Ispanaklı Buğday Çorbası | BaharDALI

Ispanaklı Buğday Çorbası

Pazar sabahı henüz şehrin büyük çoğunluğu uykuda iken gözlerimi açıp güne erken ve telaşsız başlamanın keyfiyle, biraz gazete okuyup, biraz da ele geçirip rekabet olmaksızın elimde tutabildiğim kumandanın  keyfini çıkarıyorum.

Her gün koşturmacasına, telaşına kapılarak başladığımız günü, kafa dağıtmak üzere ekran karşısına oturarak tamamlamak değil bu kez, telaşsız, sakin, dingin ve keyifle karşılayıp, ekrana odaklanmak üzere açıyorum.  Bloomberg kanalında önce , İsviçre ‘de Alplerin kar dolu tepeleriyle başlayan turu , Hawai ‘de sahilin turkuazı ve deniz scooterlarıyla dalış görüntüleriyle noktaladıktan sonra, bir başka TV kanalında, içinde bulunduğumuz Muharrem ayı, aşureye dair sohbeti dinleyerek devam ediyorum. Dinlerken, başka diyarlardan zaman makinesi ile Osmanlı dönemine ışınlanmış gibi hissediyorum kendimi. O dönem sarayda Aşure sunumuyla başlayan sohbet, Yaradanımızın, nelere kadir olduğunu kullarına, bizim için büyük O’ nun için ufak mucizelerine doğru uzanıyor.

Osmanlı dönemine ile başlayan Aşurenin sunum ritüeli, o an oradaymış gibi hissettiriyor, genç kızların elinde,  tüllü, kırmızı kurdeleli, “Aşure Testisi ” bağı çözülüp, içinden, ılık ve akışkan olarak kaselere dolduruluyor. Tarçının ve buğdayın kokusu burnumda tütüyor, kaselerin boşalması sonrası ritüel ise başlangıç ritüelinden daha da özenli şekilde tamamlanıyor. Kaselerin yıkanma sevabı da yapana kalmak üzere doğal haliyle bırakılıp, içlerine sarayda altın, komşular, akrabalar arası sunumlarda da bir zamanlar uğruna savaşlar yapılan, tüm bedenimizi, elektrolit dengemizi koruyan tuz konup geri veriliyor.  İçinde mümkünse kutsal anlamı olan kırk sayısınca farklı çeşniyi yerken ( sayı tamamlama anlamında bir pratik yol, bir kaşık bal ile belki 40 belki daha fazla çeşitten polen toplamış arının katkısı), bu kadar karışık olmasına karşın bu kadar güzel bir lezzet olan aşure, tasavvuf yönüyle incelendiğinde, Muharrem ayında yaşanan mucizeleri hatırlayıp anarak yemeye de bir vesile oluyor. Sanırım kokusu size kadar geldi, yapmak isteyenler yandaki Aşure yazısı üzerine  Aşure  linkine tıklayarak kolları sıvayabilir.  Muharrem başından beri belki 3 belki 4 .defa yesem de hep aynı huşuyu hissettiğim Aşure bu gün nasıl burnumda tüttü ise, dost sofrasına davet edilip, gittiğimizde, hem Aşure hem Aşurelik Buğday ‘la yapılmış nefis bir çorba sofra başında bizi bekliyordu.

Aşurelik malzemeler bir yanda dururken, buğday ve nohuttan ayrılanlara, biraz ıspanak katılarak hazırlanmış bu çorba, soğuk kış günlerinde, yedikçe içimizi ısıtan, hem farklı hem de çok lezzetli bir çorba olarak Özlem ‘in sofrasından, tarifine ve fikrine sağlık ….

Malzemeler

  • 1 su bardağı aşurelik buğday
  • 1 çay bardağı nohut
  • 5 sap ıspanak
  • 2 yemek kaşığı yoğurt
  • 1 adet knorr et bulyon
  • 6-7 su bardağı su
  • Tuz, nane, pulbiber

Yapılışı

  • Buğday ve nohut yıkanıp, düdüklü tencerede pişene kadar kaynatılır. Düdüklü tencere kullanmıyorsanız, çelik tencerede pişirme süreniz biraz daha uzun olabilir.
  • Ayıklanıp, iyice yıkanan ıspanaklar iri iri kesilip, pişen buğdaylı karışıma eklenir.
  • Yoğurt küçük bir kasede çırpılır. Çorbanızın kıvamına göre yoğurt miktarını arttırabilirsiniz.  Çorbanın sıcak suyundan bir başka kaseye konup, içine bulyon eklenerek çözülür. Karışım, yoğurtla birleştirilerek çırpılır, tencereye ilave edilir.
  • Çorba hafif kaynayınca, nane, pulbiber, tuz eklenip sıcak servis yapılır.


YORUM BIRAKIN

Yorum yapabilmek için GİRİŞ yapmalısınız.