Roma | BaharDALI
Roma için Arşiv"
Eyl 15, 2010 - Seyahatname    Yorum Yok

Roma

Roma’da ilk günümüzde tur grubumuz ve rehberimizle birlikte Vatikan’daki SAN PIETRO katedralini gezerek başladık. Katedralle ilgili fotoğraflara gezi menüsündeki VATİKAN kısmından bakabilirsiniz. Ardından şehrin diğer önemli meydanlarını; yukarıdaki fotoğrafta görünen PIAZZA NOVONA yani Novona meydanını , PANTHEON’u,  PIAZZA DI SPAGNA yani İspanyol merdivenlerini, FONTANA DI TREVI  yani  Aşk çeşmesini dolaştık. Roma için kesinlikle ayağınızda iyi bir spor ayakkabı yada hafif rahat bir sandalet şart . Çünkü bahsettiğim meydanların tamamını dolaşmanın en iyi yolu yürümek. Roma sokakları bazı yerlerde çok dar arabaların geçişine izin verilmiyor. Ayrıca bir şehri yakından yaşamanın en iyi yolu dolaşıp sokak aralarındaki hayatı da görmek diye düşünüyorum. Arabayla bir şehri dolaşmak birazcık şehre teğet geçmek gibi… Dolaşmak için farklı araçlar kullananlar da var. Ginger, motosiklet, bisiklet, fayton…

Fayton deyince şaşıranlar olabilir ama ayni bizdeki gibi fayton gezileri orada da turistler için oldukça popüler bir yol. Hatta Akdeniz kültüründen ortak özelliklerimiz mi desek bilemiyorum ama atlarını bile bizdeki gibi el işi ürünlerle süslüyorlar…

Estetik konusunda İtalya bir ekol diye düşünüyorum. Mağazaların vitrinleri, giriş kapıları, evlerin balkonları, kapıları hepsi çok estetik ve tarihi….

Ayrıca ;çiçekler, tüller, biblolar, sepetler gibi aklınıza gelebilecek pek çok orijinal aksesuarla süslenmiş…Sanatın merkezi olan bu ülkede yetişen sanatçıların estetik genleri kuşaktan kuşağa taşınmış galiba:)) Tablo gibi görünüyor,bayıldık doğrusu J

PONTE VITTORO EMANUELLA II köprüsü üstünden heykelleri ve nehri izleyerek geçtik. Roma’yı ikiye bölen Tiber Nehri usul usul akıyor. İleride San Pietro Katedrali’nin kubbesi görülüyor. Köprüyü geçtikten sonra, yürüyerek CORSO VITTORIO EMANUELLE II   ( Emanuelle II, İtalya’nın ilk kralının ismi) caddesinden, PIAZZA NOVONA meydanına kadar yürüyerek ulaşabilirsiniz. Bu meydan da dönemin en güzel Barok yapıtları var.  Bir başka özelliği ise günümüzde tam olarak ressamlar sokağı şeklini almış. Sokak ressamları o kadar mükemmel tablolar yapmışlar ki galerideki resimleri dolaşır gibi bir uçtan bir uca dolaşabilirsiniz. Ayrıca bu meydandaki Fontana dei Quattro Fiumi isimli yapıt Bernini ’nin en muhteşem yapıtı. Dünya ’ daki o dönemde bilinen dört büyük nehri (Nil,Tuna,Ganj ve Rio de la Plata) temsil eden heykellerden oluşuyor. Yan tarafında da  Neptün Çeşmesi’ yer alıyor. Meydanın tadını çıkarmak için cafelerden mola vermeye uygun.

  

Novona meydanında yürümeye devam ederek, ara sokaklardan, hediyelik eşya satan dükkanları geçip, PANTHEON a ulaşılabiliyor. Haritada ara sokakları ve tarihi eserlerin tümünü görerek yönünüzü ayarlayabilirsiniz. Pantheon tarihi ve mimari yönüyle mutlaka görülmesi gereken bir yapı. Pagan döneminde tapınak olarak inşa edilmiş ama sonrasında katolik kilisesine dönüştürülmüş. En önemli özelliği mimari de kafesleme tekniği adı verilen teknikle direk kullanılmadan yapılmış bir kubbesi olması. Bu kubbenin tam ortasında ise  kocaman bir delik yer alıyor.  Kare bantlar oculus adı verilen delikten içeri sızan ışığın bir illüzyon sağlamasının yanında kubbenin çökmesini de önlüyor. Raphaello’nun mezarının da burada olduğu biliniyor. Pantheon’un bulunduğu meydanda Bernini’nin bir eseri daha yer alıyor. Mısır dikilitaşını taşıyan bir fil heykeli. Ayrıca meydanda cafe ve restoranlar ile fastfood tercih edenler için Mc Donalds var. Tüm İtalya’da dikkatimizi çeken hiç farklı mutfakların geleneksel restoranlarının olmaması oldu. Berlusconi’nin aldığı bir kararla hepsi kaldırılmış, amaç tabii ki kendi restoranlarını kalkındırmak. Doğrusu biz pek şikayetçi değildik; pizza çeşitleri, makarna çeşitleri, lazanyalar, balık ve dana etli yemekleriyle İtalyan mutfağı gayet lezzetli ve çeşitli. Biz gittiğimiz yerin geleneksel tadlarını denemekten yana olduğumuz için yeni lezzetlerden keyif aldık …

Via del Corso caddesinden yürümeye devam ederseniz  VIA FONTANA DI TREVI yani aşk çeşmesi caddesine çıkabilirsiniz. Fontana di trevi yani aşk çeşmesi 1730 lu yıllarda yapılmış. Yapımı 30 yılda tamamlanmış. Çeşme üzerinde deniz tanrısı Neptün’ün heykeli ortada yer alıyor. Her iki yanındaki deniz atları iki farklı karakterde. Bunlardan biri kızgın zaptedilemeyen, diğeri sakin; kulağının dibinde borazan öttürülmesine rağmen sakinliğini kaybetmeyen bir at figürü. Heykeltıraşın burada anlatmak istediği kızgın at ile denizin dalgalı hali iken sakin at ile denizin durgun halidir. Aslında hayatın da inişleri ve çıkışları olduğunu anlatmak istemiş. İnanışa göre eğer çeşmenin havuza para atarsanız Roma’ ya-İtalya ’ya bir daha geri geleceğiniz anlamına geliyor. Tabii bence tamamen şehir efsanesi, işin aslı müthiş zengin tarihi, doğal güzellikleri ve sıcak iklimi ile bir gidenin bir daha tercih edebileceği bir ülke olması… Biz de tekrar fırsat bulursak yine gelelim diye düşünerek ayrıldık İtalya’dan… Aşk Çeşmesini karşınıza aldığınızda sol tarafta nefis lezzetli dondurma çeşitleri olan bir roma dondurmacısı var, tadına bakmadan geçmemenizi tavsiye ederim. Roma dondurması oldukça meşhur; kavunlu, tiramisulu, kahveli çeşitleri tadına bakılması gereken farklı lezzetlerden…Yine  Via del Corso  caddesi üzerinden yukarı doğru devam ederek, Via Condotti caddesine ulaşabilirsiniz. PIAZZA DI SPAGNA yani İspanyol Merdivenlerine ulaşabilirsiniz. Adını 17. yy’da Papalık bölgesinin İspanyol büyükelçiliğini barındırmak üzere burada inşa ettiği Palazzo SPAGNA’dan almış. Merdivenlerde dinlenip soluklandıktan sonra karşı sokağında yer alan Gucci, Prada gibi şık ve önemli markaların mağazaları dolaşabilirsiniz. İspanyol merdivenlerinin bulunduğu bölgeye Metro ile A hattından gelip SPAGNA durağında inerek de ulaşabilirsiniz.

Tur programı dışında önceden gitmeyi planladığımız yerleri ise şehir haritası ve metro ile kendimiz dolaştık. Özellikle içini görmek istediğimiz ; Vatikan Müzesi, Melekler Kalesi, Kolesyum planladığımız listede ilk sıralarda yer alıyordu. Aslında Roma ‘yı kendi başınıza bir şehir haritası, kendinizi ifade edecek kadar İngilizce ve  metro kullanımıyla rahatlıkla dolaşılabilirsiniz. Kendi başına dolaşıp üç gün kalacaklar için Roma Pass kartı oldukça uygun . Toplu ulaşım ve ilk iki müze de giriş ücretsiz. Roma Pass kartının fiyatı kişi başı 25 euro . Zaten müze girişleri 8-15 Euro arası değişiyor. Dolayısı ile iki müze ve ulaşımı hesaplayacak olursanız kesinlikle daha fazlasını veriyorsunuz  Biz İtalya’nın ve Roma’nın bir kısmını kendimiz bir kısmını da tur ile birlikte dolaştık. Geneli görmek için tur grubu ancak özel olarak içine girerek dolaşmak istediğiniz yerler için kendiniz dolaşmanız gerekiyor. Turun programında istediğiniz yerleri seçebileceğiniz için tercih yaparak  kendi belirlediğiniz yerleri gezebilirsiniz. Tur programının bizim için avantajı gördüğümüz yerleri rehberimizle daha bilinçli dolaşmak ve sadece Roma değil İtalyadaki diğer önemli ve tarihi şehirleri de görmek oldu. Şehirler arası transferler ve ara bölgelerin  sekiz gün gibi kısa sürede dolaşabilmek açısından avantajlı oldu. Bunu okurken sekiz gün çok da kısa bir zaman değil diye düşünenleriniz olabilir . Ama söz konusu ülke İtalya ise gidenler bilir sekiz gün kesinlikle uzun değil. Bu sure içinde gördüğümüz şehirler; ROMA, FLORANSA, VENEDİK, PİSA, SİENA, VERONA, GARDA gölü-SIRMIONE ve dünyanın en küçük ülkesi VATİKAN oldu. Geziler menüsünden diğer şehirlerin ve dünyanın en küçük ülkesi VATİKAN ‘ın fotoğraf ve yorumlarına ulaşabilirsiniz.

Roma ‘yı dolaşırken kalacağınız otelin resepsiyonundan yada turizm bürolarından ücretsiz şehir haritası bulmanız mümkün. Haritayı daha iyi anlamanız ve verimli kullanmanız için bilmeniz gereken bir kaç nokta var. Haritada göreceğiniz ifadelerden; VIA cadde ,  PIAZZA ise meydan anlamına geliyor. Haritada metro güzergahlarını incelerseniz iki metro hattı olduğunu göreceksiniz. Biri kırmızı hat, diğeri mavi hat. Metro biletleri, istasyonların girişlerinde, otomatik para atılıp bilet alınabilen makinalardan alınıyor. Bunun için yanınızda bozuk para bulundurmanız gerekiyor. Metro biletini günlük veya tek seferlik alabilirsiniz. Tek seferlik bilet, 1 euro. Farklı hatta, 75 dakika içinde, aynı bileti iki kez kullanabiliyorsunuz. Metroda inilecek her istasyonu sesli ve yazılı olarak gösteren bir düzen var. Yani dikkatli olursanız , yanlış inmeniz mümkün değil. İtalyanlarda şehir içi ulaşımda sıkça kullandığı metro hatları genellikle biraz kalabalık oluyor, ancak ulaşım için en emniyetli bir yol. Tabii emniyeti taksicilerin dolaştırma ve farklı tarife uygulamalarına karşı söylüyorum. Roma ’da her zaman İstanbul ‘daki gibi temkinli olmak gerekiyor, çantalarınıza ve cüzdanlarınıza dikkat :)) Biz hiç yaşamadık ama bu konuda kötü tecrübeleri olanlar var…Müzeleri dolaşırken geneli 09:00-19:00 arası açık ve genel olarak pazartesi günleri kapalılar.
 

İlk gün ki turumuzdan sonra ikinci gün mavi metro hattı üzerindeki COLOSSEO istasyonunda inerek Kolesyumu  ve çevresini gezebilirsiniz. Kolesyum meşhur gladyatör dövüşlerinin yapıldığı amfi tiyatro. İ.S.72 yılında yapılmaya başlanmış. 55 bin kişi alacak kadar devasa.. Oturma düzeni sınıflara göre ayarlanmış. Arena adını inşa edildiği Neron un sarayındaki yaldızlı bir bronz heykelden almış. 523 yılına kadar dövüşler devam etmiş. Bazı taşlar taş ocaklarında kullanılmak üzere alınmış, ardından ikinci dünya savaşında da bombalanmış . İtalya ’daki orijinal formu ile kalmamış nadir eserlerden. Görüntüsü aşağıdaki gibi. Tribünlerin arka kısımları gladyatör kıyafetlerinden küçük bir müze oluşturulmuş. O dönem epey vahşet yaşanmış buralarda … Gladyatör filmini seyredenler hatırlar; köleleri kölelerle, hayvanları kölelerle dövüştürüp hem eğlenmiş hem de bahislerle epey para kazanmışlar.(Ne vahşet değimli? Romalılar epey acımasızmış…) Hayvanların arenaya çıkarılması için arena zemini basit sarkaç sistemleri ve kafeslerle kaplı, küçük maketlerini müze şeklinde ayırdıkları kısımda sergiliyorlar.

Kolesyum sonrası çevresindeki antik roma şehrini dolaşabilirsiniz. Palatine Tepesi ile Capitoline Tepesi arasındaki geniş alanda Roma İmparatorluğuna ait idari binaların, tapınakların, bazilikaların, çarşıların ve sarayların kalıntıları var. Antik Roma’nın kalıntıları arasında, 2000 yıl önce –Sezar (Cesare) döneminde hayatın, politikanın ve tabii entrikaların döndüğü yerlerde yürüyerek dolaşabilirsiniz.

Ardından yakın çevrede yer alan orta çağ ve bazı Rönesans eserlerinin yer aldığı Capitolium (Capitoline) müzelerini harita yardımıyla Piazza di Campidoglio’da meydanında bulabilirsiniz. Kolesyum ’a on-onbeş dakika yürüme mesafesinde… Konumu Roma şehrinin kurulduğu yedi tepeden biri olan Capitoline tepesi üzerinde yer alıyor. Heykel koleksiyonunda özellikle Bronz heykeller ve resim koleksiyonu müzenin en ilgi çekici kısımları. Vatikan’ı bir yana ayırırsak Roma’nın en önemli ve en güzel eserlerini barındıran müzesi Capitoline diye düşünüyorum. Müzeleri oluşturan; 15. yüzyıl ile 19. yüzyıl arasında yapımı süren üç sarayda, farklı dönemlere ait resimler, heykeller ve farklı tarihi objeler sergileniyor. Bence en önemlisi, Roma’nın simgesi olan anne kurt heykeliydi.

Müzede Roma’nın simgesi anne kurt ile Remus ve Romulus bronz heykeli bronz heykellerin bulunduğu geniş salonda yer alıyor. Truva soyundan gelen ve savaş tanrısı Mars’ın ikiz oğulları olan Remus ile Romulus, doğduktan sonra sepet içinde Tiber Nehri’ne bırakılmış. Anne kurt onları bulup ve emzirmiş. (Tanıdık bir hihaye değil mi?) Daha sonra Romulus, Remus’u öldürüp ve Roma şehrini kurmuş. Efsaneye göre kuruluş öyküsü böyle…Ne garip benzerlikler var, taht kavgasında da Osmanlı İmparatorluğunda kardeşini öldüren padişahları anımsattı bana…

Medussa heykelinden de bahsetmeden geçemeyeceğim. Didim e gidenler bilir, bir başka örneği de Didim de yer alıyor. Efsaneye göre tanrıçanın kocasıyla aşk yaşayan genç güzel kadın onun laneti sonucu çirkin ve yılan kafalı bir kadına dönüşmüş.

Roma tarihiyle ilgili önemli eserlerin yer aldığı müzede İngilizceniz yeterli ise girişte alacağınız kulaklıkla dijital rehber kullanarak eserlerle ilgili bilgi almakmümkün oluyor.

Capitoline müzesinden çıkıp yürüyerek yokuş aşağı 50 m kadar yürüdükten sonra sağ tarafta Ünlü Vittorio Emmanuelle Anıtını göreceksiniz.  Birleşik İtalya’nın ilk kralı Vittorio Emmanuelle II’nin adına, 1911’de başlanıp 1935’te tamamlanmış. Romalılar bu kadar yoğun tarihi eser ve antik kalıntının arasına yapılan bu binayı çok yeni buluyor ve beğenmiyorlar.  Yürüyerek geçmeseniz bile ulaşım sırasında ana yol üzerinde geçerken de görebileceğiniz bir yapı. İçeride de bir ulusal müze var, tabii eserler daha çok yakın geçmişe ait…

Üç günlük roma gezimizi tamamlarken-üçüncü gün Vatikan- yorgunluğumuzu Roma tavernasında attık. Roma’nın gündüzleri kadar geceleri de çok renkli. Gittiğimiz taverna zamanında Pavorotti’nin de uğradığı restoranlardan biriymiş. Müzikler tam anlamıyla harikaydı. Floransa için enerji topladık.

Arrivederci Roma….