Knidos | BaharDALI
Haz 28, 2012 - Seyahatname    Yorum Yok

Knidos

İçimizdeki yoğun keşfetme duygusunun kökleri, kilometrelerce yolla beslenip, heyecan ve sabırsızlık dallarını büyütmüştü, Ege ile Akdeniz ‘in birleştiği müthiş konumdaki Tekir burnuna ulaşana kadar.

Bu duygu öyle güçlüydü ki, ne Datça dan tekne turu ile ulaşmayı planladığımız Antik şehir ‘e , gerekli kişi sayısına ulaşılamadığı için iptal edilen tekne rezervasyonumuz, ne karayolundan son sekiz kilometresi tek arabalık geçişe imkan veren daracık yol, ne de tabelaların bittiği nokta da ki yol ayrımları bu duyguyu bastırmaya yetmedi.

Biz hevesimizi kaybetmesek de yol ayrımındaki evin sahibi yaşlı amca, tarif etme hevesi kırılmış, bu muhteşem tarih ve coğrafyanın dibinde. Aslında hiç haksız değil, her yol ayrımına gelene aynı tarifi her gün ve hatta bazen daha martılar bile uyanmadan sabah uykusunun tatlı rehavetinde uyanıp yapmaktan. Var olan güzelliklerimize yeterince yol gösterilmediği için hayıflanıyoruz kendi kendimize. Yurt dışı gezilerinde her otelde bulduğumuz basit haritalar ve onların orjinaline uygun kopyalarıyla büyütülmüş gerçeklerini, sanki yıllardır o coğrafyanın bir parçasıymış gibi bulurken ve her yol ayrımında mutlaka bir tabela görürken, ulaşma hevesi bir yana oturup o ayrıma bir tabela çizesim geliyor. Yaşlı amca  ile kurmuş olduğumuz empati duygusuna, yakınlaştığımızı hissettiğimiz Ege ve Akdeniz kavuşmasının hevesi depar atıyor ve bir anda kendimizi tabela çizerken düşündüğümüz halüsinasyon gözlerimizin önünden uçup gidiyor. İki denizin birleşmesi ile gelen esintiyi hissetmek için arabamızın klimasını kapatıp, camlarımızı açarak, saçlarımızı savrulmaya bırakıyoruz.

Yaşlı amcanın tarif ettiği Yaka köyü cami önündeki bir tarafı Palamutbükü bir tarafı Knidos u gösteren yol ayrımı ve tabelaya ulaşınca, içimizde doğru yolda olmanın verdiği huzur ve son sekiz kilometredeki dar geçişi düşününce duyduğumuz heyecanla kesişiyor. Ayrıma girdiğimizde şans bizden yana, yolun en geniş, küçük bir cep gibi yan alanı bulunan kısmına geldiğimizde heyecanını duyduğumuz Knidos keşfini yaşamış bir ailenin küçük arabası ile karşılaşıp, sabrımızı bastırarak onlara yol veriyoruz. Son dönemeçte Ege ile Akdenizin birleştiği Turkuaz suları gördükten sonra arabamızı çok beğendiği koya demir atan kaptanın edasıyla kapatıp çıkıyoruz keşfe. Müze giriş kartlarımız, bizim gibi gezginlerden kar etmediğini düşündüğüm kültür bakanlığının yetkilisinin onayı sonrası, şehrin girişinde okutulmak üzere geri veriliyor. Ancak alınan tek geçişlik ücretlerin daha yüksek ve İtalya da gördüğümüz gibi yabancı turistlerin geçişinde ayak bastı parası alınarak daha çok tabela , antik şehre daha çok bakım ve kazı çalışması olarak geri dönmesini dileğiyle geçiyoruz müze kartımızın barkodunu okutarak içeri.

Müze görevlisinden aldığımız broşürü okumaya başladığımızda önümüzde duran koca Antik şehirle, arkamızda kalan yarımada görüntüsünün aslında zamanında birbirinden ayrı parçalar olduğunu, denizin sonradan doldurularak , bir tarafı Ege ye bir tarafı Akdeniz’ e bakan, biri ticari diğeri askeri iki limana dönüştüğünü öğreniyoruz. Kayıtlarda geçen mendirek kalıntıları bir yana zihnimde sadece iki yanda yer alan turkuaz sularda bir deniz kızı gibi yüzdüğüm canlanıyor. Antik şehir turu sonrası kendime böyle bir ödül seçip yola devam ediyorum. Birisi antik kentin kuzeyinde diğeri büyük limanın kuzeyinde , turistik gezilerle gelen misafirlerini sessizce bekleyen iki tiyatrodan sadece birinin ortalama 5000 kişilik olduğunu okuyunca aslında bir zamanlar nasıl kalabalık ve cıvıl cıvıl olduğu gözümüzün önünde canlanıyor.

Antik şehirde kalıntıları bulunan beş büyük kiliseden birinin tabanında kazınmış Arapça yazıtlar, bu kalabalıkların farklı dönemlerde farklı dinlere ve kültürlere sahip insanlar olduğunu gösteriyor. Binlerce yıllık tarihinde, kimbilir hangi Einstein ruhlu insanın şu an için çok basit ama döneminde bir bilimsel buluş olan güneş saatini buluyoruz, patika yol üzerinde. Bir çırpı koyup üzerine periyodik bölünmüş kısımdaki gölge ile kol saatinin uyumuna bakıp, bizden binlerce yıl önce keşfedilmiş bu düzeneği yeni bulunmuş gibi mutluluğunu yaşıyoruz. Tatilin bundan sonraki kısmında kol saatimi çıkarıp, dakika ve saniyeleri düşünmeden sadece saatlerin farkında vakit geçirmek istiyorum. Acaba bu coğrafya, şehrin çevresini sarmalayan iki turkuaz deniz o dönemde de güneşin yer değişiminden öte zaman merakını  silmişmiydi zihinlerden?

Mezar ve tapınak kalıntıları sonrası manzarayı tepeden görmek için en uç noktaya çıkıyoruz , herhangi bir bariyer yada geçişi yasak levhası olmaksızın. Üzerinde durduğumuz uçurum, yaşamla ölüm arasında kalan ince çizgi kalp atışlarımızı ve adrenalin oranımızı arttırıyor. Manzara müthiş ama adrenalinin bu kadarı fazla diye düşünerek iniş yolundaki patikaya geri dönüyoruz.

Kalıntıların arasında gördüğüm üzüm motifi ve broşürde okumamıza rağmen kalıntılarını Antik şehirde göremediğimiz amphora kulbu, kentin gelirleri arasında, zeytinyağı ve şarap ticareti olduğunu sembolize ediyor. Aslında  Efes’ten daha özel bir konuma sahip olmasına karşın hak ettiği kadar korunamamış şehirden, çok sayıda tarihi eserin zamanında turist gibi gelen tarihi eser kaçakçılarına kaptırıldığı söyleniyor. Kaptırılan eserlerden en önemlisi de heykeltıraş Praksiteles’in çıplak Afrodit heykeli olsa gerek ki izini bilen yok.

Heykelin hikayesine göre, ilk çıplak Afrodit heykelini yapan Praksiteles, yonttuğu heykelin canlı gibi algılandığını fark edince, heykeli civardaki adalarda yaşayanlara satmak istemiş. Ama, heykel çıplak olduğu için kimse almaya cesaret edememiş. Ancak, Knidoslular heykeli görür görmez bunun kaçırılmaz bir fırsat olduğunu anlamışlar ve Heykeli, Afrodit Tapınağı’nın en güzel yerine koyarak, ticari bir zihniyetle kullanmaya başlamışlar. Afrodit Tapınağı, heykel sayesinde öteki tapınaklardan daha çok rağbet görür hale gelmiş ve bu çırılçıplak güzelliği seyretme isteği, Knidos’a akını bir kat daha artırmış. Heykelin nerede olduğu maalesef bilinmiyor. İçimizi buruk ayrılıyoruz Knidos ‘tan.

Antik şehirde gördüğümüz, eksikliğini öğrendiğimiz parçaların burukluğu ve boşluğunu manzaranın ihtişamı, turkuaz tonlarıyla dolduruyor.

Eğer bir gün yolunuz düşecek olursa Knidos’a giderken aklınızda olsun:

  1. Güneş gözlüğü ve şapkanızı unutmayın. Japon turistleri Antik şehir turunda görseniz, ne şapka ne gözlük yetmemiş, şemsiyeleriyle çıkmışlardı tura…dahası Kültür Bakanlığına ait Knidos girişindeki satış mağazasında, fikir kaynağının onlar gibi dolaşanlar olduğunu düşündüğümüz kafaya takılan şapka-şemsiyeler gördük.
  2. Knidos’a deniz yolu ile gidiyorsanız tura Datça’ merkezinden katılıp, bu uzun yolu alacağınız tekneyi kendi gözünüzle seçin. Kara yolu ile gidenler için son sekiz kilometrede hız yapmamalarını tavsiye ederim. Turkuaz sulara gömülmek güzel ama arabalı gidecek kadar değil : )
  3. Patikada yürürken, ayak bileğinizi sağlam tutacak rahat bir spor ayakkabı faydalı olur.
  4. Eğer zamanı ayarlama şansınız varsa akşam üzerini tercih edin. Öğlen vakti tur çok yorucu …
  5. Antik şehrin içine girerken yanınıza su almayı ihmal etmeyin.


YORUM BIRAKIN

Yorum yapabilmek için GİRİŞ yapmalısınız.