gezi yorumları | BaharDALI
gezi yorumları için Arşiv"
Tem 11, 2010 - Seyahatname    Yorum Yok

Burano

Venedik ‘ten bir tekne ile Murano’ ya, Murano’dan da Burano ‘ya  ulaştık. Burano gezimizde son durağımızdı. İtalya ile ilgili gezi notlarımı sondan başa doğru yazıyorum. Lagündeki adalar içinde en renkli olanı Burano. Ada içinde rengarenk küçük evler var. Sokakların arasında karşıdan karşıya geçiş köprülerle sağlanıyor. Ada halkı el işleri ve  balıkçılıkla uğraşıyor. Erkekler balık avlamaya gidince bu şirin ada da bayanlarda dantel işlemeye başlarmış. Hatta o kadar ilerlemişler ki 16. yy da Avrupa’nın en çok aranan dantelleri burada işlenir hale gelmiş. Özenle yaptıkları danteller o kadar inceymiş ki “punto in aria” (havadaki nokta) olarak anılırmış. Bu iş bu kadar ilerleyince 1872 yılında “Scuola dei Merletti” yani dantel okulu açılmış. Günümüzde dantelleri işleyenler daha çok orta yaş ve üzeri olanlar..Buranolular genç kızlarının bu işe çok ilgi duymaması nedeniyle gelecekle ilgili biraz tedirginler. Öğrendiğim kadarıyla danteller bizde ki gibi elle örülmüyormuş, özel olarak dokunuyormuş. Adadaki dükkanlardan birinin vitrininden çektiğim aşağıdaki fotoğrafta el işlerinden bir kaç örnek görebilirsiniz.

Bayanlar böyle ince işlerle uğraşırken balıkçılıktan kalan zamanda erkekler kahvehanelerde toplanırmış. Ama öyle iskambil oynamak için falan değil, müzik yapmak için ….İşte böyle sevimli ve ilginç bir ada Burano. Bir başka ilginç yanı da ada da öylesine huzur ve güven ortamı var ki evlerin kapıları ardına kadar açık …Sadece kapılarda kumaş gölgelikler var, tabii doğal klimatik adriyatik denizinin serinletici havası da içeriye giriveriyor. Evler renkli cıvıl cıvıl atmosferine uygun cam kenarları ve fon çiçekleri de birbirinden güzel. Bunun la da yetinmeyip biblolar, minik şirin objeler ile evlerinin dış görünüşünü daha da renklendirmişler, hepsi çok estetik ve şirin görünüyor…

İtalya ‘da Pisa kulesinden sonra yer çekimine meydan okuyan ikinci yapıda adadaki kilisenin eğik olan çanı.

Ada da adriyatik denizinin serinletici havasında keyiflli bir yemek yiyebilirsiniz. Biz akşam yemeğini ada da planlayıp biraz da erken varınca bir kaç restoran dışında akşam yediden önce servise başlamadıklarını öğrendik. Tabii öğrenene kadar bir uçtan bir uca dolaşıp kürkçü dükkanına döner gibi ilk gördüğümüz açık restorana geri döndük. İyi ki de dönmüşüz grubumuzun diğer kısmı ile kalabalık ve keyifli bir akşam yemeyi yemiş olduk. İtalyanlar çok düzenli ve prensiplerine bağlılar, para kazanmak için dahi olsa servise daha erken başlamıyorlar…Yemek saatlerinden asla taviz vermiyorlar…. Balık, istakoz, midye, ahtabot gibi deniz ürünleri, klasik italyan yemeklerinden lazanya, spagetti, dana ızgara gibi yemekleri bu restoranlarda yemek mümkün. Balık her zaman yiyebileceğimi düşünerek lazanya ve üzerine tatlı olarak da tiramisu yu seçtim. Özellikle tiramusu için şu kadarını söyleyebilirim ki biz ne kadar güzel tiramisu yapıyoruz desek de herşeyi yerinde yemek lazım, tadı tam anlamıyla müthişti…

Bu küçük şirin ve keyifli ortam için tavsiyem Venedik e gelecek olursanız Burano adasını görmeden dönmeyin…

Nis 25, 2010 - Seyahatname    Yorum Yok

Ağva

Ağva Karadeniz kıyısında 2-3 km uzunluğunda denize kumsalı olan Yeşilçay ve Göksu nehirlerinin denize döküldükleri delta üzerinde kurulmuş bir sahil kasabası. Latincede adı iki dere arasındaki köy anlamına geliyormuş. Ağva’ da mavinin ve yeşilin her tonunu görmek mümkün. İstanbul’dan gidecekler için Şile-Teke-Ağva üzerinden ulaşım mesafesi 95 km. Balıkesir -Bursa istikametinden gelmek isteyenler için ise iki seçenek var. Yalova dan feribotla karşıya geçip Gebze, Sultanbeyli ,Şile ,Teke ve Ağva. Ya da körfezi dolaşarak Altınova, Karamürsel, Gölcük istikametinden gidip İzmit’ten sonra Kandıra üzerinden Ağva ya ulaşmak. Biz körfezi dolaşmayı tercih ettik. İzmit’e kadar körfez manzaralı İzmit’ten sonra Karadeniz ‘in yeşili baskın doğa manzaralı bir seyahatten sonra Ağva ‘ya ulaştık.

Fenerin çevresinden itibaren turumuza başladık. Kumsal çok güzel görünüyor. Kum billur, deniz çok temiz. Bahar havasında dayanamayıp sezonu açarak yüzmeye bile başlayanlar vardı.

Ağva ‘da tekneyle deniz tarafında koyları ve göl tarafında doğasını ayrı ayrı görebilirsiniz. Deniz tarafında Kilimli ve Kadırga koyları görülmeye değer. Göl tarafında ise yeşilin farklı tonları, ağaçların ve sazlıkların arasında; deniz kaplumbağlarını, balık avlamayı bekleyen balıkçıl kuşlarını görebilirsiniz. Deniz kaplumbağını ürkütmeden çekebilmek için kaptanımız ancak üç-dört metre yaklaşabilse de kütüğün üzerinden inmeden küçük ve sevimli yavru kaplumbağın fotoğrafını çekmek de mümkün oldu…

Rıhtımın bittiği yerde balıkçı teknelerinin bağlı olduğu iskele başlıyor. İskelelerin bazılarında küçük balkonlar var. Balıkçılar burada ağları onarırken manzaranın da tadını çıkarıyorlar.

Sahilde taze ve lezzetli balık yiyebileceğiniz restoran ve cafeler var. İki katlı tekneler sahile demirlenip restorana dönüştürülmüş. Burada hem manzaranın tadını çıkarıp hem de keyifle leziz balıkların tadına bakabilirsiniz. Sahil boyunca hediyelik olarak el işi ilginç takılar, şile bezinden yapılmış her yaşa uygun elbise ve bluzlar bulmak mümkün. Hatta o kadar ki 3-6 ay arası  bebekler için bile şile bezi elbiseler yapmışlar… Tabii en şirin görüneni de en küçük olan bu boyu….

Doğanın; yeşili ve mavisinde her tonunu gördükten sonra şehre dönmek istemesek de bir başka hafta sonu kaçamağını tamamlamış olarak dönüş yolculuğuna başladık. Sakin bir gün geçirmek, doğayla başbaşa olmak, balık tutmak ve fotoğraf çekmek isteyenler için tam bir cennet Ağva. Kalmak isteyenlere küçük otellerde var. Baharda bu kadar yoğun olarak İstanbul’dan kaçanları görünce deniz sezonu başladığında çok daha yoğun olacağını tahmin ettiğim Ağva’ya sezonda şehir dışından gitmek isteyenlere önerim mümkün ise hafta içi gelip kalarak tadını çıkarmaları olacak.

Dönüş yolunda körfezde yakaladığım bir gün batımı manzarası… Bir günü daha geri de bırakırken günbatımı biten günün hüznü ve doğacak günün sevincini hissettiriyor…

Mar 7, 2010 - Seyahatname    Yorum Yok

Marmaris

 

Turunç koyunda mavi bayraklı denizi, tekne turuyla keşfedeceğiniz turkuaz mavisi koyları ile yeşil ve mavinin tam anlamıyla birleşimi …İçmeler koyundan merkeze kadar her köşesi ayrı doğa güzelliğine sahip bu tatil beldesinde kalmak tam anlamıyla keyif. Merkezinde aşırı yapılaşmadan dolayı hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. Ama koyları görmeye başladığınızda işte o zaman tadına varacaksınız. Koyları kısa sürede görmenin en iyi yolu çarşı içinde ana iskeleden kalkan tekneler ile tekne turu yapmak. Yıldız adası,Turunç , Kumlubük , Çiftlik , mavi yada fosforlu mağara en güzel yerlerden…

Değişik yerleri keşfetmeyi tercih etmemize rağmen üç farklı yaz tatilinde tercihimiz Marmaris odu. Farklı koylarıyla seçeneklerinin çok olması da önemli bir etkendi. Turunç, Çiftlik koyları ve merkezi olmak üzere her seferinde denize ve manzaraya farklı bir açıdan baktık. Hiç dalgasız çarşaf gibi, içi de akvaryum gibi temiz denizine doyamadık :)) Hatta hani klasik bir hayal vardır ya; emekli olunca bir sahil kasabasına yerleşip yaşamak… Bizim için böyle de bir yeri var Marmaris in… Merkezi yaz aylarında çok kalabalık ve yoğun olsa da haziran ve eylül aylarında çevre koylar çok güzel oluyor…

 

 

Marmaris’in marinası Güney Ege’nin en büyük marinası. Marina ile çarşı arasında ise Mavi yolculuk tekneleri bağlı. Rıhtım boyunca sıralanan restoranlar,barlar gece yaşamının en renkli noktası.

Marmaris -Muğla yolunun 12.km sinden sola ayrılan yol Gökova körfezinin bir baka noktasına Çamlı iskelesine ulaştırır sizi. Çamlı iskelesinden Sedir adasına tekne ile gidebilirsiniz. Sedir adası antik Kedrai kenti ve ünlü Kleopatra plajı ile tanınıyor. Antik kentten günümüze tiyatro kalıntıları kalmış. Rivayete göre kraliçe altın sarısı kumu Mısırdan getirtmiş. Denizde de mavinin farklı tonlarını görmek mümkün. Bu kumlar Girit adasında da görülüyormuş . Ne yazık ki yeterince korunmuyor ve yağmalanıyor. Bilim adamları bu kumların ortasında mikroskopik bir canlı fosili tespit etmişler. Umarım bir sonraki gidişimizde hala eskisi gibi görebiliriz.