Haziran | 2011 | BaharDALI
Haziran, 2011 için Arşiv
Haz 18, 2011 - Et Yemekleri, Özel Günler    Yorum Yok

Ballı Mahmudiye ve Babalar Günü

 


Her çocuk babasına düşkündür ama kız çocukları için babaları bir başkadır. Bu düşkünlüğün ötesinde gelen hayranlık pek çoğumuz için eş seçimine dek sürer…Gece gibi sakin, gündüz gibi hareketli, hep koruyan, hep şefkatli…Kısık gözlerinin kenarlarında yıllarca yaptığı çalışmaların getirdiği çizgilerle bize hep ışıl ışıl bakan bir çift göz. Gür ve kavisli kaşları yüzüne sert bir ifade verip hem bir mesafe hissettiriyor hem de göz bebeklerinde şefkati tamamlıyor. Gözlerine bakınca hiç ayrılmasam diyorum. Zaman zaman ayrılmak zorunda kalsam da, en zoru beyaz gelinliğime bağladığı kırmızı kurdeleden sonra oldu. Kapıdan çıkana kadar göz yaşlarını göz pınarlarına sakladı. Taa ki kapıdan dışarı çıkana dek…Adımımı atarken eşikten gayri ihtiyari dönüp bakınca süzülen yaşları gördüm. Benden sakladığı yaşlar pınarlarına sığmayıp taşmıştı…O güne dek bize hiç göstermediği yaşlar…

Hayatın üzerine, onun arkamda olup beni koruyacağını, savunacağını bilerek hep cesaretle yürüdüm. Benim mihenk taşım, pusulam, koruyucum her şeyim, biricik babam…Sen olmasan nasıl dayanırdım kendi ayaklarımın üzerinde durmayı öğrenirken hayata…Elinin içinde kaybolan küçücük ellerimi tutunca senin hızına yetişemesem de doğru yolda olmanın verdiği huzur ve güven içimden hiç eksik olmadı. Sen var oldukça o küçük kız çocuğu hep içimde yaşayacak. Senin ve tüm babaların babalar günü kutlu olsun. Babalar ve kızlarına değinmişken yakın zamanda keşfettiğim bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Farklı bir yaklaşımla yazılmış, duygusal ve güzel bir kitap. Pradigma yayıncılık Oğullar ve Babaları ‘ndan sonra şimdi de “Kızlar ve Babaları “adlı kitabı basmış. Avukat, akademisyen, emekli, müzisyen, gazeteci, şair vb. farklı meslekten 56 kadın çocukluktan taşıdıkları hatıralarla babalarını anlatmış. Kitapta farklı kuşaklar, farklı politik görüşler,farklı mesleklerden ama pek çok ortak şeyi, en başta kızların babalarına duyduğu o büyük sevgiyi anlatmış. Babalar gününe dair güzel bir hediye olabilir…

Aslında yapılabilecek çok şey var bu özel günde onun için . Ama sanırım en güzeli babalar için kendi elinizle yapılmış bir yemek olur. Şöyle babalara yaraşır bir Osmanlı yemeği…Ballı Mahmudiye; bal, kayısı, razaki üzüm ve bademle pişirilmiş limon soslu tavuk parçaları. Benim gibi bir yemek tutkunu ve damak tadını geliştirmeye çalışan birisi için her kaynak bir yol oluyor. Kitap, dergi, çeşitli gıda ürünlerin içinden çıkan tarifler, yurt içi-yurt dışı kaynaklı tarifler, yemek ve gurme programları. Tabii hal böyle olunca bir süre önce başlayan Master Chef ‘de benim için bir kaynak oldu. Programda ünlü şeflerden Aydın Demir’in yarışmacılar için hazırladığı bu yemeği deneyip, tarifini uyarladığımda şimdiye dek yediğim en lezzetli şehriye pilavı ve tavuk etli yemeği yediğimi hissettim. Uğraşması biraz zor görünse de yemeğe başladığınızda değdiğini göreceksiniz.

Malzemeler

  • 1 Büyük boy Tavuk
  • 1 adet iri boy Havuç
  • 2 adet orta boy soğan
  • 1 adet limon
  • 2 defne yaprağı
  • 2.5 lt Su
  • 1.5 Kase arpa şehriye
  • 10-12 adet kuru kayısı
  • 15-20 adet kuru razaki üzüm
  • 15-20 adet çiğ badem
  • 2 adet çubuk tarçın
  • 2 yemek kaşığı tereyağı
  • 1/2 çay bardağı sıvı yağ
  • 1 yemek kaşığı bal
  • 2 yemek kaşığı nişasta
  • 1 tutam maydanoz
  • Tuz, Tane Karabiber

Yapılışı

  • Yıkanan tavuk, iri doğranmış havuç, dörde bölünmüş bir kuru soğan, 5-10 adet tane karabiber ve 1/4 Limon tencereye su ile birlikte koyulup tuz ilave edilerek iyice haşlanır. Tavuk etleri, kemikten hafif dokununca  sıyrılacak kadar pişirilir. Diğer tarafta kuru soğan yemeklik doğranır.
  • Pilav tenceresinde çiçek yağı hafif kızdırılınca, tere yağı da eklenir. Tere yağı köpürüp sütünü kaybedince arpa şehriyeler katılır. Tuzu ilave edilir, sürekli çevrilerek kavrulur. Şehriyeler hafif renk değiştirince, küçük doğranmış soğanlar eklenerek kavurmaya devam edilir.
  • Şehriyeler tamamen kavrulunca, tavuğun haşlama suyunun 1/3′ü ve bir o kadar da kaynar su ilave edilerek, şehriye pilavı klasik pilav gibi pişirilir. Şehriyenin cinsine göre su miktarı ayarlanabilir. Önce yüksek ateşte, göz göz olunca kısık ateşte suyu çektirilir. Demlenmeye bırakılır.
  • Kenara alınan haşlanmış tavuk iri iri (löp et olarak) kemiklerinden sıyrılarak, fırın tepsisine konur. Sıyırma esnasında göğüs ve but etlerini tepside ayrı bölgelere yerleştirilerek, servis esnasında tabaklara da eşit oranda dağıtabilirsiniz.
  • Ayıklanan tavuğun kemikleri, derisi tekrar haşlama tenceresine alıp haşlamaya devam edilir. Bu haşlama ile daha lezzetli ve yoğun bir haşlama suyu elde edilir.
  • Tavukları etlerini tepsiye koyduktan sonra üzerine, kuru kayısı (kişi başına 2 tane), kuru razaki üzüm, soyulmuş çiğ badem rastgele konulur ve üzerine bal gezdirilir.
  • Kalan haşlama suyunun yarısı ayrı bir kaba alınarak, ılık su ile sulandırılmış nişasta ve bir limon suyu ve ince doğranmış bir tutam maydanoz eklenerek hazırlanan sos kısık ateşte biraz koyu kıvam alana kadar kaynatılır.
  • Hazırlanan bu sos, tavuklu-ballı tepsiye dökülür ve üzeri alüminyum folyo ile sarılıp önceden 180 dereceye ısıtılmış fırında pişirilir. On- onbeş dakika sonra çıkarılır. Bir yemek kaşığı tere yağı üzerine eklenir.
  • Tabağa kase ile ters çevrilerek konan şehriye pilavının ortası oyulup, Ballı mahmudiye eklenerek sıcak servis yapılır.

 

Haz 12, 2011 - Seyahatname    Yorum Yok

Disneyland- ilk tur

Masal diyarı Disneyland ‘ a gitmeyi düşünenler için Pariste otellerin büyük çoğunluğunda ve Tourism Information ofislerinde Disneylandbiletleri satılıyor. Gidişle ilgili ulaşım konusunda da kalacağınız otelden bilgi alabilirsiniz. Ya da bileti girişte alabilirsiniz. Mesafe olarak trafiğe göre değişmekle birlikte, ulaşım merkeze 30-45 dakika arası zaman alıyor. Aklınızda olsun Paris merkeze göre birazcık daha tepede ve daha serin-rüzgarlı oluyor.

Biz bilet konusunu girişte alarak hallettik…Çocuklar zaten şendi ama biz de çocuklar gibi şendik:)) Disneyland 10:00 da açılıp akşam 19:00 da kapanıyor. Bizde zamanı tam değerlendirdik ve açılırken girip kapanırken çıktık… Neredeyse çıkarken kapıyı arkadan kapatın dedirtecektik:))

Disneyland; Walt Disney Stüdyolarını, otellerin yer aldığı kasabayı ve eğlencenin tavan yaptığı Disneypark ’ı içine alıyor. Disneypark girişinde envai çeşit hediyelik eşyaların satıldığı dükkanların yer aldığı Main Street-Ana cadde ile başlıyor. Bu cadde Central Plaza adı verilen parkın orta noktasına kadar uzanıyor. Buradan sonrası Frontierland, Adventureland, Fantasyland ve Discoveryland olarak bölgelere ayrılıyor.

Frontierland, vahşi batı ve kovboyların hakim olduğu Amerikan stilinde. Big Thunder Roller Coaster da burada yer alıyor. Ayrıca bu bölgede nehirde büyük tekne ile turu yapabilirsiniz. Adventureland; İndiana Jones, Karayip korsanları gibi heyecan verici ve adrenalini yükselten aktiviteler yer alıyor. Fantasyland ise klasik disney kahramanları; Pinokyo evi, Pamuk Prenses, Peter Pan, Uyuyan güzel gibi karakterlerin yanısıra it’s a small world’ un bulunduğu bölge.

Discoveryland, bilim kurgu tarzında geleceğe yönelik keşifler için. Burada uzay gemisiyle seyahat-star tours, yine uzayda roller coaster yani Space Mountain gibi bölümler bulunuyor. Gitmeyi düşünenler için girişte alacağınız küçük haritada hepsini takip edebilirsiniz.

Aslında Disney Parkta hem Disneyland Park hem de Walt Disney Stüdyolarını görmek isterdik ama bir güne ikisini de sığdırmak pek mümkün olmuyorBazılarını es geçerim derseniz başka tabii… Biz sabah 10:00 dan akşam 19:00 a kadar yani açık olduğu tüm saatler boyunca dolaşmamıza rağmen ancak Disneyland Park tarafını dolaşabildik. O da en önemli ve büyük olanlardan tercih ettiklerimizi seçerek …Çünkü Disneyland çok büyük ve aletlerin önünde 45 dakika ile 1 saat (kimi zaman 1 saatten de fazla) kuyruk beklemeniz gerekebiliyor…Biletinize “fastpass” kart alıp seçtiğiniz bir alete randevu alıp girmek de mümkün oluyormuş ama ard arda kullanılamadığı gibi fastcard gişeleri kapanmadan önce kullanılmazsa yine işe yaranıyormuş. Yani elinizde patlayabiliyormuş…Birinden çıkıp diğerine gideceğiniz saatler de net olmadığı için kart kullanmadık.

 

Eğer roller-coaster ‘lara meraklıysanız ilk açılışı sabah erken saate Disney parkın en favori ve önünde en uzun kuyruklar olan roller-coaster ‘larından Indiana Jones veya Space Mountain ‘den biri ile yapabilirsiniz. Biz ilk girişte tüm cesaretimizi toplayıp bence en zorlu olan Space Mountain le başladık. Space Mountain 1865 yılında Jules Verne nin yazdığı romandan esinlenerek yapılmış. Dünyadan aya fırlatılışı- From the earth to the moon- temsil ediyor. İşte fırlatma anı …

Tam bir fırlatma anı yaşıyorsunuz. Uzay mekiğine binip dünyadan uzaya doğru fırlatılmayı yaşatıyor…Adrenalin tam anlamıyla tavan yapıyor, müthişşşş bir duyguydu !… İndiğimiz anda bacaklarımız resmen titriyordu…Abartmıyorum zor ayakta durdum…Fırlatma sırasında bir ara başımı koltuktan ayırmıştım, öyle bir basınç vardı ki tekrar koltuğa dayayamadım ve yanlara çarptım…Parkın adrenali en çok yükselten Roller-coaster’ ı Space Mountain. İnipte biraz kendimize gelince çıkışta ne görelim; zirvede iken içeride grup grup fotoğraflarımız çekilmiş. İfadelerimiz tamamen kaymış tabi:))

İzlemek isteyenler aşağıdakii linkden ulaşabilir.

http://www.youtube.com/watch

Ardından birazcık soluklanabileceğimiz, sakin bir şekilde vakit geçirebileceğimiz; Micheal Jackson ın “We are here to change the World”- dünyayı değiştirmek için buradayız sloganlı filmini izledik. Film salonuna girmeden önce ön salonda flat ekranlara yansıyan görüntülerden filmin sahne arkası çalışmalarını izleyip ondan sonra salona girdik. Açıklamalar Fransızca olduğu için bilgi -information kısmına biraz Fransız kaldık. Ama kendileri bilir herhangi bir uyarı yaptılarsa da dilinizi bilmiyoruz gibi bir gerekçemiz olmuş oldu…Böyle turistik-dünyanın dört bir tarafından insan gelen bir yerde bu kadar milliyetçilik olur pes valla dedikten sonra salona girdik. Filmde 3D dışında; zeminde titreşim, hareket, lazer ve duman gibi efektler de varmış. Varmış diyorum çünkü bizim şansımıza film esnasında teknik bir sorun çıktı. Tamamını izleyemedik. 3D a diğer efektlerin katılması güzel yanıydı. Micheal Jackson un dansları da renk katmıştı. 3D Filmlerin belli periyotlarla değiştiği ve eski filmin daha ilginç olduğu söyleniyor…Kıyaslayamadık ama bu filmde kötülüklerle savaşırken Micheal Jackson ın dansları ön plana çıkarılmıştı.

It’s a small World; botlarla su kanalları arasından 15 dakika boyunca tur atıp dünyanın dört bir tarafından geleneksel kıyafetleriyle, hoş bir müzik eşliğinde dans eden bebekleri izliyorsunuz. Çok şirinnn ler.. Doyamadık, bir daha girelim dediklerimizdendi. Bu arada sınır yok, aynı turu defalarca tekrarlayabilirsiniz.…Tamamen tercihinize kalmış. Biz yeni denemelere yelken açıp sonra tekrarlarız deyince bir daha geri de dönemedik…

Geçit Töreni saat 17:00 de başlıyor…Tüm Disney kahramanlarını bu aşamada görebiliyorsunuz…Gidecek olanlara kaçırmamalarını tavsiye ediyorum…

Mickey -Mini Mousse, Oyuncak hikayesi, Aslan Kral, Deniz kızı, Winnie the Pooh, Simbad, Pinokyo, Alice Harikalar Diyarında…Hepsi neşeyle, dans ederek geçiyorlar…Bazı yerlerde duraklayıp çocukları da dansın içine çekiyorlar…Dansçıların gösterileri ve kostümleri çok profesyonelce hazırlanmış…

O kadar çok fotoğraf ve o kadar dolu bir gün oldu ki Disney yorumlarımı ve fotoğrafları bir sayfaya sığdırmadım:)) Devamı önümüzdeki günlerde….

 

Haz 8, 2011 - Seyahatname    Yorum Yok

Volendam

Volendam Hollanda da küçük şirin bir balıkçı kasabası. Hollanda’ daki pek çok yer adı gibi sonu  ”dam” ile bitenlerden (Amsterdam, Edam, Volendam…) Kutu gibi birbirinin benzeri, üçgen çatılı evleriyle bu kasaba kendinizi bir masaldaymış gibi hissettiriyor. Bir tarafında Kuzey denizi bir tarafında evlerin arasındaki kanallarda yüzen ördekleriyle huzur veren bir atmosferi var. Ömrünüze ömür katacak cinsden :))

Sokak aralarına girdiğinizde evlerin doğayla iç içe atmosferini ve şirin bahçelerini göreceksiniz.

Bahçelerde içinde alabalıkların yüzdüğü küçük havuzlar, birbirini kovalayan horozlar, rengarenk çiçekler ve minik şirin heykeller var…Aşağıdaki fotoğrafa dikkatle bakarsanız turuncu alabalıkları göreceksiniz…

Kasabanın merkezinde limana doğru giderken sağ tarafta geleneksel kıyafetlerle fotoğraf çekimi yapan bir fotoğrafçı da var…Vitrinde çekilmiş geleneksel kıyafetli alternatif pozları görebilirsiniz…. Hatıra fotoğrafı için orjinal bir fikir…

Bu fikrin benzeri uygulamaları Türkiye ‘de de başlamış. Son olarak Carrefour ‘ a gittiğimizde gördük. Sadrazam koltuğu üzerine Osmanlı tuğralı bir çerçeve konmuş. Hemen yanı başında sultan ve sadrazam kıyafetleri yer alıyor. Kıyafetleri giyip koltuğa kuruluyor ve fotoğrafınızı çektirebiliyorsunuz.

Volendam’ ın bu şirin atmosferinde deniz kenarında keyifli bir yemek yiyebilirsiniz. Özellikle deniz ürünleri ve balıkları meşhur. Kibbeling buraya özgü meşhur balık çeşitlerinden . Kızartılmış yada fırınlamış şekliyle yiyebilirsiniz.  Gölyazı da yediğimiz Turna balığı ile Mezgit karışımı bir tadı var. Yanında özel sosu ile servis yapılıyor. Tadı oldukça lezzetli.

Ayak üstü atıştırmalık olarak yiyebileceğiniz gibi (3-5 Euro civarında) , sahildeki küçük şirin restoranlardan birini de seçebilirsiniz…Restoranlarda tatlı ile birlikte menü fiyatı da 15 Euro civarında…De Koe lezzetli Kibbeling yemek için merkezdeki şirin restoranlardan birisi…Ayrıca meşhur elmalı payının da tadına burada bakabilirsiniz. Yada küçük şirin kafelerinde bir şeyler içip ortamın tadını çıkarabilirsiniz.

Evler, bahçeler gibi bu küçük kasabada satılan hediyelik eşyalarda birbirinden sevimli. Ahşap sabolardan ayakkabılar, ilginç magnetler, mutfak eşyaları, geleneksel Hollanda kıyafetleriyle el yapımı porselen bebekler alternatif seçenekler….Burdan canlı bir parça götürmek için ise lale tohumlarını tercih edebilirsiniz…Hem lale olsun hem de hiç solmasın isteyenlere de ahşap laleler var…

Lalelere bayıldım….Rivayete göre ilk lale tohumu Osmanlı zamanında Hollanda ‘ya gitmiş…Çok sevdiğim için bundan üç dört yıl önce oturma odamızı dekore ederken konsepti lale seçip; laleli avizeden, tabloya, ayaklı vazodaki çiçekten, vitraylara kadar odamızı lalelerle donatmıştım…Ne de olsa Osmanlı torunlarıyız biz, lale devri çocukları :)) Hal böyle olunca satın almasam da hayran hayran bakarak önlerinden geçtim ve porselen bebeklerle, ahşap saboların içinden hediyelikler seçmeye başladım…

 

Hiç ayrılmak istemesek de bu masalsı kasabaya başka bir tatilde tekrar uğramak üzere veda edip Marken e doğru yola çıktık…