Kasım | 2010 | BaharDALI
Kasım, 2010 için Arşiv

Beze

Pastahaneye uğrayıp beze almadan çıkınca oğlumun dudakları bükülüverdi hemen… Meğer canı çok istemiş ve söylemeyi de unutmuş. Eve dönünce ben sana en sevdiğin renkte mavi olanlarından hazırlarım diye söz verdim. Hatta bir dahaki sefere anlaştık şampiyon takımın renklerinde, yeşil-beyaz hazırlayacağım. Nasıl mutlu oldu anlatamam . Gözlerindeki bu ışıltı herşeye bedel…

İşte bu nefis köpük gibi ağızda dağılan bezelerin yapımı için temelde sadece iki şeye ihtiyaç var; evde her zaman bulabileceğiniz yumurta ve şeker. Markete gidip öyle bir sürü malzeme almaya falan gerek yok. Ancak çok az malzeme gerektirse de yapım aşamasında bazı püf noktalarına dikkat etmek gerekiyor. Yumurta sarılarının aklarının bulaşmaması  gerekiyor. Şekil verme aşamasında kıvamında değişme olursa şekil vermeye ara verip mikserle tekrar çırpmak gerekiyor. Kıvamı yeteğince koyu olmaz ise düzgün şekil vermek mümkün olmuyor.

  

Mikserin tellerinden akmayacak köpük kıvamına gelmeden şekil vermeye başlamayın yoksa bezeleriniz yayılır.

Hacimli görüntünün püf noktası ise sıkma aşamasında en az üç dört kat halkayı döndürmek. Aksi durumda bezeler hacimli olmuyor. Zaten fırında da kabarmıyorlar, hemen hemen sıktığınız hacimde kalıyorlar.

Beyaz renkte hazırlamak isteyenlerin fırınlama aşamasında dikkatli olmaları gerekiyor, sararmaya başlamadan fırından çıkarmak gerekiyor.

Malzemeler

  • 4 yumurta
  • 4 türk kahvesi fincanı toz şeker
  • Beyaz için- 2-3 damla limon
  • Renkli için gıda boyası

Yapılışı

  • Yumurtaların sarıları ile beyazları ayrılır. Ayırırken yumurta sarılarının beyazlarına hiç karışmamasına dikkat edin. Çünkü sarısı beyazına karışırsa rengi değişir, kıvamını da etkileyebilir.
  • Isıya dayanıklı derin bir kapta toz şekerde eklenip mikserle orta devirde çırpmaya başlanır. Bu aşamada çelik kap kullandım. Şekere yumurta akı beyaz renge dönene kadar çırpmaya devam edilir. Benmari usulü çırpmaya devam edilir. Çelik tencerenin içine su doldurup kısık ateşte diğer çelik tencereyi içine oturtturdum. Isı şekerin akın içinde daha iyi çözünmesini sağlıyor. Renkli yapmak isteyenler çay kaşığının ucuyla gıda boyası, beyaz yapmak isteyenler limon damlası ekleyebilir.
  • Kıvamı krem şanti gibi oluyor. Koyulaşmış haliyle ocak üzerinden alınıp Mikserle çırpmaya devam edelim, karışım mikserin uçlarından düşmeyecek kıvama gelene kadar karıştıralım. Eğer bu kıvama gelmeden sıkma torbasına koyarsanız bezeler yayılabilir. Koyuluğu mikser telinden düşmeyecek hale gelince krema torbasından sıkarak şekil vermeye başlayabilirsiniz. Fırın tepsisine yağlı kağıt konulur. Üzerine krema torbasınının geniş ucuyla dıştan içe doğru sarmal şekilde sıkılır. Beze fırında kabarmadığı için sıkarak şekil verdiğiniz haliyle kalacağını göz önünde tutarak sıkma aşamasında bir kaç kat halinde hazırlayınca daha hacimli oluyor.
  • Önceden ısıtılmış 100 oC de fırında pişirilir. Pişmesi yaklaşık 40 dakika sürüyor. Piştiğinde üzerinde kılcal çatlaklar oluşuyor. Fırından çıkarıp soğuduktan sonra servis yapın. Pişirdiklerinizde geriye bir şey kalırsa mutlaka kapalı bir kapta muhafaza edin.

Kırmızı Biberli Kuru Pasta

Yarın akşamki davet için; Limonlu Cheesecake, Örgü börek ve Kısırın yanına tuzlu kurabiye tarzında ne pişirebilirim diye düşünüyordum. Serap’ın getirdiği annesine ait kara kaplı tarif defterin-1973 lü bir ajandaya yazılmış- epey karıştırdım… Şükran teyzenin defterinden benim için yeni, onun ise uzun yıllar önce denediği bir tarifi seçip hazırlamaya başladım. Geçmişten günümüze böyle bir köprüyü kurup

Devamını Oku »

Kas 22, 2010 - Kahvaltılıklar    Yorum Yok

Elma Reçeli

Elmayı ve elma ile yapılan her çeşidii çok seviyoruz. Elmalı kurabiye, elmalı kek, elmalı tart, yeşil elma salatası-salatalar menüsünden ulaşabilirsiniz- ve son denemem de elma reçeli. Diğerleri gibi reçelini de çok sevdik.

Pişmeye yakın nefis aroması mutfaktan salona doğru yayılmaya başladı bile …. Ekmeğin üzerine sürerken soğumuş haliyle baktığımda kıvamı da tam olmuş; ne çok akıcı ne de çok koyu.

 

Malzemeler

  • 1,2 kg elma
  • 1 kg toz şeker
  • Yarm limon suyu
  • Çeyrek çay kaşığı tarçın

Yapılışı

  • Elmalar soyulup küp küp kesilir. Kabukları soyulup kesildikten sonra ancak 1 kg kadar çıkıyor.
  • Çelik tencere içerisinde kısık ateşte toz şeker 1 su bardağından bir parmak eksik su ile şerbet olana kadar kısık ateşe pişirilir. Elma diğer meyveler kadar çok suyunu salmadığı için şerbeti içine eklenerek hazırlanıyor.
  • Elma taneleri içine eklenip aralıklı olarak karıştırılarak kısık ateşte yavaş yavaş pişirilmeye başlanır. Karıştırmanın amacı üstte kalan elma taneciklerinin her iki yüzünün eşit derecede pişmesidir. Kıvamına ve elmaların rengi dönene kadar pişirilir. Rengi değişmeye başlayınca tarçın(çubuk tarçın da kullanabilirsiniz) ve ardından yarım limonun suyu eklenir. Oluşan köpükler bir kaşıkla toplanıp atılır. Kıvamını kontrol için bir tabağın ortasına bir damla reçel damlatıp tamamı yayılmıyorsa yeterince koyulaşmış demektir. Sıvıların yoğunluğu yani viskozitesi sıcakken daha düşük olacağı için kıvamını bir-iki yemek kaşığı reçeli soğuttuktan sonra kontrol edebilirsiniz. Muhafaza etmek için sıcakken ağızı kapalı cam bir kavanoz kullanabilirsiniz.
Kas 20, 2010 - Seyahatname    Yorum Yok

Maşukiye

Bayram öncesi Maşukiye ye yaptığımız hafta sonu kaçamağına dair gezi notlarımı yazmak için ancak bayram tatilinin son günlerinde fırsat bulabildim… İzmit-Kocaeli-İstanbul ve Bursa çevesinde yaşayanlar için farklı bir seçenek Maşukiye. Doğayla başbaşa olmak, yeşilin her tonunu görmek, bol oksijen soluyup kuş sesleriyle ve Kartepeden akan gürül gürül su sesiyle dinlenmek isteyecekler için biçilmiş kaftan.Bizim ilk gidişimizdi ama bu yönlerini epey önce keşfedip daha fazla vakit geçirmek isteyen çevre illerden gelenler çok şirin bahçeli evler yaptırmaya başlamışlar bile… Maşukiye konum olarak İzmit ve Sakarya arasında kalıyor. İstanbul a 100 km mesafede, otoyol ile 1-1,5 saate ; Bursa tarafından gidip İzmit körfezini sonrası Gölcükten ayrılacaklara yaklaşık 2-2,5 saat uzaklıkta. Giderken İzmit-Sapanca-Arifiye’den sonra Kartepe tabelalarını takip ederek ulaştık. Adının nereden geldiğini merak ederek sorduğumuzda Osmanlıca aşıklar diyarı anlamına geldiğini öğrendik…

Maşukiye de dolaşırken Ataol Behramoğlu’nun bahar şiiri geldi aklıma…

Yüzümü bulutlara kaldırıp
Dua eder gibi mırıldanıyorum
Kuşlarla, otlarla yıkanıyorum
Rüzgarla, baharla …

Güneş gözkapaklarımı ısıtıyor
Ah! Güvenilmez bahar güneşi
Rüyada mıyım, gerçek mi bu
Hem var gibiyim, hem yok gibi

Bir dağın eteğinde , bir köy kahvesinde
Başakların sonsuz salınışı
Burada, kendimle başbaşa
Ömrümü böylece tamamlayabilirim…

Bir kuşu dilinden hiç öpmedim
Belki bir gün öpebilirim
Belki bir gün rüzgar olurum ben de
Eserim başakların üzerinden
Kalbim bir yaz gününe karışsın isterim
Bir kuş cıvıltısında doğmak için yeniden

Burada değil şiir yazmak kitap bile yazılır… Günübirlik gelenler için Maşukiye ve çevresinde doğa yürüyüşleri yapmak, kışın kartepede kayak yapmak, atv kiralayıp dolaşmak, doğal ürünlerle kahvaltı  yada leziz ve taze alabalıklar yemek mümkün.

Ayrıca Kartepe yukarıdan nefis bir manzarayla Sapanca gölüne bakıyor; yemeğinizi yiyip yürüyüşünüzü yaptıktan sonra tepeden manzaraya karşı bir kahve içmeden dönmemenizi tavsiye ederim…

Kalbura Bastı

Hepinizin kurban bayramı kutlu olsun. Maşukiye gezimizde yol üzerinde gördüğümüz kurbanlıkların tamamı sahipleri tarafından bayram günü teslim alınmayı bekliyordu… Bizimki ise Carefour da ikinci günü yapılacak kesimi…Çocukluğumuzdaki kurban bayramlarında kuzular evin bahçesine gelir, şefkatle bahçede çocuklar tarafından beslenirdi. Kısacık konukluğuna alışıp kesildiğinde de ne çok üzülürdük. Rahmetli Babaannem, teyzem, halam, dayımlar derken ikinci kuşak akrabalarla ancak ikinci gününde bir kısmını dolaşmış ama bir cebimizi bayram harçlığı bir cebimizi de çeşit çeşit şekerlerle doldurmuş olurduk… Zamanla herşey nasılda hızlı değişiyor böyle…. Şimdi yeğenler neredeyse bizim elimizi öpecek…Ne çabuk akıp gidiyor zaman…Değişim yaşansa da bayramlar yine ailenin bir araya gelmesine vesile oluyor. Bu yüzden bende bu bayram çok mutluyum . Annemler, ablamlar, yeğenlerim hepimiz bir aradayız. Şairin sorduğu ” bana mutluluğun resmini çizebilirmisin ” sorusuna herhalde bu bayramı ve birlikte olmamızı çizerek cevap verirdim ….Sizin de sevdiklerinizle birlikte mutlu bir bayram geçirmenizi dilerim.

Bayram için evde kolayca hazırlayabileceğiniz bir tatlı çeşidi. Üstelik çok lezzetli ağızda dağılan ve yemesi hafif bir tatlı. Ramazan ayında iftar davetime gelirken Nilüfer ablamızın hazırlayıp getirdiği tatlıyı bu gün ikimiz birlikte hazırladık. Yoldan gelen annemle babama da yemekten sonra ikram ettiğimde çok beğendiler. Bu tatlının bir avantajlı tarafıda önceden pişirip şerbetini dökmeden üç dört gün bekletebilir ikram edeceğiniz zaman şerbet dökebilirsiniz.

Malzemeler- 40 adet için

  • 250 gr tereyağı
  • 250 gr sanayağı
  • 1 yumuta
  • 1 k.fincanı yoğurt
  • 1 k.fincanı zeytinyağı
  • Kabartma tozu
  • 40 adet-150-200 gr ceviz
  • Aldığı kadar un-yaklaşık bir kg

Üzerine;

  • 50 gr fstık ezmesi

Şerbeti için;

  • 4,5 bardak su
  • 5 bardak toz şeker
  • Yarım limon

 

 

Yapılışı

  • Yumurta, sana yağı, tereyağı, yoğurt, zeytinyağı karıştırılır.
  • Kademeli olarak un ilave edilir. Yoğrulmaya devam edilir. Aldığım iki kg lık paketin yakaşık yarısını kullandım. Bu ölçü ile yaklaşık 40 adet çıkıyor. Son aşamada kabartma tozu eklenir.
  • Hamurun kıvamı kulak memesinden biraz daha yumuşak olmalı. Hamurdan cevizden biraz daha büyük parçalar koparılıp yuvarlak şekil verilir. Kevgir yada süzgeç üzerine hafif bastırılıp ortadan ikiye kırılan ceviz konur. Şekildeki gibi kapatılır. Ters çevrilip oval şekilde yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine yerleştirilir. Önceden ısıtılmış 170 oC de fırında hafif pembeleşene kadar pişirilir.
  • Suyun içine toz şeker eklenip iyice kaynatılarak şerbeti hazırlanır. Limon suyu eklenir. Kalbura bastı soğuk şerbet sıcakken şerbeti üzerine dökülür. İyice çekene kadar beklenir.
Kas 11, 2010 - Et Yemekleri    Yorum Yok

Tereyağlı Ciğer

Sakatatlar arasında en sevdiğimiz ciğer. Ciğeri çok farklı şekillerde pişirmek mümkün. Daha önce bulgurlu ciğer köftesini yöresel adıyla ciğer taplamasını yazmıştım. Taplamasından, arnavut ciğerine, sotesine hepsi birbirinden güzel. Bu akşam pişirirken en hafif olanı seçtim.

Devamını Oku »

Kırmızı Biber Dolması

Bizim evde közlenmiş biber salatasından dolmasına kırmızı biberin her çeşidi çok seviliyor. Yeşil dolmalık bibere göre çok daha etli ve yumuşak. En çok sevdiğin sebze nedir deseler hiç tereddutsuz ”kırmızı biber” diyebilirim. Kırmızı biberden yapılan herşeyi ve kırmızı biberin icine girdigi her şeyi keyifle yiyorum. Dolması da favorim. Yazın alıp tomurcuklarını çıkardıktan yıkanmış ayıklanmış haliyle derin dondurucuya da koyuyorum. Kıymalı harcıyla hemen pişirilmeye hazır oluyor. Denemediyseniz mutlaka deneyin derim.

Malzemeler

  • 300 gr. kıyma
  • 2 orta  boy soğan
  • 2 küçük boy domates-biri içine
  • 2 yemek kaşığı salça-biri içine
  • 1 su bardağı pirinç
  • 8-9 orta boy kırmızı biber
  • Yarım çay bardağı ayçiçek yağı
  • 1 yemek kaşığı ayçiçek yağı-suyuna
  • Tuz, karabiber,kimyon, pulbiber

Yapılışı

  • Rendelenmiş soğan, domates, kıyma ve ayıklanıp yıkanmış pirinç karıştırılır.
  • Tuz, baharatlar ve yarım çay bardağı sıvı yağ eklenip karıştırılır.
  • Sıvı yağı iç harcına eklediğinizde piştikten sonra kütle halinde katı olmasını önlüyor.
  • Biberlerin içi oyulur. Kıymalı harç ile doldurulur geniş ve derin bir tencereye dik olarak yerleştirilir. Harcı doldururken yarım cm kadar pay bırakırsanız piştikten sonra taşmamış olur. Kıvamlı suyu için; domates rendesi, sıvı yağ ve sulandırılmış salça karıştırılıp sos olarak üzerine dökülür (dolmaların üçte birine kadar hazırlanan karışımdan olması yeterlidir, az gelirse sıcak su ilave edilir) . Arzu edenler domatesin kabuğu ile üzerine kapak yapabilir. Kısık ateşte üstü kapalı olarak karıştırılmadan pişirilir. Pirinçler ve sebzeler piştiğinde sıcak servis yapıp afiyetle yiyebilirsiniz.
Kas 7, 2010 - Baharlopedi    Yorum Yok

Akrilamid nedir? Vücudumuzu nasıl etkiler?

AKRİLAMİD İÇEREN BESİNLER

 

Hidrojene bitkisel yağ içeren bazı bisküviler içindeki yağlar (oda ısında katı olan margarinler,trans yağlar)yüksek ısıya dayanıklı ve vücut ısısında yakılamıyor, vücudun bir parçası haline gelip kalıcı şişmanlığa sebep oluyor. Bu tür yağları içeren yiyeceklerden – fast food, gofret, cips, bisküvi, hazır kek vs.- sık tüketenler obezite ile karşı karşıya kalıyor. Bunun sonucu olarak da kolay kilo veremiyorlar.

Ayrıca kanser riskini de arttırıyor.

Soldaki vücut 113 kg , sağdaki ise 54 kg. Dışarıdan görünüşte estetik farkı dışında

İçeriden görünüşte korkunç fark var. Oldukça çarpıcı….

 

 

Genellikle dış görünüşümüzü ve estetik yönünü düşünerek pek çoğumuzun uygulamaya çalıştığı diet yada sağlıklı beslenme aslında iç görünümüz de de ne kadar olumlu değişiklik yarattığını gösteren çarpıcı bir şema. Kilo düştükçe iç organlarda da yağlanma bariz azalıyor.

Konu ile ilgili TUBİTAK ’ın yaptığı bir araştırma dikkatimi çekti. Sağlık Platformunun haberine göre TÜBİTAK gıda ürünlerinde kanser yapıcı “akrilamid ” maddesini araştırdı. Yapılan araştırmada 20 çeşidin üzerinde geleneksel gıda ürünü temiz çıkarken bazı cips çeşitleri, kahvaltılık gevrekler, bebe bisküvileri ve patates kızartmalarında yüksek miktarda kansorejen özelliği olan akrilamid tespit edildi. Tulumba tatlısı ve beyaz ekmek kabuğunda da kayda değer miktarda kanserojen maddeye rastlandı. Izgara, döner, tahin helvası, çavdar ekmeği, baklava ve pilavda ise akrilamid miktarı ölçülebilir değerlerin altında çıkmış.

 

Akrilamid (Acrylamide) nedir ?
Akrilamid, endüstriyel atık suları ve içme sularının işlenmesinde kullanılan poliakrilamidin üretildiği kimyasal bir madde. Akrilamidin toksik özellikleri ve potansiyel bir kanserojen madde olduğu aslında yıllardır biliniyor. Ancak ısıl işlemler sonucu gıdalarda oluşabildiği 2002 yılı başlarında anlaşılmış… Akrilamid, özellikle kızartılmış, kavrulmuş, ızgara veya fırında pişirilmiş gıdalarda 120ºC nin üstündeki sıcaklıklarda oluşuyor. Buna karşın haşlanarak pişirilen gıdalarda akrilamide rastlanmamış. Bu araştırma sonrasında Çinlilerin az haşlanmış gıdalarla ne kadar doğru seçim yaptıkları bir kere daha ispatlanmış oldu…

Gıdaların yapısında bulunan bazı şeker ve proteinlerin yüksek sıcaklıklardaki reaksiyonları sonucunda akrilamid oluşabildiği kanıtlanmış. Yapılan çalışmalar bunun dışında gıdanın yapısında bulunan yağların da akrilamid oluşumundan sorumlu olabileceğini gösteriyor. Ancak, akrilamidin gıdalarda nasıl oluştuğu henüz tam olarak belirlenemediği için, bunu önleyici yöntemleri tanımlamak şu aşamada mümkün değil. Bu nedenle, gıdaların üretim yöntemlerinde herhangi bir değişiklik öngörülmeden önce, akrilamidin farklı gıdalarda oluşum mekanizmalarının tam olarak anlaşılması gerekiyor.

 

Akrilamid Kanser Yapıyor…
Projenin Türkiye koordinatörü Dr.Hülya Ölmez, çalışmanın sonucuna göre akrilamid içeren gıdaların yasaklanabileceğini ya da ambalaja uyarı yazıları konulabileceğini söyledi.

Avrupa Birliği`nin bilimsel araştırmaları desteklediği 6. Çerçeve Proramı kapsamında 4,2 milyon Euro tahsis ettiği akrilamid-kanser araştırmasına 13 ülkeden 23 kuruluş katılıyor. Projenin Türkiye koordinatörlüğünü, Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırmalar Kurumu (TÜBİTAK) Marmara Araştırma Merkezi (MAM) Gıda Enstitüsün`den gıda yüksek mühendisi Dr. Hülya Ölmez yürütüyor.

Dr. Ölmez fırınlama ve kızartmada gıdanın içindeki şeker ile proteinin yüksek ısıda reaksiyona girmesi sonucu ortaya çıkan akrilamidin haşlama yemeklerde oluşmadığını söyledi. Hülya Ölmez, `Tencerede pişen yemek kültürü Türkiye`de yaşayanlar açısından bir şans.` dedi. Bisküvi ve cipslerin bazı çeşitlerinin potansiyel kanser riski taşıdığını belirtti. İnsanlara taze meyve ve sebze yemelerini, haşlanmış gıdalar tüketmelerini öneren Dr. Ölmez, bisküvi, cips, kahvaltılık gevrekler ve özellikle patates kızartması tüketmeyenlerin sağlıklı beslenme açısından kazançlı olacağını belirtti.

2002 Nisan`ında İsveçli bir bilim adamı gıdaların doğal halinde bulunmayan akrilamidin, yüksek ısıyla pişerken oluştuğunu keşfetti. Ardından Amerika ve Avrpa başta olmak üzere dünyanın gelişmiş ülkelerinin gıdalarında da akrilamid taraması yaptı. Akrilamidin insanlarda ve laboratuvar hayvanlarında nörotoksik etkisi kanıtlandı. Yine laboratuvar hayvanlarında kötü huylu tümör (kanser) oluşumuna neden olduğu tespit edildi. İnsanlardaki kanser oluşumuyla henüz bir bağlantısı kanıtlanmasa da Uluslararası Kanser Araştırmaları Kurumu(International Agency for Research into Cancer) gıdalardaki akrilamidi `insanlar için potansiyel kanserojen maddeler` arasına aldı. Şu ana kadar yapılan çalışmalar akrilamidin, özellikle şeker ve asparajin içeriği bol gıdaların yüksek sıcaklıklarda (kızartma ve fırında) pişirilmeleri sonucu doğduğunu ortaya çıkardı. Proteinlerin yapı taşları olan 20 aminoasitten bir tanesi olan asparajin, akrilamid oluşumunda kilit rol oynuyor. Yüksek ısıda protein ile şeker kimyasal reaksiyona girip akrilamid maddesini doğuruyor. Bu yüzden asparajin içeriği yüksek gıdalarda daha ileri seviyede akrilamid oluşuyor.

Akrilamid normalde gıdalarda hiç bulunmuyor. Bu madde plastik sanayiinde kullanılıyor. Sigarada kansere yol açtığı sanılan maddeler arasında akrilamid de bulunuyor. Dünya Sağlık Örgütü(WHO) ve Dünya Tarım Örgütü(FAO) insanlara akrilamid içeriği yüksek gıdaları mümkün olduğunca tüketmemeyi ve taze sebze-meyve ağırlıklı beslenmeyi öneriyor TÜBİTAK tan Dr. Ölmez de, Nisan 2004`ten bu yana 150 gıdayı analiz ettiklerini, bilimsel yeterlilik için analiz tekrarı sayısını artıracaklarını vurguladı. TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezilaboratuvarında yapılan Türkiye`deki akrilamid taramalarında evde taze patatesin soyularak kızartılmasına oranla fast food ürünü olarak doğranıp dondurulmuş patateste çok daha yüksek miktarda akrilamid tespit edildi.

Meyvesi sebzesi bol, mutfak kültürü zengin bir ülkede yaşadığımız için ne kadar şanslıyız. Daha sağlıklı beslenmek için atıştırmalık zararlı abur cuburları da evden uzaklaştırırsak bu tür risklerden de uzak oluruz… Ben artık atıştırılmak üzere kekler yapıp mutfakta bir köşeye kek fanusu, bir köşe atıştırmaya hazır meyveleri koyuyorum. İş yerine giderken yanıma ara öğünler için meyve alıyorum.

Kas 5, 2010 - Ahşap Boyama    Yorum Yok

Mozaik Tekniği

Mozaik sıvısı ahşap tekniklerinde kullanılanlar arasında en geç kuruyandır.  Çalışma sonrası bir gün süre ile objenizi hareket ettirmeden bekletmeniz gerekir. Kabartma miktarı sizce yeterli değilse, kuruduktan sonra bir kez daha mozaik sıvısı ile dolgu yapabilirsiniz. Bu takımı eşim için hazırladım.Kalemlik , blok notluk , mini kutu, geniş kalemlik olmak üzere dört parçadan oluşuyor. Parça sayısı çok olunca 3-4 gün uğraşmıştım. Ama sonuca değdi doğrusu.

Malzemeler

  • Mozaik için uygun resim, Ahşap obje
  • Zımpara, Akrilik boya, Dekupaj tutkalı, Vernik, mozaik tüpü
  • Makas, farklı boyutta fırçalar, Pamuklu bez

Yapılışı

Obje zımparalanır, zımpara döküntüleri bez ile silinerek uzaklaştırılır.Kullanılacak mozaik resminin arka yüzeyi de hafif zımparalanarak inceltilir.

Objenin her tarafı resme uygun fon rengine boyanır. Genellikle bir kat boya az geliyor. Kurumasını bekleyip, zımparaladıktan sonra ikinci katı sürebilirsiniz. Kurutma için fazla zamanınız yok ise saç kurutma makinesi ile kurutma işlemini hızlandırabilirsiniz. Zımparalama bu işin en can alıcı ve uğraştırıcı kısmı. Ama pürüzsüz bir yüzey için şart.İkinci katı boyadıktan sonra da zımparalama yapılır.

Mozaik için seçilen resimin arkasına ince bir film tabakası şeklinde dekopaj tutkalı fırça ile sürülür, istenen bölgeye yapıştırılır.

Kuruması beklenir, kuruduktan sonra vernik mozaik yüzeyi hariç diğer kısımlar verniklenir.

Mozaik tüpü mozaik resmi üzerine sınırları belirlenmiş bölgelere ilgili bölgeyi dolduracak taşmayacak şekilde sıkılır. Sıkma sırasında taşma olmamasına ve hava kabarcağı oluşmamasına dikkat edin. Hava kabarcığı oluşursa toplu iğne ile patlatabilirsiniz.

Yeşil Cacık

Bizi kontrol eden beynimiz, beynimizi ise kontrol eden ise hayallerimiz. Çünkü biz tüm irademizi ve beynimizi hayallerimizi kontrol etmek üzere kanalize ediyoruz. Tüm bunların sonucu umutlar ve hayallerin kesiştiği noktanın adı “mutluluk”, kesişmediği zaman da adı “hayal kırıklığı” oluyor. Eğer hayallerimizi gerçekleştirilmesi mümkün olmayan, ulaşılmaz şeylerin üzerine kurarsak sürekli bir melonkolik ve umutsuz ruh hali içinde oluyoruz.

Hayalleri biz kuruyorsak hiç bir zaman ulaşamayacağımız şeyler olmamalı ki ulaştıklarımızın kıymetini ve değerini bilelim. Mesela hiç bir zaman satın alamayacaksak bir Porsche hayal edeceğimize en güzel arabanın sahip olduğumuz Ford olduğunu düşünürsek piyangodan çıkmayan büyük ikramiye de hayal kırıklığı yaratmayacaktır…Yada bir arabanız yoksa bütün taksiler sizindir. İstediğiniz zaman binip park problem yaşamadan istediğiniz yerde şöförünüz sizi indirebilir. Hem de öyle aylık benzin tüketimi, fenni muayne , kasko gibi dertleriniz de olmaz…

Aslında mutluluğun formulü burada; sahip olduklarımız yada olmadıklarımıza bakış açımız…Ulaşılabilir hedefler ve hayaller kursak da atlamamız gereken bir şey daha var; günü yakalamak. Yani aslında hayaller sadece uzun vadeli değil, ayni zamanda günlük de olmalı…Akşam eve gelirken bu gece sofraya bir renk katmayı hayal ederek geliyorsam; ailem için akşam yemeğinde bir fark yaratıp günü dünden farklı kılıyorum demektir. Sadece sofraya gelen renk değil eve gelen bir demet çiçek, anneye çizilen dumanı kalpli bir ev resim, bir dosta yazılan duygu yüklü bir mesaj da önceden günümüzü sevdiklerimize farklı yaşatmayı hayal ederek yaptığımız eylemlerden olsa gerek…

Bunları yapmadığımız zaman monoton dediğimiz günler başlar…Hafta içi spontane gelişir; Akşam eve gelince Tv seyretmek, internette yada face de surf yapmaktan başka bir şey bulamayınca miskinlik yaparız…bir önceki günden farklı bir şey yakalayamayız…Yani karbon copy günler desek çok da abartmış olmayız…Tüm planlar ve hayaller hafta sonuna endekslenir…Hafta sonunu da bi türlü sığdıramayız hayallerimize …

İşte bu düşüncelerle bu akşam ki soframıza yeni bir renk ki bu günün rengi yeşil oldu J : )) katmak için mutfağa girdim. Daha once okuduğum Sofra dergisinden esinlenerek uyarladığım tarif aşağıdaki  gibi…

Aslında adına ıspanaklı cacık desem hemen keşfederdiniz herhalde…Dergideki adına uygun şekilde Yeşil Cacık olarak yazdım adını. Farklı denemeler ve renklendirmeler için ıspanak doğal bir gıda boyası. Pek  çoğunuz ıspanaklı pastayı biliyordur. Yemyeşil görüntüsü ve kremalı yaş pasta tadıyla içeriğinde şam fıstığı oduğunu düşündürür. Böreğin içinde soğan ve yufka ile nefis bir uyum içindedir. Hepsine ayrı bir renk  katar aslında.  Ispanak konulduğu yiyeceğin lezzetine kolaylıkla uyum sağlıyan bir sebze. Cacığın içindede tadı net olarak anlaşılmıyor, baskın bir tadı yok ama görüntü çok renkli oluyor. Ayrıca güzel tarafı özellikle  çocuklar için çaktırmadan ıspanak yedirmiş oluyorsunuz. Yani hem görüntü şık, hem vitaminli hem de alıştığınız güzel lezzetinden bir farkı yok. Bir taşla ik değil üç kuş desem abartmış olmam herhalde:))

Malzemeler

  • 3 su bardağı yoğurt
  • 3-4 dal ıspanak
  • 2 orta boy salatalık
  • 1-2 diş sarımsak
  • 1-2 çay kaşığı zeytinyağı
  • Tuz

Yapılışı

  • Salatalıklar rendelenir küçük kesilir . Kesince daha diri ve lezzetli oluyor.
  • Ispanaklar iyice yıkanıp ayıklandıktan sonra küçük bir kap içinde hafif pişirilerek haşlanır.
  • Haşlanan ıspanaklar soğuduktan sonra rondodan geçirilerek iyice ezilir.
  • Sarımsaklı yoğurt tuz ilavesi ile derin bir kapta hazırlanır.
  • Rondoya yoğurttan bir su bardağı kadar eklenip iyice ezilmiş ıspanaklarla birlikte homojen karışım elde edilir. Karıştırma kabına alınıp kalan yoğurtla da karıştırılır.
  • Koyuluk kıvamına göre gerekirse arzu ettiğiniz kadar su ilave edebilirsiniz. Koyu kıvamda daha çok sevdiğimiz ve kullandığım yoğurt sulu olunca ben pek fazla su eklemedim.
  • Ardından kesilmiş salatalıklar eklenir. Süslemek için zeytinyağı akıtııp üzerine nane ve maydanoz ekleyebilirsiniz.