktan sonra köfteyi sarmaya uygun olması için önemli. Tuzlu suda 15-20 dk bekletilir.
  • Suları süzülüp iyice kurutulan patlıcanlar teflon tavada her iki yüzü hafif pembeleşene kadar kızartılır.
  • Köfteler Fırın tepsisine konur, önceden 175 dereceye ısıtılmış fırında fırınlanır. Üzerlerine yarım yemek kaşığı tereyağı ile yağlanmış tepside 5-10 dk. hafif kokusu gelene kadar tutulur. Fırınlanan köfteler fırından çıkarılıp kızarmış patlıcan ile sarıldıktan sonra kürdan ile birleştirilir. Tamamına ayni işlem uygulanır. Köftelerin üzerine sulandırılmış salça dökülür ve tereyağı parça parça tepsiye koyularak  köfteler iyice pişene kadar, tekrar fırınlanır.
  • Fırından çıkarılan patlıcanlı köftelerin üzerindeki kürdanlara kiraz domatesler takılıp servis yapılır.

 

Sütlü İrmik Tatlısı

Yapımı çok pratik, diğer tatlılara göre kalorisi düşük olan irmik tatlısı çok farklı malzemelerle yapılabilir. Yarısını kalıba döktükten sonra arasına küçük meyve parçacıkları konabilir. Yazın çilek parçaları, kışın muz dilimleri bu tatlıya çok yakışıyor. Ara kademeye kakaolu bisküvi de konulabilir. Ayrıca hoş bir aroma elde etmek için içine limon kabuğu rendesi yada portakal kabuğu rendesi ilave ediyorum. Eğer fincan yada kalıplardan ters çevirerek çıkarmayacksanız içine mevsime göre yarım çay bardağı şeftali suyu veya portakal suyu ilave edebilirsiniz.  İftar davetinde kakaolu ve çikolatalı olarak farklı bir sunumla ayni tarifi aşağıdaki sunumla hazırladım. Hayal gücünüz ve evdeki malzemelerinizle bu tatlıyı çok farklı şekillerde hazırlayabilirsiniz.

Bu hafta ayni tatlıyı iftar davetimizde arasında ve üzerinde çilek kullanıp sos olarak da üzerine ahududu sosu dökerek servis yapmıştım.

Malzemeler

  • 1 lt süt
  • 1 su bardağı toz şeker
  • 1 yemek kaşığı tereyağı
  • 1 paket vanilya
  • 9 yemek kaşığı irmik
  • Yarım limonun kabuğunun rendesi

Yapılışı

  • Sütün tamamı çelik tencerede ısıtılmaya başlanır. Önce şeker aılıp hafif çözülür. Hemen ardından irmik ilave edilir . Sürekli karıştırılarak muhallebi kıvamına gelene kadar pişirilir. Göz göz olup fokurdamaya başlayınca ateşten alınıp limon kabuğu rendesi, vanilya ve tereyağı ilave edilir. Karıştırılarak sıcaklığıyla eritilir.
  • Tatlıyı dökeceğiniz kaplar kolayca çıkmaları için suyla ıslatılır. Fincan, dondurma kupları yada silikon kaplar kullanabilirsiniz. İçlerinde yarım çay kaşığı su kalması piştikten sonra ters çevirmeniz için yeterli oluyor. Eğer kuplara dökecek ve ters çevirmeyecek seniz su kullanmanıza da gerek yok. Hafif soğuduktan sonra ters çevirecek seniz bir gece buzdolabında beklettikten sonra ters çevirmek ve kalıp halinde çıkarmak daha kolay oluyor. Fincan kullananlar çıkarma sırasında kolaylık için fincanla birleşen kısımlarını bıçakla aralayabilirler. Silikon kalıp kullanıp, biraz da renklendirmek için çeyrek çay kaşığı gıda boyası ve şeker hamuru kalp figürleri kullandım. Renklendirmek için farklı meyvelerle de süslenebilir.