Bozcaada | BaharDALI
Şub 21, 2012 - Seyahatname    Yorum Yok

Bozcaada

Adadan ayrılırken, Heredot ‘un  “Tanrı, insanlar uzun ömürlü olsun diye Bozcaada’yı yaratmış” söylemini kalpten hissediyoruz.

Karşıda kocaman Venedik döneminden kalma kalesiyle bizi karşılayan Bozcaada için, feribottan inerken, adı gibi boz diye düşünüp ilk anda hayal kırıklığı yaşamıştım.  Ama bu görünüşe aldanmayın sakın, bu yüzünün arkasında ne cevherler gizlediğini yaşayınca anlayacaksınız. Bir kez tadına bakanlar , adadaki cevherleri keşfettikçe bağlanacak ve uzun zaman göremeyince benim gibi çok özleyecek !

Adanın en çok özlediğim yanları, billur kumu, pırıl-pırıl ve her daim berrak denizi, küçük-şirin ve masalsı görünen evleri, gelincik şurubu, öyle berrak sulardan çıkıp nar gibi pişen balık ve deniz mahsulleri, çeşit çeşit baharatları ve baharat çeşitleri arasında en çok misler gibi kokan kekiği ve kekik kokulu tepeleri…

Adanın enleri benim en çok özlediklerimden ibaret değil aslında. Adada geçmişten gelen zengin bir bağcılık kültürü var. Bu kültür, farklı üzüm çeşitlerinin adada yaygınlaşmasını sağlamış. Ada bağcılığının ve şarapçılığının bu kadar gelişmiş olmasının temel sebepleri;  Adanın bağcılığa son derece uygun olan, andezit ağırlıklı, kumlu, killi, taşlı tabakaları içeren farklı toprak yapıları. Bu farklı toprak yapıları belli bölgelerde birbirleriyle iç içe geçiyor. İklim özellikleri de toprak yapısını destekleyince Ada bağcılığı geliştikçe gelişmiş. Ada bağcılığı deyince, adanın sembolü haline gelmiş , Bozcaada Çavuş üzümü dünya çapında ün kazanmış durumda… Benden söylemesi….

Bozcaada’ya Geyikli iskelesinden, yolcu olarak yada arabanızla birlikte,  45 dakikada feribotla ulaşılabiliyor. İskeleye yanaşınca dikkatimi çeken, kalenin sol tarafında,  sahil boyunca sıralanan küçük restoranlar, kafeler ve  rengarenk boyanmış evlerdi …

Bitki örtüsü de çok zengin olan Ada’da yapılan bir araştırmaya göre 4oo ün üzerinde farklı bitki olduğu söyleniyor. Koylar açısından çeşit çok olsa da bizim favorimiz, Ayazma.  Deniz suyu genel olarak soğuk ama bu turkuaz berraklığın içine girince,  çabucak alışıp, suyla bütünleşiyorsunuz.  Ayazma ‘da sahilde küçük salaş cafe –restoranlarda manzaranın tadına varıp, başta kabak çiçeği dolması olmak üzere,  Ege ‘nin nefis zeytinyağlılardan yiyebilirsiniz.

Diğer koy seçenekleri arasında; Sulu Bahçe, Habbele ve Mermer Burnu(Akvaryum koyu), Beylik, Çayır ,Ova koyları ,doğu kısmında ise Poyraz limanı, Tekirbahçe ve Tuzburnu plajlarında var. Koylara ulaşmak için minibüs,  kiralık bisiklet, motosiklet gibi seçenekler var ya da uzun yürüyüşleri de tercih edebilirsiniz.
Ada’da konaklamak için çok fazlaı seçenek yok ama gösterişten uzak, küçük şirin pansiyonlar, sabun kokan bembeyaz çarşaflı odalar, tarihi dokunun içinde neden burada şöyle büyük dümdüz koca binalı bir otel yok sorusunu aklınıza bile getirmiyor. Hatta dilerim Ada özel kalsın ve tarihi dokusu hiç bozulmasın.

Bozcaada ilk defa 1455 yılında Fatih Sultan Mehmet devrinde Osmanlı İmparatorluğu’na katılmış. Osmanlı ile Venedik arasında Bozcaada için mücadeleler olmuş, Ada zaman zaman Venedik hakimiyetine girmiştir. Bozcaada Osmanlı döneminde kadı tarafından yönetilmiş, 1912 yılında Balkan Savaşı sırasında Yunan donanmasınca işgal edilip, Lozan Antlaşması sonucunda 20 Eylül 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlanmıştır.

Birde hikayesi var; derler ki: Denizlerin Efendisi Poseidon’un kim bilir kaç çocuğundan biri, Kyknos adında bir kralmış. Beyçayırı’nın kuzeyinde Lapseki bölgesindeki Miletos Kolonisi, Kolonai kentine hükmedermiş. Onun da Tenes adında bir oğlu varmış. Tenes’in annesi ölünce babası yeniden evlenmiş. Fakat üvey ana bu ya; Tenes’e iftira etmiş! Üstelik kendisine yalancı tanık olarak birde kavalcı bulmuş. Kral Kyknos bu iftiraya kanmış ve oğlunu bir sandığa koyarak denize attırmış. Sandık yüze yüze gitmiş, boğazdan geçerek Leukophrys Adası’nın sahiline vurmuş. Tenes burada sandıktan çıkmış, adaya yerleşmiş ve ünlü coğrafyacı Strabon’a göre bazılarının Kalydna dediği Leukophrys Adası’nın ismini “Tenes’in Adası” anlamına gelen Tenedos olarak değiştirmiş.

Rüzgar Gülleri;, 2000 yılında kurulan Bozcaada Rüzgar Enerji Santraline ait 17 tane rüzgar türbini adanın en batı ucunda yer alıyor. Yaklaşık 30 bin kişinin elektrik ihtiyacını karşılayabilecek kapasitede, Türkiye ‘nin 3. rüzgar enerjisi santrali. Üstelik aynı enerjiyi üretecek, kömür santraline göre, tribün başına 82 bin ağaca eş değer oksijen tasarrufu sağlayacak kadar çevreci. Ayrıca gün batımında, hemen önündeki eski Polente Feneri ile oluşturduğu manzara görülmeye değer .

Göztepe;  Ada’nın en yüksek tepesi olan Göztepe’nin manzarası özellikle gün batımında çok keyifli. Tepeye araba ile çıkılabiliyor

Rum Mahallesi ve Kilise ; Kilise, Bozcaada ’daki Rum Ortodoks Cemaatine ait . Diğer adı Kimisis Teodoku olan kilise Rum Mahallesi’nin tam ortasında yer alıyor. Bu kilise, ibadet özgürlüğü ve diğer dinlere duyulan saygının da bir göstergesi . 1800 lü yıllarda yapılan kilise, Lozan anlaşması ile 1923 de geri alınan adada el değmemiş tarihi eserlerden..

Rum mahallesini görmenin en iyi yolu, sabah saatlerinde küçük bir yürüyüş yapmak. Masalsı görünen evleri ve Balıkçı Restoranlarını görmek için sokak aralarında dolaşmanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Her birinde farklı detaylar var ve hepsi birbirinden güzel. Gezip gördüğüm yedi düvel de burada duyduğum hayranlığı, Venedik yakınlarındaki Burano ve Hollanda ‘da Volendam’ da da hissetmiştim.

Şarap Fabrikaları ;  İlgilenenler ve merak duyanlara fabrikalar gezdiriliyormuş. Biz o canım denizi-kumsalı, akşam üzerleri gün batımını bırakıp da gitmedik . Ama gidenlerin söylem göre, üzümün şarap olana kadar hangi aşamalardan geçtiğini görüp,  tadım denemeleri de yapabiliyormuş. Hatta fabrika satış mağazalarında alış veriş  imkanı da varmış.

Adanın tamamının doğal ve arkeolojik sit alanı ilan edilmiş durumda. Tüm bakım çalışmalarının Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunca denetleniyor. Koruma altına alınırken belediyenin de güzel uygulamaları var. Örneğin Ada ‘da naylon poşet kullanımı yasak.

Restoran ve evlerde her detay ince ince işlenmiş…Sandal restoranın sandaldan saksılarına bayıldım : ))

Son olarak, adaya özgü lezzetlerden, Domates reçeli, Gelincik reçeli, aşağıda gördüğünüz Gelincik şurubu, damla sakızlı un kurabiyesi, Üzümlü strudel, Ege otlarından zeytinyağlı çeşitleri, Balık ve deniz mahsullerinden tatmadan, Çınaraltında kahvenizi höpürdetmeden dönmeyin derim. Uyarıyorum, sonra söylemedi demeyinnn…

 



Yoruma Kapatılmıştır..