Datça | BaharDALI
Haz 24, 2012 - Seyahatname    Yorum Yok

Datça

Uzun zamandır gitmeyi düşünüp, her defasında bir şekilde rotamızı başka yöne çevirdiğimiz Datça tatili, Datça tutkunu dostların övgülerinin de vesilesi ile,  yarım adada;  turkuaz mavi koylarda, koyların içinde küçük şirin balıkların arasında, sudan çıkınca akşam saatleri efil efil esen rüzgarını ve temiz havasını soluyarak geçti.

Datça yolunun bozuk olması geçmişte bizi bu yoldan vazgeçiren etkenlerdendi. Ama aradan geçen zaman içinde yolun düzenlenmiş olması eskisi gibi dar virajların kalmaması planlarımızın önüne geçen yol engellini de ortadan kaldırdı. Yolun eski ve yeni halini aşağıdaki linkte bulabilirsiniz.

http://www.datcarehberi.com/datcayolu.htm

Denizden ulaşmayı tercih edenlere Bodrum-Datça arası feribot seferleri olduğunu öğrensek de, kilometre sayacının attığını görüp, sayaçla birlikte her anında bir başka güzelliğini, dokusunu tattığımız yol maceralarımıza yenilerini eklemek için kara yolunu seçtik. Marmaris’ ten sonra 70 km lik mesafede, yeşilin her tonunu görerek, dağların arasında kıvrıla kıvrıla, sağ tarafta Ege , sol yan da Akdeniz ‘in turkuaz mavi tonlarını ve koylarını izlediğimiz kısa metrajlı bir belgesel gibi akıp giden bir buçuk saat  geçirdik.

Hisarönü Körfezi’ne paralel yoldan sonra, Humalıbük ve Kurucabük koylarını geçince Yunanistan’ın Simi adası görülmeye başlıyor. Bir zamanların popüler tatil sitesi Datça Aktur’dan sonra ,çok büyük bir koy başlıyor. Burası kumul alanı ve fosiller bulunduğundan koruma altına alınmış . Datça merkeze 4km.kala ise Gebekum plajı ise düz, bakir bir alan ve oldukça geniş güzel bir kumsal.

Şehir merkezine yakın yel değirmeni karşılıyor bizi. Yanına yaklaşıp fotoğraf çekmek istediğimizde fark ediyoruz ki, değirmen özel bir işletme tarafından restoran olarak hizmet veriyor. Kendimizi bir an önce mavi sulara atmak arzusu ile bir fotoğrafını çekip ayrılıyoruz yel değirmeninin yanından…

Datça adını “Stadia” kelimesinden almış. “Durağan” anlamına gelen bu kelime zamanla “Dadya”  olmuş. Sultan Reşad döneminde “Reşadiye” adını almış ve 1928 yılında günümüzdeki adıyla Datça ismine kavuşmuş. Datça’ nın ilk yerleşiminin olduğu kısım Eski Datça, liman, yeni binalar ve şehir merkezinin  bulunduğu kısım yeni Datça olarak anılıyor.

Merkeze inmeden Eski Datça yol ayrımına girip, sağlığında Can Yücel ‘in de vazgeçemediği ve ona ilham veren mekanı görüyoruz. Taş evlerin arasında dolaşırken, Can Yücel in çok sevdiği küçük kahveyi buluyoruz.

Fotoğrafları, yazıları ve şiirleri ile küçük bir köşe yapılmış ona dair.

Can Yücel deyince babamın anlattığı, siyasetçi çocuğunun kader seçimini anımsıyorum. Zamanın örnek siyasetçilerinden eski Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel,  Ankara Atatürk Lisesi ‘nde okuyan oğlu Can Yücel ve onun sınıf arkadaşı Gazi Yaşargil ‘in birlikte kazandığı yurtdışı eğitim bursunda, iki öğrenci arasında seçim yapılması gerekirken, “kendi oğluna torpil yaptı ” dedirtmemek için seçimi Gazi Yaşargil olarak yapar. Gerçek hayattan bir kesit olan hikayenin sonu hepimizin bildiği dünyaca ünlü bir cerrah ve ünlü bir yazarın hayat hikayesi ile devam ediyor.

Fani dünyaya bıraktığı yazıları ve eserleri dışında, kahve içinde yer alan küçük köşesinde, portresini, bir şişe şarabını ve bardağını görüyoruz.

 “Bük” Datça’da ufak koylara verilen bir isim. Hepsi ayrı güzel olan, bükler arasında ulaşılabilir ve en popüler olanlar; Hayıtbükü, Palamutbükü, Domuzbükü ve Kızılbük…Birbirinden bağımsız küçük şirin koylar, henüz büyük oteller tarafından kapatılmamış. Bu yüzden, bu doğal koylara görüntüye tezat dimdik otel binaları bulunmuyor. Birbirinden lezzetli yemekleri olan, huzurlu, sakin, küçük şirin ahşap evler, butik oteller ve pansiyonlar var. Yemek deyince, Datça ‘nın meşhur kekik balı, badem çeşitleri, karanfilli ekmeği, fener balığı kavurması ve keçi boynuzlu muhallebisi denenecekler listemde …

Koylara ulaşmak için elimizde haritamız, dolanıyoruz Ege nin kıvrımlı dağları arasından….Yarım adanın Kuzey tarafındaki koylara kara yolu ile ulaşım mümkün olmuyormuş, biz de güney tarafına yöneliyoruz.  Koy sayısı 50 nin  üzerindeymiş, zaten hepsini bir tatile sığdırmak mümkün görünmüyor.

Hedefimiz ilk aşamada en meşhur olan koylarından;  Hayıtbükü, Ovabükü, Palamutbükü ve Kızılbük koylarının tadını çıkarmak….

Akdeniz ‘e bakan küçük şirin koylardan biri-Hayıtbükü…

Hayıtbüküne komşu koy, Kızılbük…

Datça ‘ya 4 km kala Perili köşk koyu…

Mesudiye köyünün içinde yer alan Ovabükü

Koyları, yolun yorgunluğunu attıktan sonra, daha detaylı olarak dolaşmaya karar verip, Datça ‘da merkezine ulaşıyoruz. Ana cadde üzerinde küçük çarşısını geçince  liman karşımıza çıkıyor. Datça’nın meydanından otelimize giden yola sapıyoruz. Küçük bir tatil köyü burası, ama Datça için en büyüklerden biri. Eşyalarımızı odaya , kendimizi serin sularına bırakıyoruz Datçanın ve akşam olana kadar sudan çıkmıyoruz…



YORUM BIRAKIN

Yorum yapabilmek için GİRİŞ yapmalısınız.