gezi | BaharDALI
gezi için Arşiv"
Nis 11, 2010 - Seyahatname    Yorum Yok

Trilye

 

Güney Marmara ‘da zeytin ağaçları arasında küçük şirin bir sahil kasabası. Mudanya dan 10 km, İstanbul’dan araçsız gelecekler için en kolay yol ise Mudanya’ ya Deniz otobüsü ile gelip, Trilye dolmuşlarına binmek. Kendi aracınızla giderken tek dikkat etmeniz gereken yolun hafif virajlı oluşu. Ancak zeytin ağaçları arasında kıyı şeridinden kıvrıla kıvrıla gitmek aynı zamanda çok keyifli.

Tarihi adı Trilye günümüzdeki adıyla Zeytinbağı. Trilye adıyla ilgili çeşitli rivayetler var. Latince kırmızı balık, barbunya anlamına geliyormuş. Roma imparotorluğu döneminde de bol miktarda barbunya balığı bulunuyormuş.  Bir başka rivayet ise afaroz edilmiş üç papazın saklandıkları yer olduğu. Tri-üç İlya-papaz anlamına geliyormuş… 1960 lı yıllarda ise doğasına çok yakışan Zeytinbağı adını almış. Zeytinbağı sokaklarında dolaştığınızda tarihinin izlerini Bizans-Rum ve Osmanlı evlerini görebilirsiniz…

 

Zeytinbağı sahili denize girmek için çok da uygun bir yer değil. Ama günübirlik geziler için güzel bir seçenek. Sahilde küçük şirin balıkçı restoranları , çay bahçeleri var. Balıkçı restoranları arasında Şekerev favorimiz. Mevsimine göre balık yemek en iyisi ama Barbunya balığının anavatanı Trilye olduğu için denemenizi tavsiye ederim. İlk defa gidenler için dikkat etmeniz gereken balıktan önce önünüze gelen kekik ve pul biberli meşhur zeytinyağına bandırılan ekmeklerle karnınızı doyurmamanız. Aksi halde nefis balıklara yer kalmıyor.

İskele civarında bulunan dükkan ve stantlarda el emeği göz nuru ürünler, ilginç hediyelik eşyalar var.

Yiyecek konusuna girmişken zeytin ve zeytinyağının yanısıra el yapımı  nefis lezzetler bulmakta mümkün. Mesela çıtır kabakta bunlardan biri. Kireçte özel olarak hazırlanan bal kabağı, portakal ile hazırlanmış zeytin reçeli. Zeytin reçelinin bu kadar güzel olacağını tahmin etmezdim.

Osmanlılar tarafından camiiye dönüştürülen eski Yuannes kilisesi Fatih Camii, Türkler tarafından yapılan hamam, Çamlı kahve tarihi mekanlarından.

 

 

Tarihle ve doğayla içi içe güzel bir gün geçirdikten sonra şehre doğru yola koyulduk. Havada bizi yolcu edercesine kararıp rüzgar çıkmaya başlamıştı zaten…

Mar 6, 2010 - Seyahatname    Yorum Yok

Budapeşte

 

İş seyahati için gittiğim Macaristan da Pazar gününü kendime ayırarak Budapeşte’de şehir turu attım. Tuna nehrinin ikiye ayırdığı bu güzel başkentin bir tarafı Buda diğer tarafı Peşte olarak geçiyor. İki tarafı Tuna üzerinde görmenin en güzel yolu tekne gezisi.Şehirde ilk turumu Tuna üzerinde tekne ile yaptım. Ardından şehir merkezinde ilk durak parlamento binası oldu. Ülkenin ve başkentin en gösterişli binası Parlamento neo-gotik tarzda bir şaheser. Ülkenin de sembollerinden birisi. Oldukça eski bir tarihe sahip 1884-1902 yılları arasında inşa edilmiş.

 

Altınyaldız motifler ve heykellerle süslenen binanın içine girerken uçağa binerken yapılan aramadan daha sıkı bir aramaya tabii tutulduk. Salonlarda dolaşırken yanımızda bodyguard tipinde güvenlik görevlileri bize eşlik etti. Bu kadar yoğun önlemin sebebi tarihi önemi dışında halen kulanılıyor olmasından kaynaklanıyor olsa gerek…

 

Şehrin heryeri heykellerle donatılmış …Fotoğrafta Peşte tarafından Buda kısmının görüntüsünü görüyorsunuz. Karşı tarafa geçmek için yedi farklı köprü var. Karşıda Buda tarafında Matyas Kilisesi, Balıkçı tabyası, Kale bölgesi ve Gellert tepesi görülmesi gereken yerlerden…Tepenin adı elindeki haçıyla kenti kutsayan Budapeştenin koruyucu Aziz’i olduğuna inanılan Gellert’in heykelinden alıyor. Manzara tepeden başkente kuşbakışı olarak çok güzel görünüyor. Yukarıdaki ilk fotoğrafı bu tepeden çekmiştim. Gellert tepesinden sonra Peşte tarafına geçip Kahramanlar meydanını dolaştık. Bu meydanda Macar önderlerin, politikacıların heykelleri var. Orta kısımda büyük bir Cebrail figürü yer alıyor. Tarihi kısımları gezdikten sonra Vaci sokağına uğradım. Cafelerden çigan müziği, sokak çalgıcılarından saksafon ve keman sesleri geliyor. Sokak çalgıcısı deyip geçmemek lazım minik bir konser dinlemiş kadar oldum; çok güzel çalıyorlar…Bu sokakta müzik eşliğinde alışverişte ayrı bir zevk. Burada H&M in iki katlı büyük bir mağazası var. Bir saatte içinden çıkamadım ama içeride kaldığıma da değdi doğrusu çok güzel hediyelik eşyalar aldım. Fiyatları da oldukça uygundu…

 

Tuna nehri üzerindeki Marget adası gerçekten görülmeye değer…Tekneyle ulaşabileceğiniz gibi adaya yürüyerek de gidebilirsiniz. Oldukça büyük olduğu için adada ki gezimi bisiklet kiralayarak tamamladım. Aqua parklar, kaplıcalı oteller, su kulesi yanında şirin bir kafeterya , piknik ve koşu alanlarıyla Tuna manzaralı ada tam bir doğa harikası…

Yemek kültüründe bize benzer yemekleri olsa da pişiriliş ve sosları bizden çok farklı. Gulaş en meşhur yemekleri . Bizim tas kebabımızı andırıyor ama dana etiyle yapmış olmalarına rağmen tadını pek sevemedim doğrusu. Pizzalarını daha lezzetli buldum. Eğer yediğiniz yemeğin tadını beğenirseniz Macaristan da kesinlikle aç kalmazsınız. Çünkü porsiyonları çok büyük. Şirketten Direktörlerimizden biriyle yaptığımız yolculukta mola verip hafif bir sandiviç yemek isteyince tam anlamıyla şok olduk. Servisi yapan kız koca tepsiyle gelirken önce yanlışlıkmı var diye düşündük. Yanımıza yaklaşıp tepsiyi masaya bırakınca bir de ne görelim sandiviçin boyu 50-60 cm kadardı…Gözlerimize inanamadık…