Tem 18, 2011 - Çorbalar    Yorum Yok

Fransız Usulü Soğan Çorbası ve Montmarte Tepesi

Paris ’i tepeden izlemek, Sacre Coeur ve Ressamlar sokağını görmek için Montmartre tepesine çıktık. Yüksekliği 130 metre civarında olan bu tepe dik bir yamaçta. Tepeye ulaştığımızda Sacre Coeur tüm haşmetiyle karşımızdaydı. Beyaz kubbeleri Tac Mahal i anımsatıyor.

Sacre Coeur ‘ü karşımıza alıp sol tarafındaki dik yokuşa çıkınca Ressamlar sokağına ulaştık. Burada zamanında Pablo Picasso, Van Gogh, Salvador Dali gibi pek çok ressam çalışmış. Halen Paris teki ressamlar için bir merkez konumunda. Kendi portresini yaptırmak isteyenler yada el yapımı bir Paris manzarası satın almak isteyenler için seçenek çok.

Devam?n? Oku »

Tem 11, 2011 - Çorbalar, Sizlerden gelenler    Yorum Yok

Annemin Arpa Şehriye Çorbası

Hayata başlarken sağlıklı doğdunuz ve kocaman “1” ile başlangıç yaptınız. Sonra gittikçe sahip olduklarınız artmaya başladı. Büyüdünüz, okullu oldunuz, yanına bir “sıfır” …Okul bittiğinde bir “sıfır” daha. Meslek sahibi oldunuz, çalışmaya başladınız, bir “sıfır” daha arttırdınız… Sonra mesleğinizde hedeflediğiniz kariyere ulaştınız, tebrikler yeni bir “sıfır” eklediniz hanenize:))

10000000……..

Devam?n? Oku »

Haz 18, 2011 - Et Yemekleri, Özel Günler    Yorum Yok

Ballı Mahmudiye ve Babalar Günü

 


Her çocuk babasına düşkündür ama kız çocukları için babaları bir başkadır. Bu düşkünlüğün ötesinde gelen hayranlık pek çoğumuz için eş seçimine dek sürer…Gece gibi sakin, gündüz gibi hareketli, hep koruyan, hep şefkatli…Kısık gözlerinin kenarlarında yıllarca yaptığı çalışmaların getirdiği çizgilerle bize hep ışıl ışıl bakan bir çift göz. Gür ve kavisli kaşları yüzüne sert bir ifade verip hem bir mesafe hissettiriyor hem de göz bebeklerinde şefkati tamamlıyor. Gözlerine bakınca hiç ayrılmasam diyorum. Zaman zaman ayrılmak zorunda kalsam da, en zoru beyaz gelinliğime bağladığı kırmızı kurdeleden sonra oldu. Kapıdan çıkana kadar göz yaşlarını göz pınarlarına sakladı. Taa ki kapıdan dışarı çıkana dek…Adımımı atarken eşikten gayri ihtiyari dönüp bakınca süzülen yaşları gördüm. Benden sakladığı yaşlar pınarlarına sığmayıp taşmıştı…O güne dek bize hiç göstermediği yaşlar…

Hayatın üzerine, onun arkamda olup beni koruyacağını, savunacağını bilerek hep cesaretle yürüdüm. Benim mihenk taşım, pusulam, koruyucum her şeyim, biricik babam…Sen olmasan nasıl dayanırdım kendi ayaklarımın üzerinde durmayı öğrenirken hayata…Elinin içinde kaybolan küçücük ellerimi tutunca senin hızına yetişemesem de doğru yolda olmanın verdiği huzur ve güven içimden hiç eksik olmadı. Sen var oldukça o küçük kız çocuğu hep içimde yaşayacak. Senin ve tüm babaların babalar günü kutlu olsun. Babalar ve kızlarına değinmişken yakın zamanda keşfettiğim bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Farklı bir yaklaşımla yazılmış, duygusal ve güzel bir kitap. Pradigma yayıncılık Oğullar ve Babaları ‘ndan sonra şimdi de “Kızlar ve Babaları “adlı kitabı basmış. Avukat, akademisyen, emekli, müzisyen, gazeteci, şair vb. farklı meslekten 56 kadın çocukluktan taşıdıkları hatıralarla babalarını anlatmış. Kitapta farklı kuşaklar, farklı politik görüşler,farklı mesleklerden ama pek çok ortak şeyi, en başta kızların babalarına duyduğu o büyük sevgiyi anlatmış. Babalar gününe dair güzel bir hediye olabilir…

Aslında yapılabilecek çok şey var bu özel günde onun için . Ama sanırım en güzeli babalar için kendi elinizle yapılmış bir yemek olur. Şöyle babalara yaraşır bir Osmanlı yemeği…Ballı Mahmudiye; bal, kayısı, razaki üzüm ve bademle pişirilmiş limon soslu tavuk parçaları. Benim gibi bir yemek tutkunu ve damak tadını geliştirmeye çalışan birisi için her kaynak bir yol oluyor. Kitap, dergi, çeşitli gıda ürünlerin içinden çıkan tarifler, yurt içi-yurt dışı kaynaklı tarifler, yemek ve gurme programları. Tabii hal böyle olunca bir süre önce başlayan Master Chef ‘de benim için bir kaynak oldu. Programda ünlü şeflerden Aydın Demir’in yarışmacılar için hazırladığı bu yemeği deneyip, tarifini uyarladığımda şimdiye dek yediğim en lezzetli şehriye pilavı ve tavuk etli yemeği yediğimi hissettim. Uğraşması biraz zor görünse de yemeğe başladığınızda değdiğini göreceksiniz.

Malzemeler

  • 1 Büyük boy Tavuk
  • 1 adet iri boy Havuç
  • 2 adet orta boy soğan
  • 1 adet limon
  • 2 defne yaprağı
  • 2.5 lt Su
  • 1.5 Kase arpa şehriye
  • 10-12 adet kuru kayısı
  • 15-20 adet kuru razaki üzüm
  • 15-20 adet çiğ badem
  • 2 adet çubuk tarçın
  • 2 yemek kaşığı tereyağı
  • 1/2 çay bardağı sıvı yağ
  • 1 yemek kaşığı bal
  • 2 yemek kaşığı nişasta
  • 1 tutam maydanoz
  • Tuz, Tane Karabiber

Yapılışı

  • Yıkanan tavuk, iri doğranmış havuç, dörde bölünmüş bir kuru soğan, 5-10 adet tane karabiber ve 1/4 Limon tencereye su ile birlikte koyulup tuz ilave edilerek iyice haşlanır. Tavuk etleri, kemikten hafif dokununca  sıyrılacak kadar pişirilir. Diğer tarafta kuru soğan yemeklik doğranır.
  • Pilav tenceresinde çiçek yağı hafif kızdırılınca, tere yağı da eklenir. Tere yağı köpürüp sütünü kaybedince arpa şehriyeler katılır. Tuzu ilave edilir, sürekli çevrilerek kavrulur. Şehriyeler hafif renk değiştirince, küçük doğranmış soğanlar eklenerek kavurmaya devam edilir.
  • Şehriyeler tamamen kavrulunca, tavuğun haşlama suyunun 1/3′ü ve bir o kadar da kaynar su ilave edilerek, şehriye pilavı klasik pilav gibi pişirilir. Şehriyenin cinsine göre su miktarı ayarlanabilir. Önce yüksek ateşte, göz göz olunca kısık ateşte suyu çektirilir. Demlenmeye bırakılır.
  • Kenara alınan haşlanmış tavuk iri iri (löp et olarak) kemiklerinden sıyrılarak, fırın tepsisine konur. Sıyırma esnasında göğüs ve but etlerini tepside ayrı bölgelere yerleştirilerek, servis esnasında tabaklara da eşit oranda dağıtabilirsiniz.
  • Ayıklanan tavuğun kemikleri, derisi tekrar haşlama tenceresine alıp haşlamaya devam edilir. Bu haşlama ile daha lezzetli ve yoğun bir haşlama suyu elde edilir.
  • Tavukları etlerini tepsiye koyduktan sonra üzerine, kuru kayısı (kişi başına 2 tane), kuru razaki üzüm, soyulmuş çiğ badem rastgele konulur ve üzerine bal gezdirilir.
  • Kalan haşlama suyunun yarısı ayrı bir kaba alınarak, ılık su ile sulandırılmış nişasta ve bir limon suyu ve ince doğranmış bir tutam maydanoz eklenerek hazırlanan sos kısık ateşte biraz koyu kıvam alana kadar kaynatılır.
  • Hazırlanan bu sos, tavuklu-ballı tepsiye dökülür ve üzeri alüminyum folyo ile sarılıp önceden 180 dereceye ısıtılmış fırında pişirilir. On- onbeş dakika sonra çıkarılır. Bir yemek kaşığı tere yağı üzerine eklenir.
  • Tabağa kase ile ters çevrilerek konan şehriye pilavının ortası oyulup, Ballı mahmudiye eklenerek sıcak servis yapılır.

 

Haz 12, 2011 - Seyahatname    Yorum Yok

Disneyland- ilk tur

Masal diyarı Disneyland ‘ a gitmeyi düşünenler için Pariste otellerin büyük çoğunluğunda ve Tourism Information ofislerinde Disneylandbiletleri satılıyor. Gidişle ilgili ulaşım konusunda da kalacağınız otelden bilgi alabilirsiniz. Ya da bileti girişte alabilirsiniz. Mesafe olarak trafiğe göre değişmekle birlikte, ulaşım merkeze 30-45 dakika arası zaman alıyor. Aklınızda olsun Paris merkeze göre birazcık daha tepede ve daha serin-rüzgarlı oluyor.

Biz bilet konusunu girişte alarak hallettik…Çocuklar zaten şendi ama biz de çocuklar gibi şendik:)) Disneyland 10:00 da açılıp akşam 19:00 da kapanıyor. Bizde zamanı tam değerlendirdik ve açılırken girip kapanırken çıktık… Neredeyse çıkarken kapıyı arkadan kapatın dedirtecektik:))

Disneyland; Walt Disney Stüdyolarını, otellerin yer aldığı kasabayı ve eğlencenin tavan yaptığı Disneypark ’ı içine alıyor. Disneypark girişinde envai çeşit hediyelik eşyaların satıldığı dükkanların yer aldığı Main Street-Ana cadde ile başlıyor. Bu cadde Central Plaza adı verilen parkın orta noktasına kadar uzanıyor. Buradan sonrası Frontierland, Adventureland, Fantasyland ve Discoveryland olarak bölgelere ayrılıyor.

Frontierland, vahşi batı ve kovboyların hakim olduğu Amerikan stilinde. Big Thunder Roller Coaster da burada yer alıyor. Ayrıca bu bölgede nehirde büyük tekne ile turu yapabilirsiniz. Adventureland; İndiana Jones, Karayip korsanları gibi heyecan verici ve adrenalini yükselten aktiviteler yer alıyor. Fantasyland ise klasik disney kahramanları; Pinokyo evi, Pamuk Prenses, Peter Pan, Uyuyan güzel gibi karakterlerin yanısıra it’s a small world’ un bulunduğu bölge.

Discoveryland, bilim kurgu tarzında geleceğe yönelik keşifler için. Burada uzay gemisiyle seyahat-star tours, yine uzayda roller coaster yani Space Mountain gibi bölümler bulunuyor. Gitmeyi düşünenler için girişte alacağınız küçük haritada hepsini takip edebilirsiniz.

Aslında Disney Parkta hem Disneyland Park hem de Walt Disney Stüdyolarını görmek isterdik ama bir güne ikisini de sığdırmak pek mümkün olmuyorBazılarını es geçerim derseniz başka tabii… Biz sabah 10:00 dan akşam 19:00 a kadar yani açık olduğu tüm saatler boyunca dolaşmamıza rağmen ancak Disneyland Park tarafını dolaşabildik. O da en önemli ve büyük olanlardan tercih ettiklerimizi seçerek …Çünkü Disneyland çok büyük ve aletlerin önünde 45 dakika ile 1 saat (kimi zaman 1 saatten de fazla) kuyruk beklemeniz gerekebiliyor…Biletinize “fastpass” kart alıp seçtiğiniz bir alete randevu alıp girmek de mümkün oluyormuş ama ard arda kullanılamadığı gibi fastcard gişeleri kapanmadan önce kullanılmazsa yine işe yaranıyormuş. Yani elinizde patlayabiliyormuş…Birinden çıkıp diğerine gideceğiniz saatler de net olmadığı için kart kullanmadık.

 

Eğer roller-coaster ‘lara meraklıysanız ilk açılışı sabah erken saate Disney parkın en favori ve önünde en uzun kuyruklar olan roller-coaster ‘larından Indiana Jones veya Space Mountain ‘den biri ile yapabilirsiniz. Biz ilk girişte tüm cesaretimizi toplayıp bence en zorlu olan Space Mountain le başladık. Space Mountain 1865 yılında Jules Verne nin yazdığı romandan esinlenerek yapılmış. Dünyadan aya fırlatılışı- From the earth to the moon- temsil ediyor. İşte fırlatma anı …

Tam bir fırlatma anı yaşıyorsunuz. Uzay mekiğine binip dünyadan uzaya doğru fırlatılmayı yaşatıyor…Adrenalin tam anlamıyla tavan yapıyor, müthişşşş bir duyguydu !… İndiğimiz anda bacaklarımız resmen titriyordu…Abartmıyorum zor ayakta durdum…Fırlatma sırasında bir ara başımı koltuktan ayırmıştım, öyle bir basınç vardı ki tekrar koltuğa dayayamadım ve yanlara çarptım…Parkın adrenali en çok yükselten Roller-coaster’ ı Space Mountain. İnipte biraz kendimize gelince çıkışta ne görelim; zirvede iken içeride grup grup fotoğraflarımız çekilmiş. İfadelerimiz tamamen kaymış tabi:))

İzlemek isteyenler aşağıdakii linkden ulaşabilir.

http://www.youtube.com/watch

Ardından birazcık soluklanabileceğimiz, sakin bir şekilde vakit geçirebileceğimiz; Micheal Jackson ın “We are here to change the World”- dünyayı değiştirmek için buradayız sloganlı filmini izledik. Film salonuna girmeden önce ön salonda flat ekranlara yansıyan görüntülerden filmin sahne arkası çalışmalarını izleyip ondan sonra salona girdik. Açıklamalar Fransızca olduğu için bilgi -information kısmına biraz Fransız kaldık. Ama kendileri bilir herhangi bir uyarı yaptılarsa da dilinizi bilmiyoruz gibi bir gerekçemiz olmuş oldu…Böyle turistik-dünyanın dört bir tarafından insan gelen bir yerde bu kadar milliyetçilik olur pes valla dedikten sonra salona girdik. Filmde 3D dışında; zeminde titreşim, hareket, lazer ve duman gibi efektler de varmış. Varmış diyorum çünkü bizim şansımıza film esnasında teknik bir sorun çıktı. Tamamını izleyemedik. 3D a diğer efektlerin katılması güzel yanıydı. Micheal Jackson un dansları da renk katmıştı. 3D Filmlerin belli periyotlarla değiştiği ve eski filmin daha ilginç olduğu söyleniyor…Kıyaslayamadık ama bu filmde kötülüklerle savaşırken Micheal Jackson ın dansları ön plana çıkarılmıştı.

It’s a small World; botlarla su kanalları arasından 15 dakika boyunca tur atıp dünyanın dört bir tarafından geleneksel kıyafetleriyle, hoş bir müzik eşliğinde dans eden bebekleri izliyorsunuz. Çok şirinnn ler.. Doyamadık, bir daha girelim dediklerimizdendi. Bu arada sınır yok, aynı turu defalarca tekrarlayabilirsiniz.…Tamamen tercihinize kalmış. Biz yeni denemelere yelken açıp sonra tekrarlarız deyince bir daha geri de dönemedik…

Geçit Töreni saat 17:00 de başlıyor…Tüm Disney kahramanlarını bu aşamada görebiliyorsunuz…Gidecek olanlara kaçırmamalarını tavsiye ediyorum…

Mickey -Mini Mousse, Oyuncak hikayesi, Aslan Kral, Deniz kızı, Winnie the Pooh, Simbad, Pinokyo, Alice Harikalar Diyarında…Hepsi neşeyle, dans ederek geçiyorlar…Bazı yerlerde duraklayıp çocukları da dansın içine çekiyorlar…Dansçıların gösterileri ve kostümleri çok profesyonelce hazırlanmış…

O kadar çok fotoğraf ve o kadar dolu bir gün oldu ki Disney yorumlarımı ve fotoğrafları bir sayfaya sığdırmadım:)) Devamı önümüzdeki günlerde….

 

Haz 8, 2011 - Seyahatname    Yorum Yok

Volendam

Volendam Hollanda da küçük şirin bir balıkçı kasabası. Hollanda’ daki pek çok yer adı gibi sonu  ”dam” ile bitenlerden (Amsterdam, Edam, Volendam…) Kutu gibi birbirinin benzeri, üçgen çatılı evleriyle bu kasaba kendinizi bir masaldaymış gibi hissettiriyor. Bir tarafında Kuzey denizi bir tarafında evlerin arasındaki kanallarda yüzen ördekleriyle huzur veren bir atmosferi var. Ömrünüze ömür katacak cinsden :))

Sokak aralarına girdiğinizde evlerin doğayla iç içe atmosferini ve şirin bahçelerini göreceksiniz.

Bahçelerde içinde alabalıkların yüzdüğü küçük havuzlar, birbirini kovalayan horozlar, rengarenk çiçekler ve minik şirin heykeller var…Aşağıdaki fotoğrafa dikkatle bakarsanız turuncu alabalıkları göreceksiniz…

Kasabanın merkezinde limana doğru giderken sağ tarafta geleneksel kıyafetlerle fotoğraf çekimi yapan bir fotoğrafçı da var…Vitrinde çekilmiş geleneksel kıyafetli alternatif pozları görebilirsiniz…. Hatıra fotoğrafı için orjinal bir fikir…

Bu fikrin benzeri uygulamaları Türkiye ‘de de başlamış. Son olarak Carrefour ‘ a gittiğimizde gördük. Sadrazam koltuğu üzerine Osmanlı tuğralı bir çerçeve konmuş. Hemen yanı başında sultan ve sadrazam kıyafetleri yer alıyor. Kıyafetleri giyip koltuğa kuruluyor ve fotoğrafınızı çektirebiliyorsunuz.

Volendam’ ın bu şirin atmosferinde deniz kenarında keyifli bir yemek yiyebilirsiniz. Özellikle deniz ürünleri ve balıkları meşhur. Kibbeling buraya özgü meşhur balık çeşitlerinden . Kızartılmış yada fırınlamış şekliyle yiyebilirsiniz.  Gölyazı da yediğimiz Turna balığı ile Mezgit karışımı bir tadı var. Yanında özel sosu ile servis yapılıyor. Tadı oldukça lezzetli.

Ayak üstü atıştırmalık olarak yiyebileceğiniz gibi (3-5 Euro civarında) , sahildeki küçük şirin restoranlardan birini de seçebilirsiniz…Restoranlarda tatlı ile birlikte menü fiyatı da 15 Euro civarında…De Koe lezzetli Kibbeling yemek için merkezdeki şirin restoranlardan birisi…Ayrıca meşhur elmalı payının da tadına burada bakabilirsiniz. Yada küçük şirin kafelerinde bir şeyler içip ortamın tadını çıkarabilirsiniz.

Evler, bahçeler gibi bu küçük kasabada satılan hediyelik eşyalarda birbirinden sevimli. Ahşap sabolardan ayakkabılar, ilginç magnetler, mutfak eşyaları, geleneksel Hollanda kıyafetleriyle el yapımı porselen bebekler alternatif seçenekler….Burdan canlı bir parça götürmek için ise lale tohumlarını tercih edebilirsiniz…Hem lale olsun hem de hiç solmasın isteyenlere de ahşap laleler var…

Lalelere bayıldım….Rivayete göre ilk lale tohumu Osmanlı zamanında Hollanda ‘ya gitmiş…Çok sevdiğim için bundan üç dört yıl önce oturma odamızı dekore ederken konsepti lale seçip; laleli avizeden, tabloya, ayaklı vazodaki çiçekten, vitraylara kadar odamızı lalelerle donatmıştım…Ne de olsa Osmanlı torunlarıyız biz, lale devri çocukları :)) Hal böyle olunca satın almasam da hayran hayran bakarak önlerinden geçtim ve porselen bebeklerle, ahşap saboların içinden hediyelikler seçmeye başladım…

 

Hiç ayrılmak istemesek de bu masalsı kasabaya başka bir tatilde tekrar uğramak üzere veda edip Marken e doğru yola çıktık…

May 28, 2011 - Pasta ve Kek Tarifleri    Yorum Yok

İki Renkli Mousse ve Yolculuk


Yarın Brüksel’e uçuyoruz. İzlanda dan gelen kül bulutları dağılmış … Brugge ve ardından Paris ‘e gideceğiz… standart düzene ara verme zamanı…üç boy cezve, yine köşe bucak gezmelerde:))

Yolculuk, keşifler, farklı dokulara dokunmak ve hayata farklı açılardan bakmak …Pink Floyd u anımsatıyor bana…

“All you touch and all you see
Is all your life will ever be”
(Dokunduğun ve gördüğün her şey – Bundan sonraki hayatın olacaktır)
Breathe – Pink Floyd

Dönene dek sizi sitede yer alan tariflerle baş başa bırakıyorum…son olarak üç-dört denemeden sonra aradığım kıvamı bulduğum ve Karaorman pastasına adapte ettikten sonra pasta yarışmasında birincilik aldığım bitter çikolatalı mousse tarifini ekledim…Çikolatanın bu köpüksü hatta ipeksi tadını eminim çok seveceksiniz. İki renkli yapabileceğiniz gibi sadece bitter çikolata ile de yapabilirsiniz.

Uyarmadı demeyin mousse yapmak biraz el alışkanlığıyla oturuyor…ama bir kaç denemeden sonra eliniz alışacaktır…

Malzemeler

Bitter Çikolatalı Mus(Mousse) için ;

160 gr kakaolu çikolata-%70 kakao içeren

Yarım çay bardağı süt

3 yemek kaşığı tereyağı

1 yumurta sarısı

300 ml soğuk süt kreması

Beyaz Çikolatalı Mus(Mousse) için ;

3 su bardağı krema

2 çay bardağı süt

300 gr beyaz çikolata

1 yemek kaşığı toz şeker

3 yumurta sarısı

1,5 yaprak jelatin

 

 

Bitter Çikolatalı Mus (Mousse) yapımı;

Bitter çikolata ve tereyağıı benmari usulü su dolu bir kabın içinde eritilir. İçine ılık süt eklenir. Ara sıra karıştırılır. Aşağıdaki kıvama gelince tezgah üzerine alınır.

Çikolatalı karışıma akından tamamen arındırılmış yumurta sarısı eklenip ara sıra karıştırılır.

Diğer tarafta soğuk krema mikserin telinden düşmeyinceye dek iyice çırpılır. Mikser teli de, kullandığınız kapta soğuk olmalıdır.

Karışım krema ile bir spatula yardımı ile dıştan içe doğru yavaşça karıştırılıp homojen bir karışım elde edilir.

Yapım aşamalarını fotoğraflayamamıştım ama “white on rice couple” da gördüğüm fotoğrafları da sizin için ekledim. İçerik farkı var ama birleşim aşamaları aynı.

 

 

Beyaz Çikolatalı Mus (Mousse) yapımı;

Yarım su bardağı kremaya süt ve şeker ekleyip kaynatın. Karışım hafif ılınınca yumurta sarılarını ekleyin.

Beyaz çikolatayı benmari usulü eritip elinizle ıslattığınız jelatinleri içine ekleyin. Kalan krema ve şekerli krema karışımını erimiş çikolataya ekleyin.

Kuplar yada cam bardaklara önce bitter mousse ardından beyaz çikolatalı mousse ekleyip buzdolabında en az iki saat dondurduktan sonra soğuk servis yapın.

İki kat mousse arasına meyve parçacıkları da koyabilirsiniz.

Servisten önce  dolaptan çıkardığınız mousse ‘ları 15-20 dk dışarıda bekletin.

Beyaz Çikolatalı mousse için uyarlama: Flagrante Delicia

May 21, 2011 - Sütlü Tatlılar    Yorum Yok

Fırın Sütlaç

Süt hakkında bilinci ve tüketimini arttırmak amacıyla Birleşmiş Milletler Uluslararası Sütçülük Federasyonu’ nun 1956 yılında tüm üye ülkelerde kutlanması kararını aldığı “Dünya Süt Günü- 21 Mayıs” , 1991 yılında ülkemizde de kabul edilmiş. Bu vesile ile hepinizin dünya süt günü kutlu olsun….

Üretimde öncü ülkelerden olmamıza rağmen süt tüketiminde Avrupa’ nın epey gerisindeyiz. Hepimizin bildiği faydaları saymakla bitmeyen sütü maalesef çok fazla tüketmiyoruz. Kendi adıma bunu en çok anne olduğum ilk aylarda hissettim. Hamilelik döneminde her gün farklı bir versiyonu ile (muzlu, kakaolu, çilekli…) bir bardak süt içsem de içmediğim günlerin etkisiyle doğum sonrası tam yedi dişim de ciddi çürükler oluştu…Dolgu üzerine dolgu…Yıllarca süt içmeye ara vermiş olmamım acısını o günlerde epey yoğun şekilde yaşadım…Şimdi süt tüketmeyi günlük alışkanlık haline getirmeye çalışırken ara dönemlerde de sütlaç,  sütlü irmik tatlısı, muhallebi gibi sütlü tatlılar yapıp onları tüketerek pekiştirmeye çalışıyorum…

 

 

Bunları biliyor muydunuz ?

*Süt eşsizdir çünkü dünyada başka hiç bir içecek bu kadar doğal besin içermez. Protein, yağ, vitaminler (C vitamini hariç) ve mineraller (başta kalsiyum olmak üzere) bünyesinde yaklaşık 85 farklı besin öğesi içeriyor.

*Yarım lt süt içerek alınan kalsiyum ancak 5 kg et , 8,5 kg elma yada 1,5 kg havuç yenerek alınabilir.

*Bir inek memesinde yaklaşık 11,5 ile 22,5 lt arasında süt bulunuyor.

*Bir inek günde ortalama 90 bardak ve ömrü boyunca yaklaşık 200 bin bardak süt veriyor.

*Avrupa Birliği ülkelerinde yıllık kişi başı süt tüketimi 89 kg, Avusturalya ‘da 107 kg, ABD ‘de  83 kg civarında. Türkiye ’de ise bu oran 25 kg civarında.. Tüketimimiz bu kadar düşük iken süt üretiminde Dünya’da ilk 15 in arasındayız ve yıllık ortalama 12 milyar litre süt üretiyoruz.

*Türkiye ‘de üretilen sütün yüzde 92′si inek, yüzde 6,1′i koyun, yüzde 1,7 si keçi ve 0,26 ‘sı mandalardan geliyor.

*Pastorize sütler,  72- 75 derece sıcaklıkta 15- 20 sn süreyle pastorizasyon işlemine tabii tutulup besin değerlerini korumaları sağlanıyor.

Not: Süt üretimi ve tüketimine dair bilgiler için kaynak pinar.com.tr ‘ dir.

Fırın Sütlaç Yapmanın Püf  Noktaları 

*Klasik sütlaçtan farklı olarak içine eklenen yumurta sarısı üzerinde kabuk tutmuş hafif yanık görüntüyü sağlayan etkenlerden birisi. Ancak yumurta sarısını eklerken akından iyice arındırmak gerekiyor.

*Pişirirken eşit pişmesi için fırın kaseleri yada güveç kaplarınızı su dolu bir borcam tepsi ile fırına sürün.

*Fırının mutlaka önceden 180 dereceye ısıtılmış olması gerekiyor. Fırına sürdükten sonra tabiri caiz ise sütlaçlarınız göbek atıyor. Ortası şişip bir yukarı bir aşağı inip çıkıyor…Endişe etmeyin doğru yoldasınız…

*Şeker ve pirinç dengesi sütlaç kıvamında ağız tadına göre değişiyor. Bu ölçüler bizim için ideal ama tatlı sevmeyenler şekeri, az pirinçli sevenler pirinci yarım bardak azaltabilir. Diet yapanlar az şekerli ve light süt kullanarak pişirebilir.

*Fırına sürmeden önce sütlaçlarınız hafif sulu olmalı ki fırında da pişince çok fazla koyulaşmasın…

Malzemeler

  • 2 lt süt
  • 2,5 su bardağı toz şeker
  • 1,5 su bardağı pirinç
  • 8 yemek kaşığı pirinç unu
  • 1 su bardağı süt-pirinç ununu çözmek için
  • 1 paket vanilya
  • 1 yemek kaşığı tereyağı
  • 2 yumurta sarısı

Yapılışı

Sütün tamamı çelik tencerede ısıtılmaya başlanır. Kaynatılıp ılındıktan sonra şeker eklenip karıştırılarak çözülür. Diğer taraftan ayıklanmış ve yıkanmış pirinç üzerine üç-dört parmak örtecek kadar su ile pişirilir. Pişen pirinçler daha önceden hazırlanmış ılık şekerli süte ilave edilir. Karışıma tereyağı ve vanilya eklenir.

 

 

Pirinç unu bir su bardağı süt ile karıştırılarak sulandırılır. Üzerine yumurta sarıları eklenir. Pirinç unlu karışıma hazırlanan sütlü karışımdan yavaş yavaş karıştırılarak eklenir ve ılık hale getirilir. Hazırlanan pirinç suyu karışımı da sütlaca eklenir. Kıvamı koyulaşınca güveç kaselere paylaştırılır. Güveç kaseler içi su dolu tepsi içerisine yerleştirilip benmari usulu önceden 200 dereceye ısıtılmış fırında pişirilir.Fırın kabı olarak güveç yada ısıya dayanıklı fırın kaselerini kullanabilirsiniz. Tercih sizin. Bu ölçü ile kullandığınız kapların büyüklüğüne bağlı olarak değişse de yaklaşık 12 kase çıktığı için iki seferde pişirip hem güveç hem de minik fırın kaselerinden kullandım. Üzerleri hafif yanınca fırından çıkarıp soğuttuktan sonra afiyetle yiyebilirsiniz.

 

 

May 15, 2011 - Kurabiyeler    Yorum Yok

Pekmezli Kurabiye

Sıcacık içimizi ısıtan güneşin ışıltısı, yemyeşil yapraklar, kuşların cıvıltıları, doğanın içinde keyifli bir pazar sabahı….Müthiş bir huzur ve dinginlik hali…Çocukluğumuza dönüp brunch sonrası ağaçların altında çocuklarla birlikte top oynuyor ve bisiklet sürüyoruz…Yeşile, doğaya döndükçe canlanıyor ve tüm stresimizi atıyoruz…

Bizim yapay olarak elde etmeye çalıştığımız güzelliklerin en canlısı ve en renklisi tüm tonlarıyla dallarında nazlı nazlı süzülüyor…İşte tüm bu görüntülerden uzak kalmamak için evin hep bir köşesinde çiçekler, kuru ağaç dalları, kozalaklar eksik olmuyor…Doğal hayattan bir parça bile girse her şeyi renklendirmeye yetiyor. Sadece gözümüze değil, doğal olan yemişlerde sofraya eklendiğinde de bambaşka lezzetler çıkıyor ortaya. Üzümden pekmezi, kakao ağacından çikolatayı kurabiyeye eklerseniz işte böyle hem görüntüsü hem tadıyla iştah açan kurabiyelere ulaşıyorsunuz…

Dorie Greenspan’ ın “Paris Sweets: Great Desserts from the City’s Best Pastry Shops“ adlı kitabı, pekmezli kurabiye tarifi ve üzerine benim browni kurabiye yorumumla birleşti vee sonuç bu nefis kurabiyeler oldu…

Malzemeler

  • 1 çay bardağı Pekmez
  • 1 çay bardağı Esmer şeker
  • 1,5 yemek kaşığı kakao
  • 1,5 yemek kaşığı mısır nişastası
  • 125 gr tereyağı
  • Aldığı kadar un
  • 1 tatlı kaşığı tarçın
  • 1,5 çay kaşığı karbonat
  • 1,5 çay bardağı damla çikolata

Üzeri için;

  • 1,5 su bardağı süt
  • Yarım su bardağı toz şeker

Yapılışı

Kakao, tarçın, pekmez,esmer şeker, tarçın derin bir kaba alınıp karıştırılır. Hafif eritilip yumuşamış tereyağı karışıma eklenir.

Diğer tarafta küçük bir kasede karbonat su ile (2-3 yemek kaşığı) karıştırılır. Karışıma eklenecek 2-3 yemek kaşığı un ile iyice homojen kıvama gelince, diğer kabın içine kademeli eklenir.

Azar azar un ve bir buçuk yemek kaşığı nişasta ilavesiyle kulak memesinden yumuşak olana kadar yoğrulur. Uygun kıvama gelince damla çikolatalar ilave edilir.

Yoğurulup şekil verildikten sonra önceden ısıtılmış 175 derece fırında çatlayana dek pişirilir.Fırından çıkan soğumuş kurabiyelerin üzerine sütlü şekerli sıcak şerbet dökülüp afiyetle yenir…

 

May 15, 2011 - İçecekler    Yorum Yok

Dondurmalı Kayısı Kokteyli

 

Kayısılı kokteylin kıvamı ve soğuk olması dondurma ilavesinden önce çok önemli.Soğuk olması dondurma içine ilave edildikten sonra tamamen erimesini önlüyor.

Taze meyve ve dondurma karışımı fıstık ezmesinin tadıyla çok uyumlu oluyor…

Hepsi soğukken karıştırıldığı için vitamin değerlerini de korumuş oluyor.

Dondurmalı kısmını kaşıkla yiyebilirsiniz. Baharı geride bırakıp yaza geçerken ferahlatıcı bir kokteyl…

 

Malzemeler

10 adet orta boy kayısı

5 adet kiraz

1 su bardağı soğuk su

Yarım çay bardağı toz şeker

7 top vanilyalı dondurma

1 yemek kaşığı ş.fıstığı ezmesi

 

Yapılışı

Kayısı ve kirazların çekirdekleri çıkarılır, rondodan geçirilir. Toz şeker eklenir. Çırpmaya devam edilir. Bir top vanilyalı dondurma ilave edilir. Bu aşamada konsantre halde oluyor, soğuk su ilave edilip blenderla tekrar çırpılır. Sürahiye aktarılıp buzdolabında yarım saat soğutulur . Üzerlerine ikişer top dondurma ve fıstık ezmesi eklenip servis yapılır.

Rondomun hacmi geniş olduğu için tamamını içinde hazırladım.

Küçük rondo kullananlar için önerim sürahiye ayırarak çırpmak.

(Bu ölçü üç kişilik)

Şekerini miktarını damak zevkinize göre ayarlayabilirsiniz.

 

May 12, 2011 - Kurabiyeler    Yorum Yok

Tahinli Kurabiye

Tahin ve cevizin müthiş uyumu. Yoğururken ortaokul yıllarında annemlerin alışverişe gidip beni evde bıraktıkları ve onları beklerken saatlerce mutfaktan çıkmadığım günü anımsadım. Onlar eve dönene kadar kakaolu bisküvili toplar hazırlamıştım. Sanırım mutfakta ailem ve sevdiklerim için yeni tarif denemelerim, daha o yıllarda başlamış. Kakaolu bisküvili toplarımı çok beğenerek yediklerini hatırlıyorum…

Devam?n? Oku »

Çiçekli Cupcakeler ve Anneler Günü

Doğduğum anda hatta karnında yüzerken sesini, kokusunu hissettiğim ömrünün sonuna dek bana hep sevgiyle bakacak ışıl ışıl sevgi dolu gözlerin karşısında kendimi hep çok güvende hissettim. Ne hata yaparsam yapayım benden asla vazgeçmeyecek, her zaman yanımda, her derdime teselli veren, her başarıma benden çok sevinen, dert ortağım , can yoldaşım biricik annem. Senin ve tüm annelerin anneler gününü kutluyorum. Anneliğin tanımı için kelimeler kifayetsiz kalsa da aşağıdaki satırlar kabaca ne olduğunu anlatıyor aslında….

Anne demek;

Yenilen her lokmadan sonra alkış kıyamet koparan,şenlik havasına bürünendir.

Çıkan her pirinç tanesi diş için anneane, babaanne, teyze derken tüm aileyeyle sevinç içinde paylaşandır.

Tüm hafta hayalini kurduğu pazar kahvaltısına oturup asla çayını ve omletini sıcak olarak yiyemeyendir.
Sabaha kadar kırk sefer uyanıp, sabah kalkıp zombi gibi işe gidendir.
İşten eve geç gelmenin vicdan azabıyla bebeğinin yanına kıvrılıp saatlerce koklayandır.
Yıkanan küçücük çorap, çamaşır ve kıyafetleri özenle tek tek asıp katlayandır.
Eskiden hergün uğradığı kuaförünün yolunu unutup, saçını uzatan bu arada ak düşen saçlarını kuaföre gitmeye vakit bulamadığı için kendi boyayandır…

Babaların okuduğu, oyuncakların arasında ezilmiş pazar gazetesini en son okuyan yada okurken uyuyakalandır.
Gecenin bir yarısı gözü kapalı süt ısıtıp,gözü kapalı geri dönendir.
Saatlerce leblebi parmaklı ayakları öpmekten sonsuz keyif alandır.
Temcid pilavı gibi tekrar tekrar ayni film yada çizgi filmleri seyredendir.

Hatta bebekken bu filmleri fırsat bilip birşeyler yedirmeye çalışandır.
Çekirdeklerin kabuklarını tek tek soyup, balığın kılçıklarını ayırandır .
İşten yeni gelmiş ve içeri ilk adımı atmışken,”Anne atttaaaaa” sözleriyle çark edip,en yakın parkın yolunu tutandır.

Dışarı çıkmaya hava durumu müsait değilse de yorgunluğunu bir kenara bırakıp koridorda saklambaç yada futbol oynayandır.
Anne demek çoçuk havuzunda da yüzmektir.
Başka bir anneyi nerede görürse görsün “Seni çok iyi anlıyorum tatlım” bakışı atandır.

Aşı takvimini ezbere bilendir.
Çeşit çeşit yemekler yapıp birinden bile çocuğuna yediremeyi başaramasa da yapmaktan asla vazgeçmeyendir.
Tüm bu koşuşturma ve hengameden sonra TV karşısına geçip bir türlü seyrettiğinin sonunu getiremeyendir.

Uyduruk ninni yada masallar besteleyendir.

Çantasında sürekli çocuğu için oyuncak araba, yedek kıyafet, ıslak mendil ve bir şişe su taşıyandır.

Anne demek eskisinden bin kat daha güçlü olmak demektir.

Anne demek hayatının sonuna kadar ve sonunun da ötesinde birileri için endişe etmektir.
Anne demek küçük melekle el ele , gururla, küçük dağları ben yarattım edasında yürüyebilmektir.
Anne demek yüreğini parçalara bölüp herbir parçayı özenle onlara sunmaktır.
Anne demek dokuz ay karnında taşımak değil,ömrünün sonuna kadar yüreğinde taşımaktır.

Anonim

Okurken bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti annemin benim için yaptıkları …Benim gözümün önünden geçenleri bu gün için anneme de yaşatmak istedim. bu yüzden onun için bir film şeridi hazırladım. Annemle geçen 35 yıldan bir kaç enstantene …Babamla yetiştirdiğiniz iki kızınızla başlayan hayatınızda artık iki kızın, iki damadın, ve tam üç torunun var anne…ve hepimiz seni çok seviyoruz…

Okurken bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti annemin benim için yaptıkları …Benim gözümün önünden geçenleri bu gün için anneme de yaşatmak istedim. bu yüzden onun için bir film şeridi hazırladım. Annemle geçen 35 yıldan bir kaç enstantene …Babamla yetiştirdiğiniz iki kızınızla başlayan hayatınızda artık iki kızın, iki damadın, ve tam üç torunun var anne…ve hepimiz seni çok seviyoruz…

 1975- 1982

1982-1997

1997-2010

Annemize verebileceğimiz en büyük hediye sevgimizdir aslında. Anneler çocukları için her şeyi karşılıksız yaparken anne sevgisini hissedebilmekten öte bir şey beklemezler çünkü…Ama yine de böyle özelleşen bir gün de her anne küçük şeylerle de olsa hatırlanmak ister diye düşünüyorum. Bunu anne olunca daha iyi anladım. Bu sabah oğlum elinde harçlıklarıyla biriktirip aldığı çok şık bir hırka ve bir demet çiçekle gelince gözyaşlarımı tutamadım. Senin bizim için her şeyin en güzelini istediğin gibi biz de torunun için her şeyin en güzelini yapmaya çalışıyor, onun sevinçleriyle seviniyor, onun başarılarıyla gurur duyuyoruz.

Her yıl aldığımız klasik hediyelerden öte bu günü biraz özelleştirmek için kendi ellerimle bir cup cake kutusu hazırlamaya karar verdim. Önce renk seçtim, zamanında bize kendi elleriyle işlediği zıbınların, elbiselerin rengi pembe ile başladım. Sonrasında onun çiçek kokusunu anımsayıp oya gibi çiçekler ekledim. Aynı renkte şekerler, tüller, kurdeleler aksesuarlarım oldu. Bir alışveriş merkezinde dolaşırken gördüğüm nakışlı havluda da ayni konsepti görünce cupcake ler yenip bitse de bu güne dair aynı renk ve desenin kalıcı olması için onu da hazırladığım kutuya ekledim.

çok şirin görünüyorlardı, eğer hemen paketlemeseydim dayanamayıp yiyecektim:)) O yüzden hemen paketledim.

Cup cakeler pişti, film şeridi için fotoğrafları eski fotoğraftan fotoğraf çekerek çoğalttım,  şekerlemeler, tüller, bu günün konseptinde ayni çiçeklerden nakışlı havlu evet hepsi kutuya girmeye hazır…Hepsini pembe kurdelelerle kapattım…

Keki tam hayal ettiğim gibi yumuşacık oldu. Şeker hamuru kısmına gelince Pastalar menüsünden detaylarını inceleyebilirsiniz.

Malzemeler

  • 1 su bardağı toz şeker
  • 220 gr tereyağı
  • 2,5 su bardağı un
  • 4 yumurta
  • 1 su bardağı süt
  • 4 yemek kaşığı sıcak su
  • 4 yemek kaşığı kakao
  • 2 tatlı kaşığı kabartma tozu
  • ½ tatlı kaşığı karbonat
  • 1 çimdik tuz

Üzeri için;

  • Tercih ettiğiniz renkte şeker hamuru
  • Glazür

Yapılışı

  • Kakao ve sıcak su derin bir kapta karıştırılır. Kademeli olarak sürekli çırpma teli ile çırpılarak süt ilave edilir.
  • Ardından eritilmiş tereyağı eklenir. Çırpmaya devam edilir. Yumurtaların sarıları teker teker eklenip çırpılır.
  • Diğer tarafta un,şeker, kabartma tozu ve karbonat karıştırılır. Elekten geçirilir.Katı malzeme karışımı kakaolu karışma kademeli olarak karıştırılarak iyice yedirilir.Diğer tarafta tuz ve yumurta akları iyice çırpılır. Yavaş yavaş kakaolu karışımla birleştirilir.
  • Yağlanmış cupcake kalıplarına kalıbın ağzından bir parmak aşağıda kalacak-yaklaşık 2/3 ‘ üne kadar şekilde karışım doldurulur.
  • Önceden ısıtılmış 17o dereceye ısıtılmış fırında pişirilir.İçinin piştiğini kontrol etmek için kürdan yardımıyla batırma testi yapabilirsiniz. Kürdanı keke batırıp çıkardığınızda kuru ise içi pişmiş demektir.Pişirildikten sonra cupların üzerinde minik parça dairesel olarak kek parçaları kesilir-kabaran yerleri-şeker hamuru ile süslenir.
May 3, 2011 - Kurabiyeler    Yorum Yok

Kuru Meyveli Kurabiye

Hafta sonu için yeni bir tarif denemeyi planlarken Pudingli kurabiyeden sonra Şantili kurabiye yapmayı düşündüm. Pudingle oluyorsa Şantiyle neden olmasın derken aynı formatta başladım yapmaya. Sadece un, yağ ve puding üçlüsü yerine bu kez içine Şanti ekledim. Her kurabiyede yanına yakıştırdığım ek lezzet bu kez epeydir rafta bekleyen kuru meyveler oldu. Kıvamı kulak memesi yumuşaklığına gelip fırında da şekli bozulmadan pişince tam hayal ettiğim gibi diye düşündüm. Tadına baktığımda hafif un kurabiyesini andırıyordu. Bu kadar az malzeme ve bu kadar kısa zamanda un kurabiyesine benzeyen ağızda dağılan leziz bir kurabiye çıktı ortaya. Bu kurabiyeyi ben keşfettim diye düşünürken araştırdığımda gördüm ki aslında bilinen bir kurabiye tarifi imiş. Kendim keşfetmiş gibi sahiplendikten sonra aslında daha önceden keşfedildiğini anladığımda “Douglas Adams ‘ın Kurabiyeleri” ni anımsadım. Hikayeyi sizinle de paylaşmak isterim. Okuyacağınız hikaye Douglas Adams‘a ait.

Anlatacaklarım gerçek bir insanın başına gelmiş, gerçek bir olaydır ve söz konusu olan insan da benim. Trene yetişmeye çalışıyordum. Olay 1976′nın Nisan ayında İngiltere, Cambridge’de meydana geldi. Gara erken gelmiştim ve trenin kalkmasına daha zaman vardı. Kendime, bulmacasını çözmek için bir gazete, bir fincan kahve ve biraz kurabiye almaya gittim. Sonra bir masaya oturdum.

Sahneyi gözünüzün önüne getirmenizi istiyorum. Bunu kafanızda net bir şekilde canlandırmanız çok önemli. Masa, gazete, bir fincan kahve ve bir paket kurabiye. Karşımdaysa takım elbiseli, çantalı, son derece normal görünüşlü bir adam oturuyordu. Tuhaf bir şey yapacak gibi görünmüyordu. Bununla birlikte şöyle yaptı: Ansızın öne doğru eğildi, kurabiye paketini aldı, yırtarak açtı, içinden bir tane aldı ve yedi.

Şimdi, bunun, İngilizler için hiç de kolayca başa çıkabilecekleri bir durum olmadığını söylemeliyim. Bizim geçmişimizde, yetişme tarzımızda ya da eğitimimizde, güpegündüz kurabiyelerimizi çalan biriyle nasıl baş edebileceğimizi gösteren hiçbir şey yok.

Burası Güney Los Angeles olsaydı, ne yapacağınızı bilirdiniz. Hemen silahlar çıkar, helikopterler gelmeye başlardı, CNN falan, bilirsiniz işte… Neyse, ben sonunda her sıcakkanlı İngiliz’in yapacağı şeyi yaptım; görmezden geldim. Gazeteme bakmaya devam ettim, bir yudum kahve içtim, bulmacanın bir satırını çözmeye çalıştım. Ama bir şey yapamadım ve düşündüm; şimdi ne yapacaktım?

Sonunda düşündüm ki, bunun için hiçbir şey yapmayacaktım. Sadece harekete geçmeliydim; kendimi zorladım ve paketin gizemli bir şekilde daha önceden açılmış olduğunu farketmemiş gibi yaptım. İçinden bir kurabiye çıkardım. Bu onu kendine getirir, diye düşündüm. Ama hayır getirmedi. Çünkü bir iki dakika sonra yine aynı şeyi yaptı; bir kurabiye daha aldı. İlk seferinde konu etmemiş olmak, ikinci sefer konuyu açmayı daha da zorlaştırıyordu. “Afedersiniz, elimde olmadan dikkatimi çekti de…” Yani, olmuyor.

Böylece bütün paketi bitirdik. Bütün paket dediysem, zaten yalnızca sekiz kurabiye vardı, ama bana sanki bir ömür sürmüş gibi geldi. O bir tane daha aldı, ben bir tane, o bir tane aldı, ben bir tane. Nihayet bittiğinde ayağa kalktı ve yürüyüp gitti. Yani, aslında hemen öncesinde anlamlı anlamlı bakıştık ve sonra gitti. Derin bir nefes alıp rahatladım, arkama yaslanıp oturdum.

Bir iki dakika sonra tren yaklaştığında, kahvemin kalan kısmını yudumladım, gazetemi aldım ve altından kurabiyelerim çıktı.

Douglas Adams, The Salmon of Doubt l Cookies

Hikaye için kaynak ; Futuristika

Puding, sıvıyağ, ununuzu hazırlayın. Sonra kurabiyelerinizi paylaşmak kısmı size kalmış:))

Malzemeler

  • 2 paket krem şanti
  • Bir su bardağı sıvı yağ
  • Yaklaşık 2 su bardağı un
  • (kulak memesi kıvamına gelene kadar)
  • 1 su bardağı kuru meyve

Yapılışı

  • Şanti ve sıvı yağ derin bir kapta çırpılır.
  • Kulak memesi kıvamına gelene kadar un ilave edilir. Kuru meyveler eklenir. Yoğrulup ceviz büyüklüğünde bezeler hazırlanır. Yuvarlak şekil verilerek fırın tepsisine yerleştirilir. İlave yağ eklemek istemediğim için tepsiye yağlı kağıt yerleştirdim. Önceden ısıtılmış 160 oC fırında pişirilir. Fırını çok önceden açmayın ki kuru meyveleriniz  sertleşmesin.

Ispanaklı Lazanya

Her şeyin farkında ve ortasında olduğumuz ya da olduğumuzu sandığımız anlarda bile ne çok şeyi kaçırıyoruz aslında. Yargı, inanç ve bilgi üçgenimiz içinde hayata ve bazen de insanlara ne kadar önyargılı bakıyoruz. Karşımızdakini dinlerken aslında onunla ilgili olumlu yada olumsuz yargılarımızı düşünüyor ve onu gerçek anlamda tanıyamıyoruz.. Buna fırsat vermiyoruz. Biz kendimizi ne kadar demokrat olarak görsek de demokrat davranmıyoruz. Fırsat eşitsizliğinden bahsetmişken bu konuda Özdemir Asaf ın mısraları düşüyor aklıma….

Devam?n? Oku »

Bayrak Kanepe

Bu gün 23 Nisan, neşe doluyor insan ! Tüm çocukların ve bir yanında çocuk tarafını yaşatanların 23 Nisan’ ı kutlu olsun…Minikler stadyumda rengarenk kıyafetleri, ışıl ışıl gözleri ile günlerce çalıştıkları gösterilerini neşe içinde sundular. Bu arada yer gök kırmızı-beyaz bayrağımızın canlı rengi ile ışıldıyordu.

Devam?n? Oku »

Nis 16, 2011 - Pasta ve Kek Tarifleri    Yorum Yok

Mousse&Fraumbuazlı Karaorman Pastası ve İlk Ödül

Yeni tarif denemelerim, mutfak maceralarım ve bir yılı aşan yemek bloğu faliyetlerimden sonra ilk yarışma deneyimimi bu hafta sonu yaşadım. Alanında uzman ve profesyonel jürinin karşısında tüm adaylar için heyecan doruktaydı. Buseder’ in (Bursa Umut, Sevgi ve Eğitim Gönüllüleri Derneği ) nin organize ettiği yarışmada büyük ustalardan oluşan Jüri üyeleri arasında ;Rıhtım Pastahaneleri Pasta Şefi Oktay GÜLBAHAR , Pasto-Neşeli Pasta Atölyesi Pasta Şefi Hakan DOĞAN vardı. Bu güzel organizasyonu yapan ve jüri üyeleri arasında yer alan Buseder başkanı Berna KÜÇÜKDAĞ’ a da buradan tekrar teşekkür ediyorum.

Hakan DOĞAN’ ı, Pasto’ yu ve Neşeli Pasta atölyesini bilenler zaten tanıyacaktır ama bilmeyenler için kısaca bahsedeyim. Kendisi Dünyaca ünlü çikolata firması CALLEBAUT’un çikolata akademisine davet alıp el yapımı Belçika Çikolatası üzerine özel eğitim almış, alanında uzman usta pastacılardan. Callebaut; 26 ülkede, 40 üretim tesisi ile dünyanın en büyük çikolata ve kakao üreticisi olarak biliniyor. Oktay Gülbahar ise hem Güney Marmara Aşçılar Derneği Yönetim kurulu üyesi hem de Rıhtım Pastahaneleri Pasta Şefi. Onlarla tanışmak ve onların karşısında yarışmaktan onur duydum.

On farklı yarışmacının katıldığı yarışmada tüm yarışmacılar gibi ben de heyecanla final anına dek ter döktüm…  Şeker hamurlu pastadan, fındık krokanlıya, böğürtlenli yaş pastadan, bal bademli pastaya çok farklı çeşitler vardı. Birincinin alacağı ödüller; Pastaland’ den koca bir paket pasta malzemesi ( farklı krema kalıpları, marzipan seti, kuvertür çikolata, şeker hamuru vs..), özel bir hastahanenin güzellik uzmanlarının uyguladığı kürler için açık bir çek ve hediye çeki olacaktı.

Pasta seçimim ve içeriğinden bahsedeyim. Lezzetin en öenmli kriterlerden biri olduğu bu yarışma için özellikle Karaorman pastasını seçtim. Karaorman 1930 yıllardan beri yapılan ve klasikleşmiş bir Alman pastası. Genellikle vişne ile yapılıp rendelenmiş çikolata parçacıkları ile süsleniyor. Klasik halinden farklı olarak; içine mousse ve vişne klasiği yerine fraumbuaz kullandım. Özellikle defalarca deneyip sonunda kıvamını istediğim ipeksi dokuya getirdiğim bitter çikolatalı mousse ‘u karaorman pastasına adapte ettim.

Mousse için okuduğum yerli ve yabancı kaynaklarda çok farklı tarifler vardı. Benmari sıcak çikolatanın soğuk kremayla buluşması sonucu ortaya çıkan yumuşak doku ısı ayarı ve gerekli hava boşlukları kalmazsa pelte gibi ayrışmaya başlıyor ve sonuç hüsran oluyor. Yarışma öncesi hazırladığım mousse istediğim kıvama gelene kadar bir kaç paket bitter çikolata (üstelik özel olarak%70 kakao içeren bittersweet), bir kaç paket krema ziyan oldu….Krema ile bitterin buluşma anı ve ısı ayarları öyle hassas ki biri diğerine geç kalmamalı yada erkende bir araya getirmemelisiniz. Sadece bu kadar da değil; ikisinin karışımı öyle olmalı ki ne çok iç içe -hava boşluksuz ne çok ayrık-uzak ! Mousse kıvamını tutturmak bu nedenle çok kolay değil. İlk defa deneyeceklere tavsiyem önce sadece mousse yapıp sonra pastada kullanmaları. Çünkü mus tek başına da tüketilebilen nefis bir tatlı…Konusu geçmişken hemen belirteyim marketlerde satılan çikolataların üzerinde herhangi bir açıklama görmez iseniz bilin ki satın almış olduğunuz çikolata %56 oranında kakao içeren ve semisweet olarak adlandırılan çikolatadır ve daha yüksek şeker oranına sahiptir. Mousse için kullanmanız gereken %70 yani bittersweet çikolata.

 

Diğer yarışmacıların pastaları;

 

Pastalarımızın sunumu da kriterler arasındaydı. Her pastanın hikayesini dinlediler. Kendimizi de tanıttığımız bu aşamada yemek bloğumdan da bahsedince sunucu şu anda ailenizden yanınızda kim var diye sordu. Kameranın ona yönlendiği anda spiker hemen sordu ” eşinizin yaptığı yemek ve pastaları nasıl buluyorsunuz? ” .  Yan dönüp profilden göbeğini göstermez mi ! Hepimizi kahkahalara boğdu :))

Yarışma süresince Jüri üyeleri her pastada yaptıkları yorumlarla dağarcığımızı ve bakış açımızı geliştirdiler. Bazı özel kanalların düzenledikleri yarışmalardaki gibi yıkıcı değil, yapıcı eleştirileriyle yaklaştılar.

**Özellikle dikkat çektikleri konulardan biri önlerine gelen krem şanti kremalı pastada krem şanti kullanımı yerine artık kremalı pastaların daha sağlıklı olduğu yönündeydi.  Neyse ki ben uzun zaman önce bırakmıştım. En azından bu noktada puanımın düşmeyeceğini hissederek derin bir nefes aldım.  Artık sürekli süt kreması kullanıyorum. Size de tavsiye ederim.

**İç malzemeler konusunda da eleştiri alanlar vardı. Yaş pastada bol malzeme kullanmak yerine uyumlu malzeme kullanmanın lezzet açısından ve asıl öne çıkarılmak istenen lezzeti gölgelememesi açısından dikkat edilmesi gereken noktalardan biri olduğunu belirttiler.

**Mousse tarifim konusunda Hakan bey beni yüreklendirdi. Mousse sunum ve değerlendirme aşamasında özellikleri inceledikleri konulardan biriydi. Hakan bey uzun süre beklemesi gereken pastalarda mousse kullanımı durumunda içine jelatin eklenmesini de tavsiye etti.

Kritikler, eleştiriler, heyecan, destek, rekabet, coşku ve sonunda final anı gelip çattı…. Lezzet- görsellik ve sunum kategorilerine göre değerlendirme yapıldı veeee sıkı durun sonuç ne mi oldu ? 3. açıklandı, 2. açıklandı ve tam heyecanımın pik yaptığı nabız atışlarımın tavan yaptığı anda birinciyi beklerken juri üyelerinden birinin göz kırpması sonucun ne olduğunu hissettirdi…Bitter Mus’lu (Mousse)- Fraumbuazlı Karaorman pastamla 1. oldum !

Yukarıda bahsettiğim-ödüller bir yana bu motivasyon ve yaşadığım bu coşku herşeye bedeldi. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

İşte size yarışmada birinci olan pastamın tarifi ;

Malzemeler

Bitter Çikolatalı Mus(Mousse) için ;

160 gr kakaolu çikolata-%70 kakao içeren

Yarım çay bardağı süt

3 yemek kaşığı tereyağı

1 yumurta sarısı

300 ml soğuk süt kreması

Pasta keki için;

4 adet oda sıcaklığında yumurta

1,5 su bardağı un

3/4 su bardağı şeker

3/4 su bardağı süt

1,5 çay bardağı sıvı yağ

25 gr kakao

1 paket vanilya

1 paket kabartma tozu

bir çimdik tuz

arasına 450 gr fraumbuaz

üzerine 160 gr bitter çikolata-%70 kakao içeren

Üst krema için;

1 kutu süt kreması

1 yemek kaşığı mısır nişastası

1 yemek kaşığı pudra şekeri

 

Yapılışı

Pasta keki yapımı;

-Un, kakao ve kabartma tozu ince elekten 3-4 defa elenir.

-Oda sıcaklığında yumurta sarıları ve şeker iyice çırpılır. Sıvı yağ ve süt eklenir. Karışıma elekten geçirilen unlu karışım ilave edilir.

Diğer tarafta yumurta beyazları ve bir çimdik tuz kar haline gelene kadar iyice çırpılır. Yumurta akı mikser telinden düşmeyecek kıvamda köpük şeklinde olmalıdır.

 

-Köpük kıvamındaki yumurta beyazı  diğer karışıma kademeli olarak eklenir. Bu aşamada mikser yerine elle spatula kullanarak dıştan içe doğru karıştırılarak homojen karışım sağlanır. Hava kabarcıkları söndürülmemelidir. Aksi halde kekiniz pişerken çatlayabilir.

-Önceden 170 dereceye ısıtılmış fırında (turbosuz olarak) pişirilir. Pişme kıvamını kürdan yerine elinizle pasta kekinin üzerine hafif bastırarak kontrol edebilirsiniz. Pasta keki fazla sertleşmeden çıkarılır.

-Pişen pasta keki ızgara tel üzerinde soğutulur. Soğuduktan sonra ortadan ikiye kesilir.

-Kekin üzeri için; ılık süt, şeker ve rondoda çekilmiş 50 gr fraumbuaz ile şurup hazırlanır. Kek bu şurup ile ıslatılır.

-Kekin üzerine fraumbuazlar her yerini kaplayacak şekilde yerleştirilir. Üzerine dökülecek mousse-mus karşımı aşağıdaki gibi hazırlanır. Mus karışımını mutlaka ilk sefer için ayrı denemenizi tavsiye ediyorum. Ayrıca Hakan usta nın tavsiyesi dolaptan çıkarıp kısa süre içerisinde servis yapmayacaksanız mutlaka içine jelatin ilave etmeniz. Jelatin kıvamını sertleştiriyor. Ben bu aşamayı buzdolabında bekleterek sağlamıştım. Mustan sonra diğer katını da şerbetleyip üzerine kapatıyoruz ve sıra pasta kremasını hazırlamaya geliyor.

 

Pasta kreması yapımı-Süt kremalı-;

-Süt kreması mikserin telinden düşmeyecek kıvama gelene dek iyice çırpılır. Çırpmaya başlamadan önce içine tatlandırmak için pudra şekeri ve koyulaştırmak için mısır nişastası ilave edilir.

-Hazırlanan krema ile kekin üzeri iyice sıvanır. Krema ucu ile simetrik olarak her üçgen dilime denk gelecek yıldızlar eklenir. Süslemek için çikolata rende ile (chips rendesi kullandım) iri tanecikli olarak rendelenir. Pastanın üzeri çikolata rendesi ile kaplanır. Yan yüzeyleri için ise yağlı kağıda rendelenmiş çikolata serpip hızlı ve yavaş hareketlerle yan yüzeyleri de kaplanır. Bir kaç saat buzdolabında bekletilip servis yapılır.

 

Mus (Mousse) yapımı;

-Bitter çikolata ve tereyağı benmari usulü eritilir. İçine ılık süt eklenir. Ara sıra karıştırılır.

Diğer tarafta soğuk krema mikserin telinden düşmeyinceye dek iyice çırpılır. Mikser teli de, kullandığınız kapta soğuk olmalıdır.

-Çikolatalı karışıma akından tamamen arındırılmış yumurta sarısı eklenip ara sıra karıştırılır. Karışım krema ile karıştırıldıktan sonra elde edilen Mus ile fraumbuazların üzerine sıvanır.

Nis 12, 2011 - Kurabiyeler    Yorum Yok

Hindistan Cevizli Kurabiye

Farklı bir kurabiye çeşidi ararken yemek dergilerimden Sofra dergisinin özel sayısında gördüğüm hindistan cevizli kurabiyeyi denemeye karar verdim. Tarifi seçerken özellikle un miktarı ve yağ oranı diğer kurabiyelerden daha az olması sebebiyle tercih nedenim oldu. Mısır nişastası olarak baklavaların klasiği Güneş nişastasından kullandım. Cumartesi akşamı Aynur ‘un davetine giderken hazırladığım kurabiyeler tatlı konusunda çok seçici olan arkadaşımız İsmet tarafından da gecenin en çok beğenilen lezzetleri arasında başı çekti.

Malzemeler

  • 2 yumurta
  • 1 paketten bir su bardağı eksik mısır nişastası
  • 1 çay bardağı sıvı yağ
  • 1 su bardğı toz şeker
  • 4 yemek kaşığı sana yağı
  • 5 yemek kaşığı hindistan cevizi-içine
  • Kabartma tozu, vanilya
  • Aldığı kadar un-yaklaşık bir su bardağı

Üzerine;

  • 1 yumurta akı
  • 1 çay bardağı hindistan cevizi

Yapılışı

  • Yumurta, toz şeker, sıvı yağ,nişasta ve oda sıcaklığında yumuşamış margarin karıştırılır.
  • Hindistan cevizi, kabartma tozu ve vanilya eklenir.
  • Un ilave edildikten sonra kulak memesi kıvamına gelene kadar yoğrulur. Yoğurma aşamasında yağ oranı daha düşük olduğu için biraz efor sarfetmek gerekiyor. Yoğurmada kolaylık olması için ellerinizi sıvı yağ ile yağlayabilirsiniz. Hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparılıp yuvarlak şekil verilir. Üzerlerine yumurta akı sürülüp hindistan cevizi serpilir. Bu ölçü ile 30 adet kurabiye çıkıyor. Tepsiye mutlaka aralıklı yerleştirin ki kabarınca birbiriyle birleşmesin.
  • Önceden ısıtılmış 170 oC de fırında hafif pembeleşene kadar pişirilir.

 

Nis 11, 2011 - Kurabiyeler    Yorum Yok

Gül Kurabiye

 

Bisküvi kıvamında hem göze hem de ağız tadına hitap edecek bir kurabiye yapmak isterseniz denemenizi tavsiye ederim. Görüntü olarak zor gibi gözükse de aslında yapımı zor da değil. Üç ayrı yuvarlak parça olarak açtığınız parçaları kaydırarak üst üste dizip rulo yaparak birleştiriyorsunuz . Ortasından ikiye kesip yan yatırdığınızda iki gül elde ediyorsunuz. Bu gün aldığım iki mailde de ( bahar@bahardali.com 'a) yapılış şekliyle ilgili detay istenmişti, aşağıdaki fotoğrafları sizin için ekledim.

 

   

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Malzemeler

  • 2 yumurta
  • 2 su bardağı mısır nişastası
  • 5 çorba kaşığı toz şeker
  • 200 gr sanayağı
  • 3 yemek kaşığı kakao
  • Bir su bardağından bir parmak eksik sıvıyağ
  • 4-5 su bardağı un(kulak memesi kıvamına gelene kadar)

 

Yapılışı

  • Yumurta, nişasta, hafif eritilmiş margarin ve şeker karıştırılır.
  • Kulak memesi kıvamına gelene kadar un ilave edilir. İkiye bölünür. Yarısına kakao eklenir,yarısı sade olarak ayrılır. Hamur merdane ile açılır, üç yuvarlak parça bardak ağızı ile kesilir. Rulo  şeklinde yuvarlanıp bıçakla ortadan ikiye kesilerek iki parça gül elde edilir.
  • Önceden ısıtılmış 175 oC de fırında 15-20 dakika -pembeleşene kadar pişirilir.

Enginar Dolması

Baharın gelişinin habercisi bahar dalları. Bahar dallarında beyazlı pembeli cıvıl cıvıl çiçekler… Doğanın renk cümbüşüne dönüşünün başlangıcı; göçmen kuşların, kelebeklerin, güneşli günlerin müjdecisi. Yeni başlangıçlara, yeni keşiflere gebe olan bahar geldi…Günler uzayıp, havalar ısınmaya başladı. Kışın soğuk havaların getirdiği miskinlikten sıyrılma zamanı geldi. Artık kalabalık mekanlarda kapalı ortamlara kapanmak yok. Hafta sonu kaçamaklarında doğanın içinde çiçek-böcek, dağ-bayır geçirip güneşli havaların tadını çıkaracağız… Bahara ve yaza hazırlık için benim yapılacaklar listem bayağı kabarık…

Devam?n? Oku »

Nis 9, 2011 - Özel Günler    Yorum Yok

1 Yaş Pastası ve Nisan

Zaman hızla akıp giderken ömrününün ilk yılını geride bıraktın. Baharla gelen yenilikler ve değişim rüzgarıyla bir yıl önce bir bahar günü başta annene, babana ve ailemize bir armağan gibi girdin… Bir kez daha bize amca ve yenge olmayı yaşattın…Sen büyürken biz biraz daha olgunlaştık. Biz gerçekleştirilmiş hedeflerimizi ve düşlerimizi geride bırakırken sen ilk düşünü, ilk adımlarını atıyorsun yeni yaşınla…umut dolu, biraz heyecanlı, biraz ürkek ve bir o kadar da masum…1 yıldan geriye bıraktığın küçülmüş patiklerin, artık yumru yumru ayaklarına dar gelen zıbınların ve şefkat dolu geçirdiğin 365 koca gün oldu…

Zıbınların yerini minicik elbise ve eteklere bırakırken keşiflerini artık adım adım arttırmaya başladın….Keşfetmek, yürümek, koşmak, büyümek ve daha büyük çocukların yapabildiklerini yapmak….Çocuk oyun odasında ilgiyle onları izleyip ne yaptıklarını anlamaya çalışıyorsun…. Büyüklerin yanına gelince de şarkılara tempo tutup bir sağ bir sol yana salınıyor, sevinçle yerinde çığlıklar atarak zıplıyorsun.

Minik minik kolların dalıyorsun pembe düşlere….

dünyalardan habersiz, keşfediyorsun hayatı neşeyle…
düşlerinin getirdiği mutluluk olsun sana

Sevdiğin ve sevildiğin bir hayatı sür güzel kız…
Günün dününden güzel olsun..

Belki bu güne dair yaşadıklarını anımsamayacak olsan da ailen için bu ilk yaş günün hiç unutulmaz olacak. İleride bu güne dair kalan bir kaç anı fotoğrafı ve bu küçük magnet nereden başladığını anlatacak sana…Tüm ömrün boyunca hayata başladığın bu ılık bahar esintisi sıcaklığında, baharın getirdiği güzel duygularla hep pozitif enerji dolu sağlıklı ve uzun bir ömrün olması dileğiyle yeni yaşın kutlu olsun…

Nis 6, 2011 - Seyahatname    Yorum Yok

Uludağ

Öyle bir dağ ki, dört mevsimi ayrı güzel. Buz gibi akan suları, yemyeşil çam ağaçları, gölleri, kışın bembeyaz yamaçları ve benzersiz bitki örtüsüyle kendine mıknatıs gibi çekiyor insanı….Bu iklim ve coğrafya ile tüm bu güzellikler kendinizi dev gibi hissettiriyor…Necip Fazıl’ın dediği gibi bir dev olmak istiyorsan, dağlarda şarkı söyle!

  • Al eline bir değnek,
  • Tırman dağlara, söyle!
  • Şehir farksız olsun tek,
  • Mukavvadan bir köyle.
  • Uzasan, göğe ersen,
  • Cücesin şehirde sen;
  • Bir dev olmak istersen,
  • Dağlarda şarkı söyle!

       Necip Fazıl Kısakürek

Pek çoğunuzun; kayak cenneti ve mangal sefası için ideal bir mekan gözüyle baktığı Uludağ ‘da aslında yaz aylarında yapılacak pek çok farklı aktivite var ; trekking, dağ bisikletiyle turlar, gölde yüzmek, zirve yürüyüşü yada tırmanışı v.b….

Bu aktiviteler arasında en keyifli deneyimi zirve yürüyüşü sırasında yaşadık. 25 kişilik EMO (Elektrik Mühendisleri Odası) grubu ile birlikte Volfram madeninden başlayan yürüyüşümüzde bize iki uzman dağcı eşlik etti. Böyle bir aktivite için ilk çıkışta mutlaka yanınızda uzman dağcılar olması şart. Yoksa teknik konular ve yön bulmada ciddi sıkıntı yaşayabilirsiniz… Bize destek olan spora ve doğaya aşık iki güzel insan; ayni zamanda birbirinin ruh ikiziydi… Hatta bu birliktelikleri resmi hale getirirken nikahlarını da zirvede kıydırmışlar….Ne hoş değil mi? İşte bu iki özel insan tüm tecrübelerini bize aktararak yol gösterdiler…İzlediğimiz güzergah şemadaki patika yol oldu.

Bu yürüyüşe çıkarken yanınıza; su ve kumanyalarınızın yer aldığı bir omuz çantası, iri cepli kargo tipi pantolon, iyi bir dağcı ayakkabısı (yada iyi bir spor ayakkabı), güneş gözlüğü, şapka, ensenizi güneşten korumak için ter emebilen pamuklu bir fular ve mümkünse zorlu alanlara karşı bir baton gerekiyor…Böyle bir tırmanışın en ideal zamanı ise Temmuz yada Ağustos ayı. Yani zirvede karların iyice eridiği bitki örtüsünün ve minik dağ çiçeklerinin açtığı aylar.

Aslında bu yürüyüş öncesi günde bir saat yürüyüşle antremanlı olmak ideali ama biz çok spontane gelişen geziye katılış planımızdan ötürü böyle bir fırsat bulamamıştık. Tüm hazırlıklar yapıldıktan sonra grup halinde çıkış başlıyor… Bazı kurallar var ki olmazsa olmaz. Bunlardan birisi tek sıra halinde yürümek ve gruptan hariç duraklama yapmamak… Yukarıda her yer aynı gibi görünüyor …Gruptan ayrılanları kurtlar kapar misali tek sıra düzenini bozmamak gerekiyor….Çıkış sırasında rotayı uzman dağcılarımız belirlediler. Çıkış sırasında sürekli S çizerek yürüyorsunuz ki eğimli kısımlarda çok fazla zorlanmayın….Belli bir noktadan sonra bulutların aşağıda kaldığını görüyorsunuz, işte bu müthiş bir duygu, dev gibi hissettiğimiz an. Bitki örtüsü oteller bölgesinden çok farklı, çok daha çorak ama küçük şirin dağ çiçekleriyle dolu. Tamamen dağın doğasına özgü bu çiçekler halen pek çok doğa bilimcilerin araştırma konularındanmış. Tüm bu güzelllikleri yaşarken mp3 ler çantaya, grup olmanın tadıyla tutturuk bir türkü; sesimiz yankılanırken bulutların üzerinde biz gayretle çıkışa devam ettik. Aralarda küçük molalarda vardı. Ama süre 2-3 dakikayı aşmayacak şekilde! Neden diye isyan ederken, uzman dağcılarımızın söylemi “uzun sure durursanız bir daha devam edemezsiniz, temponuzu bozmayın” şeklindeydi… vee finale çok yaklaştık, küçük zirveye ulaştık… Son dönemece girince karşımızda Zirve- 2542 metre yüksekteyiz- ; üzerinde bir bayrak ve anı defteri. Anı sayfalarına zirveyi aşmanın, bulutların üzerinde olmanın hissettirdiği tüm güzel duyguları aktarmaya çalıştık. Zirveye çıkış süremiz toplam da tam 4 saati buldu. Zirveden aşağıya doğru baktığımızda Kara göl, Kilimli göl ve Aynalı göl arda arda karşınızda. Hafif bir eğimle aşağıda inişe geçiyorsunuz veee gölün kenarına ulaşıyorsunuz…

Gölde yüzenler, göl çevresinde güneşlenenler, kamp kurup bir kaç günlük de olsa demir atanlar…Biz kumpanyalarımızı çıkarıp minik bir piknik sofrası kurduk kendimize…Zafere ulaşmış komutanların edalarıyla yorgun ama gururlu ve mutlu bir şekilde gölbaşı sefası yaptık. Aslında yorgunluk tavana vurdu da uğur böceğimle birlikte, zirveye Jeeple civar köylerden çıkan temiz yüzlü insanlara, inerken bizi de götürürmüsünüz dememek için kendimizi zor tuttuk. Hatta kamp için çadırları getirmediğimize pişman olmadık desem yalan olur…

Zirve görülecekler listemizde olan yerlerden biriydi. Anlatılmaz yaşanır bir macerayıdı….Yazın yapılacaklar, zirve yürüyüşü ile sınırlı değil; zirveye çıkmadan da dağın serin sularında gölette yüzmenin tadına varabilirsiniz. Aşağıdaki fotoğrafı yüzdüğüm gölette çekmiştim. Filmlerde izlerken gördüğüm ve çok farklı bir deneyim olduğunu düşündüğüm gölette yüzme aslında son derece keyifli. En başta doğa ile baş başa kalıyorsunuz, deniz yada havuzdaki kalabalık ve yoğunluk yok. Çevrede sadece sizi saran ağaçlar var…Yeşilin her tonu suyun yüzeyine yansıyor; görüntü muhteşem. Ayrıca dağdan gelen suyun oluşturduğu gölcüklerde, su, çeşmeden akar gibi berrak ve temiz…Suya alışınca çıkmak istemeyeceğiniz bir keyif hali…

Yazın güzellikleri kadar Kışın da ayrı bir büyüsü var Uludağın. Her yer ipeksi beyaz bir örtü ile kaplanıyor. Kayak takımları, snowboard yada kızaklarla kayma zamanı … Hangisi cesaret ve ilgi alanınıza giriyorsa, tercih size kalmış…Snowboard ‘u hiç denemedim ama deneyenler hem riskinin daha fazla hem de daha zor olduğunu söylüyor. Biz acemice de olsa kaymayı tercih edenlerdeniz…Kayakta tecrübe arttıkça kullandığınız pist sayısı da artıyor tabii.

Pistlerin kabaca çizimi aşağıdaki gibi; telesiyej kartını alıp bütün gün pistten piste dolanabilirsiniz. Eğer ilk kez deneyecekseniz öğrenme sürecini hızlandırmak için kayak hocasından ders almanızda yarar var. Aslında en temel hareket kar sapanı. Kar sapanını başarırsanız kaymak aslında hiç zor değil. Kayakların arkasını açıp uçlarını birbirine yaklaştırıyorsunuz. Yani ayaklarınızla ucu hafif açık bir V şekli yapıyorsunuz. Kayak hocaları bu hareketi yapmaya alışmanız için özel bir aparatla kayakların ön uçlarını birbirinden ayırıyor. Bu uygulama-kar sapanı- frene basmak gibi bir şey…Hızınız artarken dengeyi sağlamanız için. Paralel tuttuğunuz durumda gaza basmış gibi hızlanıyorsunuz. Teorisi kolay ama uygulamaya alışmak biraz zaman alıyor tabi…

Ayağımı yerden kesen üç şey acayip zevk veriyor… Bunlardan biri bembeyaz karların üzerinde kaymak, diğeri tekneden atlayıp turkuaz rengi sularda yüzmek ve sonuncusu da her iki tarafı ağaçlarla dolu bir yolda soft bir müzik eşliğinde araba kullanmak. Denemediyseniz özellikle kaymanızı tavsiye ederim…

Aktivitelerin yanısıra Uludağ a çıkıp şehire tepeden bakmanın (Bakacak tarafından görüntü Google Earth gibi) yada ormanın yemyeşil, kışında bembeyaz dokusunun sefasını (kuş sesleri eşliğinde) yaşayabilirsiniz. Bu sefanıza tertemiz ve bol oksijenli ortamda, şöyle kocaman bir porsiyon sucuk-ekmek yada kuzu çevirmede eşlik edebilir. Üzerine de şöyle mangalda pişirilmiş köpük köpük Türk kahvesi eşlik edince bunun tam karşılığı keyif oluyor !

Ayrıca Teferrüç ‘ten teleferikle Sarıalan‘ a çıkarak manzara keyfinizi çıkış yolu boyunca sürdürebilirsiniz. Teleferikle çıkış oldukça zevkli . Ama uyarmadı demeyin kalp problemi olanlar fazla heyecana dayanamayanlara tavsiye etmem.  Bazı yerlerde -direklerden aşağı inerken-uçaklardaki hava boşluğu gibi salınımlar yaşanıyor, işte bu kısımlar heyecanı arttırıp lunaparktaki gibi nabzınızın sınırlarını zorlayabiliyor.

 

Nis 3, 2011 - Baharlopedi    Yorum Yok

Çikolata Ağacı

Catherine Atkinson ‘un kitabında Çikolatanın tarihi Aztekler ve Mayalar ‘a yani 3100 yıl gerilere dek uzanıyor. Mayalar çikolatanın özü olan kakao çekirdeklerinden yapılan acı, mayalı içeceği keşfetmişler. Bu içeceği dini ritüellerinde kullandıkları gibi kralların ve Tanrıların içeceği olarak da tanımlamışlar. 18 yy. a gelindiğinde tüm canlılar için ikili adlandırma sistemine geçildiğinde İsveçli botanikçi kakao yada çikolata ağacı olarak anılan ağaca Theobroma cacaoadını vermiş. Aslında Yunanca theos (Tanrı) ve Broma (içecek) sözcüklerinden oluşan bu terim Mayalara uzanan tarihini unutulmaz kılmış  : ))

Devam?n? Oku »

Bahar Salatası

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Aklımdan geçen Yenilebilir sanat-Edible art fikirleribaharın gelişiyle her yerde açan çiçekler ve birde yüzme saati öncesi hafif bir salata düşüncesiyle birleşince hepsinin vektörel toplamı sonucu işte bu salata çıktı ortaya. Hem de jet hızıyla….Buzdolabındaki malzemelerle fırında ısınmayı bekleyen yemek arasında her şey tam on dakika da gelişti. Bizim evin aslan burcu gurmelerinden de tam not alınca sıra yazmaya geldi…Uğur böceğimin hatırı kalmasın onun yorumuyla “baştan çıkarıcı” bir salata olmuş…Hiç vakit kaybetmeden çiçeğimin üzerine kondu…İyi ki ona göstermeden fotoğrafını çekmişim…

Devam?n? Oku »

Mar 27, 2011 - Baharlopedi    Yorum Yok

Yenilebilir Sanat -Edible Art


Yemek bedenin gıdası ancak aslında lezzet bir bütün olduğunda doyurucu oluyor. Yani görüntü de ruhunuzu beslemeli. Artık estetik sunum yediğiniz şeyin lezzeti kadar önemli. Öyle bir noktaya geldi ki artık yemek heykel traşlığı yada yiyecek fotoğrafçılığı gibi meslekler var…Tereyağından, çikolatadan, peynirden ve şekerden heykeller, ev gereçleri inanılmaz gerçekçi şekilde çalışılıyor. Hatta yapılan bu çalışmalar yaratıcılığın sınırları zorluyor. Çocukken okuduğum oduncunun çocukları Hansel ve Gretel ‘ in çatısı pastadan, pencereleri şekerden evini sadece hayal ederdik :))

Devam?n? Oku »

Mar 26, 2011 - Et Yemekleri    Yorum Yok

Tavuk Şinitsel

Zaman akıp giderken kendimi hep bir kovalamaca içerisinde buluyorum. Yapılacaklar listesinde maddeler azalıp sonra tekrar artıyor. Bazen yirmi dört koca saat yetmiyor. Günü bitirirken gecenin son saatlerinde kendimle hesaplaşıyorum… Aslında yapılacak çok şey var ve ayırılacak sınırlı zaman… ve tutamıyoruz zamanı… Dolu dolu geçen bir günün ardından bizim mutfakta bu günün farklı lezzeti Şinitzel’ i listemde bekletmeden yazıyorum….

Avusturya mutfağının geleneksel lezzetlerinden biri olan Şinitzel (Schnitzel) dana, balık, tavuk gibi her çeşit et ile yapılabiliyor.  Viyana Şinitzeli (Wiener Shnitzel) özellikle meşhur olanlardan ama Almanya, İtalya gibi pek çok ülkede benzer şekilde pişiriliyor. Farklı Şinitzel çeşitleri için menüye yandaki linkten ulaşabilirsiniz, Schnitzels.

Benim favorilerim; klasik tavuk Şinitzel ile Cordon Blue :)) Cordon Blue yapımında şinitzel için et daha ince iken ikiye katlanarak arasına farklı çeşitlerde peynir ve salam konuluyor.

Şinitzel restoranlar Avrupa ‘daki gibi Türkiye’de de yaygınlaştı. İstanbul ve Ankara’da artık şık Şinitzel restoranlar var. Şinitzelde sınır tanımayan restoranlarda ebatlar o kadar büyüyor ki tabiri caizse öksüz doyuran boyutlara kadar çıkıyor:)) Çapı 20 cm olan bir şinitzel  hayal edebiliyormusunuz? Evet yanlış duymadınız 20 cm ‘lik Şinitzeller pişiriliyor. Tek başına bitirenler varmıdır bilmem ama samimi küçük gruplar için iyi bir fikir olabilir…

Etin bu çıtır çıtır sunumunun yanına bol limon ve zeytinyağlı taze mevsim salatası çok yakışıyor. Yapımı sırasında kullandığınız galeta ununun kalitesi yüzeyinin düzgünlüğü ve pürüzsüzlüğünü etkiliyor. Ekmek kırıntıları rondodan geçirerek hazırlanacak galeta ununda yüzeyinde irili ufaklı parçacıklar kalıyor. Bu yüzden hazır galeta ununu tercih ediyorum. Galeta unu tül gibi ve ipeksi olmalı. Hatta kullanmadan önce bir kaç kez elekten geçirip kullanırsanız sonuç daha da başarılı oluyor.

Az yağlı sevenler klasik wok tava yerine teflon tava kullanarak yağ miktarını minimum seviyeye indirebilir. Hatta diet yapanlar kızartmak yerine yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisinde de pişirebilir. Tercih sizin…Kızartma yapacaksanız ideal olan yağ çok kızmadan pişirmeye başlamak. Böylece dışının çok çıtır içinin ise az pişmiş olmasını engelllemiş olacaksınız.

Malzemeler

  • Yarım kg ince dövülmüş fileto tavuk göğsü
  • 2 yumurta
  • 2 yemek kaşığı süt
  • 1,5 su bardağı galeta unu
  • 1 su bardağı un
  • kızartmak için sıvı yağı
  • 7-8 adet çeri domates
  • 1 tutam frenk maydanozu
  • Tuz , kırmızı toz biber, kimyon
  • Taze çekilmiş karabiber

Yapılışı

  • İki ayrı kaba un ve galeta unu konulur. Üçüncü kabın içine yumurta kırılır. Yumurtanın içine süt, tuz ve baharatlar ilave edilip iyice çırpılır.
  • İnce dövülmüş parça tavuk göğsü önce her iki yüzü una bulanır, fazla un silkelenir. Ardından çırpılmış yumurta karışımına bulanır.
  • Son aşamada galeta ununa her yanı kaplanacak şekilde iyice bastırılıp hafif kızdırılmış sıvıyağda her iki yüzü altın sarısı olana dek pişirilir. Fazla yağı kağıt havluyla emdirilir.
  • Patates püresi, kızartması yada baharatlı domatesli sosla sıcak servis yapılır. Patates püresi için Somon Balığıtarifimi inceleyebilirsiniz. Arzu edenler Şinitzel in üzerine limon da sıkabilir.
Sayfalar:«123456789...15»